22
Fetih Hutbesi;Peygamberimizin (sav) Mekke’nin Fethinde Okuduğu Hutbe
Posted by zixakFetih Hutbesi ; Peygamberimizin (sav) Mekke’nin fethinde okuduğu hutbedir.
Fetih Hutbesi
Resûl-i Ekrem Efendimiz, Kâbe-i Muazzamanın kapısında durdu. Mübârek yüzünde beliren tadı tebessümleriyle halka bakıyordu. Allah’a hamd ve senâdan sonra şu hutbeyi irad etti:
“Allah’tan başka ilâh yoktur. Yalnız O vardır. Onun şeriki yoktur.
“O, va’dini yerine getirdi, kuluna yardım etti, aleyhinde toplanan düşmanları tek başına perişan etti.
“Bilmelisiniz ki, Cahiliyye Devrine âit olup, iftihar vesilesi yapıla gelinen her şey; kan, mâl dâvâları, bunların hepsi bugün, şu ayaklarımın altında kalmış, ortadan kaldırılmıştır.
“Bütün insanlar Âdem’den (a.s.), Âdem de topraktan yaratılmıştır. Allah buyuruyor ki: ‘Ey insanlar! Sizi, bir erkekle bir dişiden yarattık; sonra da, birbirinizi tanıyıp kaynaşasınız ve aranızdaki münâsebetleri bilesiniz diye sizi milletlere ve kabilelere ayırdık. Allah katında en şerefliniz, Ondan en çok korkanınızdır. Muhakkak ki Allah herşeyi hakkıyla bilir, herşeyden hakkıyla haberdardır.” (Hucurat Sûresi, 13 )575
Resûl-i Ekrem Efendimiz (a.s.m.), bu hitabesinden sonra, halka, “Ey Kureyş topluluğu! Şimdi hakkınızda benim ne yapacağımı tahmin edersiniz?” diye sordu.
Kureyşliler, “Sen kerem ve iyilik sahibi bir kardeşsin! Kerem ve iyilik sahibi bir kardeş oğlusun! Ancak bize hayır ve iyilik yapacağına inanırız” dediler.
Bunun üzerine Âlemlere rahmet olarak gönderilen Resûl-i Kibriyâ Efendimiz şöyle konuştu:
“Benim halimle sizin haliniz, Yusuf’la (a.s.) kardeşlerinin hali gibidir.*
“Yusuf un (a.s.) kardeşlerine dediği gibi ben de sizlere diyorum:
“Bugün sizin için bir kınama yoktur! Allah, sizi affetsin. O, merhamet edenlerin en merhametlisidir.’576 Gidiniz, sizler serbestsiniz”577
Affedişlerin en makbulü, muktedirken affetmek, iyiliklerin en güzeli ise, kötülüklere karşı yapılarıdır. Merhametlerin en üstünü kendisine acımayanlara acımak, şefkat etmek ve merhamette bulunmaktır. İşte Kâinatın Efendisi bunu yapıyordu. Çünkü, O, Cenâb-ı Haktan dersini şöyle almıştı:
“Kolaylık göster, affa sarıl, iyiliği tavsiye et, câhillerden de yüz çevir.”578
Peygamberimizin İkinci Hutbesi
Resûl-i Ekrem Efendimiz, fethin ikinci günü, öğle namazından sonra Kâbe kapısı merdivenine çıkıp, arkası Kâbe’ye dayalı bir halde Allah’a hamd ve senâda bulunduktan sonra halka şöyle hitap etti:
“Ey insanlar!
“Şüphesiz Allah göklerle yeri, güneş ile ayı yarattığı gün Mekke’yi haram ve dokunulmaz kılmıştır. Kıyamet gününe kadar da haram ve dokunulmaz olarak kalacaktır.
“Allah’a ve âhiret gününe inanan kimse için, Mekke Hareminde kan dökmek, ağaç kesmek helâl olmaz!
“Mekke’de kan dökmek benden önce hiç bir kimseye helâl olmadığı gibi, benden sonra da hiç bir kimseye helâl olmayacaktır!
“Bu söylediklerimi burada dinleyenler, hazır bulunanlara duyursun!
…
“Şu bulunduğum andan itibaren kim öldürülürse, öldürülenin âilesi için şu iki şeyden birini tercih etmek hakkı vardır:
“Yâ öldürülenin kısas olarak öldürülmesini, ya da öldürülenin diyetini, kan bedelini ister.
“Muhakkak ki, insanların Cenâb-ı Hakka karşı en hürmetsizi, en taşkını ve azgını; Allah’ın Hareminde adam öldüren, yahut kendi katilinden başkasını öldüren, veya Cahiliyye intikamını almak için adam öldürendir.”
“İslâmda, insanın babasından veya baba tarafından akrabasından başkasına intisab etmesi diye bir şey yoktur.
“Doğan çocuk döşeğin sahibine aittir. İddiasını ispatlamak için delil getirmek dâvâcıya, inkâr edene düşer!
“İslâmiyette, ne câhiliyyet andlaşması vardır, ne de fetihten sonra hicret. Fakat, cihad ve cihada niyet vardır. Müslüman, Müslümanın kardeşidir. Bütün Müslümanlar kardeştirler.
“Müslümanlar kendilerinden olmayanlara (düşmanlara) karşı bir tek eldirler, elbirliği ile hareket ederler.
…
“Müslümanların kanları birbirine eşittir. Zimmetlerini onların en hafifleri, en uzaktakileri bile yerine getirme gayretini gösterirler.
“İyi bilmelisiniz ki, ne bir kâfir için bir mü’min, bir Müslüman öldürülür, ne de onlardan taahhüd sahibi olanlar, taahhüdlerinden dolayı harbî olan kâfirler için öldürülürler.
“İslâmda, değiş-tokuş yoluyla mehirsiz evlenme yoktur.
“Kadın, ne halasının, ne de teyzesinin üzerine nikâhlanıp bir araya getirilebilir. Kocasının izni olmadıkça, kadının onun malından bir şey dağıtması, vermesi helâl ve câiz değildir.
“Kadın, yanında bir mahremi bulunmadıkça üç günlük yola gidemez.
“İyi biliniz ki, vâris için vâsiyete lüzum yoktur. ayrı din sahipleri birbirlerine vâris olamazlar.
“Parmakların her birisinde diyet, onar devedir.
“Kemiği görünen derin yaralardan herbirisinde diyet beşer devedir.
“Sabah namazı kılındıktan sonra güneş doğuncaya kadar bir başka namaz kılınmaz.
“İkindi namazından sonra güneş batıncaya kadar da bir başka namaz kılınmaz.
“Sizi iki günün orucundan nehyederim: Biri Kurban Bayramı günü, diğeri de Ramazan Bayramı günü orucudur.
“Ben, size ancak anlayacağınız, tutacağınız yolu gösterdim.”581
Resûl-i Ekrem, Fetih Hutbesinde Sikâye ve Hicâbe hizmetleri dışında kalan, Cahiliyye Devrine âit bütün iş, muâmele ve dâvâların ortadan kaldırıldığını beyan buyurmuştu.
Hacılara su dağıtma vazifesi olan Sikâye, o sırada Peygamberimizin amcası Hz. Abbas’ın uhdesinde idi.
Kâbe’ye hizmet vazifesi olan Hicâbe ise, Osman bin Talhâ’da bulunuyordu.
Hz. Abbas, Peygamberimize müracaat ederek bu iki vazifenin de kendilerine verilmesini istedi. Ancak, Resûl-i Ekrem, eskiden olduğu gibi sadece Sikâye vazifesinin kendilerinde kalmasını uygun gördü.
Resûl-i Kibriyâ, Kâbe’nin anahtarını elinde tutuyordu. Bir çok Müslüman bu şerefli vazifeyi üzerine almak arzusunu taşıyordu. Fakat Efendimiz, Osman bin Talhâ’yı huzuruna çağırdı ve “Muhakkak ki Allah size emânetleri ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adâletle hükmetmenizi emreder.” (Nisâ Sûresi, 58) âyet-i kerimesini okuduktan sonra, “Ey Osman! İşte anahtarın al! Bugün iyilik ve ahde vefâ günüdür!”582 dedi ve Kâbe’nin anahtarını yine ona teslim etti.* Osman bin Talhâ anahtarı alıp giderken Resûl-i Ekrem, “Sana zamanında söylemiş olduğum şey, vuku bulmadı mı?” diye sordu.
Hz. Osman bin Talhâ aralarında geçen hâdiseyi hatırlayarak Resûlullahı tasdik etti.”Evet, şehâdet ederim ki, sen, şüphesiz Allah’ın Resûlüsün.”583
Peygamber Efendimizin, Osman bin Talhâ’ya hatırlatmak istediği hâdise şuydu:
Hicretten önceydi. Osman bin Talhâ henüz Müslüman olmamıştı. Peygamberimiz bir gün Kâbe’ye girmek istemiş, fakat Osman bin Talhâ buna mâni olmuştu. Mâni olmakla kalmamış, Efendimize kaba, katı ve nâhoş davranmıştı. Resûl-i Ekrem ise, bundan dolayı asla hiddete kapılmamış ve istikbâl semâlarına İslâmın gür sedasının pek yakında hâkim olacağını görür gibi sükûnet ve mülayim bir edâ ile, “Ey Osman” demişti. “Ümit ederim ki, bir gün gelecek sen, beni bu anahtarı elde etmiş ve istediğim yere koymakta, arzu ettiğim kimseye vermekte serbest olacağım bir mevkiide bulursun.”
Osman bin Talhâ, “O zaman Kureyş müşrikleri kuvvetten düşmüş, yok olmuş demektir” cevabını verince de, Peygamberimiz, “Hayır, ey Osman! Asıl o gün Kureyş hakiki kuvvet ve şerefe kavuşacaktır!”584 buyurmuştu http://www.resulullah.org