Nis
18
Posted by zixak
CoÄŸrafya Öğretmeni GülÅŸen Töngemen‘in kaleminden Peygamberimize hitaben kaleme
 alınan ve katıldığı yarışmada birinci gelen mektup şu dizelerle ifade edilmiş:
Sınırsız Hamd ve şükürler… Tüm zerreleriyle kâinatın, SonsuzluÄŸun, alemlerin, ÇaÄŸların ve zamanın sahibi olan
Allah Azze ve Celle’ye…
Yaratılmışların ve sonsuzluğun
Zerreleri adedince selâm.
Selam
alemler Nurundan Yaratılan
Selâm
Hatemu’l-Enbiya olan
Selâm
Gönüller Sultanı Peygamberim
Selam
Ahmed-i Mahmûd-Muhammed Mustafa Üzerine olsun…
Yanında olmak, devrinde yaşamak,
Gül devrinde, yanında olmak isterdim.
Ne çölde bir kum tanesi, ne kabzada gümüş,
Ne devrinde bir taÅŸ,
Ne baktığı hâlde seni göremeyen bir baş.
Hayır… Hayır Ya Resûlallah,
Ayağında toz değil,
Yanında davanda olmak isterdim.
Miraçtan döndüğünde sana inanan
Sıddık.
Heybetiyle Şehadete gelen, Ömer,
Uhut’ta Hamza olmak isterdim.
Ali olmak isterdim Hicret’te.
Ölümü göze alıp yerine uzanan
Göz yaşlarını sildiğin Fâtıma,
Açlıktan taş bağladığında vücuduna,
Sana sofra açan kardeş olmak isterdim.
Muaz olmak…
“Sana inanıyor seni seviyoruz,
Allah’ın izniyle emret bize,
Emret’te bizler, denizlere yürüyelim.”
Diyen, Saad b. Muaz olmak isterdim.
Seni gören bir kul değil,
Yüreğinde coşkusuyla imanın,
Davanda ben de varım diyen,
Akabe’ye ilk gelen Ashab olmak isterdim.
Hayır… Hayır, toz deÄŸil Ey Nebi
Taif’te bir dev olmak isterdim.
DeÄŸmesin diye sana taÅŸlar.
DaÄŸlar devrilmeyi beklediÄŸinde
“Affeyle Allah’ım” diyen duanı duymak
isterdim.
Hoş görebilmeyi,
Tebessümü senden öğrenmeyi,
Mescitte seni özlemeyi,
“Anam-Babam Sana Feda olsun”
Vazgeçeriz senin için her şeyden
Diyenler gibi, huzurunda öğrenci olmayı,
Dinlemeyi, eğitmeyi, öğretebilmeyi,
Öğretmeliği senden öğrenmek isterdim.
Hamd olsun, çağların ve zamanın sahibine
Yine; Uhut’ta, Hendek’te, yine Bedirlerdeyiz.
Evlerimize girdi Müşrikler;
Kara kutulardan vuruyor sinsice
Muhammed’ül-Emin diyorlardı,
Müşrikler de biliyorlardı, görmüşlerdi seni.
Gururları, şirk girdabına düşürmüştü bir kere
Tutamadılar ellerinden, ey sevgili.
Seni bilmek değil sadece, yolunda yürüyen olmak isterdim.
Güllere dokunan değil sadece, kokusuyla yanmak isterdim.
Yine aynı gurura yenik düşüyor nefisler
Güllerin dikenlerine bakıyor,
Hayatın hep dikenlerine takılıyoruz.
Putlarımız öylesine çoğaldı ki şimdi
Çağdaşlık gururuyla yaşıyoruz sanki cehalet devri.
Hırs- Öfke- Nefret ve Zulüm
Bir mirasyedi gibi tüketti insanlığı ve dünyayı.
Hep söylemlerde insan hakları, hoşgörü ve anlayış
Çözemedi çağdaşlık, hiçbir problemi sensiz.
Güldeki koku, Lütuf, Rahmet,Rahman ve Rahim ne demek
İman ne demek.
İnsanlık; Erdemi, Sevgiyi, Sevginin Kaynağını arıyor.
Fikirler arayış içinde, akıllar şaşkın.
Ey alemlere rahmet gelen sevgili,
Sana muhtaç insanlık.
Ruhlarımız seni arıyor, özlerken seni derinden.
Nefislerimiz girdaba döndü, ateşler çekiyor.
Dağlar utanıyor yaptıklarımızdan
Devriliverecek üzerlerimize.
Ya Resûlallah…
Taif’teki duanı bir daha, bir daha söyle
Hürmetine yağsın, hidayet nurları gönüllerimize
Öğrenecek bir gün, öğrenmeye muhtaç cihan.
Erdemine muhtaç Ey Nebî…
Rabbim’in ikramıyla
Gönüllere gülleri, Muhammed’ül-Emin dikermiÅŸ.
İnsan kendin, kendini bildin mi bir kere,
Kuldan Mevlasına yol var gidene
O yollarda gerek yolcuya ışık
Hakikat deryasında
Hakka yakîn olmak isteyen aşık,
Mürşid-i Kamil olan Peygamberi bulmalı derim.
Biliriz ırmağa katılmadan deryaya ulaşılmaz.
Düşmeden enâniyete, “damlayım ben de” diye,
Vadilerde kuruyan dereler gibi deÄŸil,
Sevgi ırmağına katılıp, deryaya erişmek.
Görünen her karanlığa, seninle ışık olmak isterdim.
Şimdi Akabelere hazır gençlerimiz var
Değil artık öyle. Gel Ey Nebi demek nafile
Yöneldik hakkın yoluna, yolundur hedefimiz.
Kayboluruz sensizlikte
Nazar eyle, Nur ol gönüllerimize
Bir haber gönder nesebin seyyidlerle,
Akabelerde buluÅŸmak isteriz.
Ey Alemlere Rahmet olan Sevgili
Al yine ellerimiz ellerine,
Bedir’de eylediÄŸin duayı, bir de bizim için söyle…
Seni model olmayı, sünnetine sarılmayı, imanı yaşamayı
Allah’a kul olmayı…
Ya Rab nasib eyle, secdelerde gör bizi, gençlerimizle
Ashab olamayız, zaman geri dönmez ki,
Misafiriz burada, rüyalarda görüşmek,
Asıl vatan ora, orada buluşmak
Ölüm dedikleri, dosta kavuşmak
Korkmadan severek ölebilmek derim.
BuyurmuÅŸsun,
“Yıllar sonra beni görmediÄŸi halde
Beni çok seven gençler olacak,
Onları görmeyi ne çok isterdim.”
KeÅŸkeÅŸan’da bir yıldız da ben
O gençlerden biri de ben olmak isterdim.
Åžub
14
Posted by zixak
Ey Gül…
Gönder Rabbim, gönder artık Gülümüzü…
Ey Allah’ın Rasûlü!
Ey baÅŸlarımızın tacı, gönüllerimizin ilacı…
Peygamberimiz…
Efendimiz!
Sana yazıyoruz biz de…
Nice yazılar yazdık şimdiye kadar.
Nice sohbetler yaptık.
Ama şimdi de mektup olarak yazmaya kalkıştık işte.
Her harfi bir başka heyecanla, her kelimeyi bir başka yutkunarak, her satırı bir başka soluyarak yazıyoruz.
Daha doÄŸrusu yazmaya çalışıyoruz… Dedik ya Can Efendimiz!.. Çok yazı yazdık ÅŸimdiye kadar. Fakat bu çalışma onların hiç birine benzemiyor. Kalbimiz muhabbet kuÅŸunun kalbinden daha kıpır kıpır…
Ellerimiz masum bir çocuÄŸun ellerinden daha titrek…
Sana yazmak heyecanı bambaÅŸka bir ÅŸey… Ah Can Efendimiz ah!
Seni konuşup yazarken, böyle bir havaya giriyoruz da, ya bir kerecik olsun görseydik Seni!..
Aman Allah’ım!.. Kalbimiz durur muydu acaba? Kalıbımız donup kalır mıydı? Nasıl dururduk Senin karşında?
Nasıl bakardık o nur yüzüne? Daha doÄŸrusu ne yüzle bakardık? Bakabilir miydik acaba? Yoksa hemen oracığa yığılıp kalır mıydık?.. Bilemiyoruz yâ Rasûlallah!.. Bilemiyoruz…
Nasıl dururduk acaba karşında? Nasıl dinlerdik mübarek sözlerini? Nasıl katılırdık Seninle gazalara? Seninle ve sevgili Ashabınla… Nasıl çıkardık o uzun seferlere? Anadan, babadan, çoluk çocuktan nasıl vazgeçerdik acaba?
Feda edebilir miydik dünyalıklarımızı?
Bilmiyoruz yâ Rasûlallah!..
Bilemiyoruz.
Ve büyük konuşmaktan da çok korkuyoruz!
Ya o Canlar?
O seçkin Canların!
Ashabın!..
Bir kısmı yarı vahÅŸi çöl bedevileri iken, nasıl da nurlandılar Seninle…
Nasıl da onurlandılar İslâm’la…
Bütün dikenliklerine rağmen, nasıl da birer Gül oldular Seninle.
Nasıl da serdiler her ÅŸeylerini her ÅŸeylerine sere serpe…
O Canlara da Canlarımız kurban.
O Canlar…
Cananlar…
Ashâb-ı Kiram!..
Nasıl da seviyoruz onları ey Nebi!..
Onlar senin Can yoldaÅŸların çünkü; arkadaÅŸların, Ashabın…
Senin Can yoldaşların; arkadaşların, Ashabın sevilmez mi hiç?
Seni seven, Sana gönül veren, Sana kucak açan herkesi ve her şeyi seviyoruz biz. Sanki Senmişsin gibi seviyoruz.
Bütün Müslümanları seviyoruz; Sana tabi olan ümmetin hürmetine…
Bütün ÅŸehirleri seviyoruz; Mekke Medine hürmetine…
Bütün Mescidleri-Câmileri seviyoruz; Mescid-i Haram, Mescid-i Aksa, Mescid-i Nebi hürmetine.
Bütün daÄŸları seviyoruz; Arafat, Hira Nur, Sevr, Bedir, Uhud hürmetine…
Bütün çölleri seviyoruz; çöl seferlerinin hürmetine.
Bütün yolları seviyoruz; yürüdüğün yollar hürmetine.
Bütün develeri, atları, katırları seviyoruz; bindiğin develerin, atların, katırların hürmetine.
Seviyoruz yâ Rasûlallah! Nereye baktınsa, orayı… Nereye dokundunsa, onu… Kimleri sevdinse, onları. Her ÅŸeyi, hepsini… Seviyoruz yâ Rasûlallah!
Senden ötürü…
Ve nefret ediyoruz; nefret ettiklerinden…
Ve kınıyoruz kınadıklarını.
Barışırız barıştıklarınla, savaşırız savaÅŸtıklarınla…
Fakat ey Nebi, sevgi ve nefretimizde dengeyi tutturamıyoruz biz.
Tavrımızı koyamıyoruz Can Ashabın gibi. Sevgimiz de, nefretimiz de, kırık dökük bizim. Bundan dolayı da çok üzgünüz yâ Rasûlallah!
Rabbimizin affına, Senin de Hoşgörü ve şefaatlerine sığınıyoruz.
Sen bizim her ÅŸeyimizsin…
Nurumuzsun.
Gülümüzsün.
Her ÅŸeye raÄŸmen, yine de ümmetliÄŸe kabul eder misin bizi de ey Gül…
Yâ Rasûlallah!
Anlamamız gerektiÄŸi kadar bile anlayamadık Seni…
Anlayanlar nasıl anladılar peki?
Nasıl koydular her şeylerini ortaya?
Nasıl Can attılar Sana?
Nasıl?..
Biz tam olarak anlayamadık Seni yâ Rasûlallah!
Anlayanlarımız da, bir bütünlük içinde kavrayamadı.
Her birimiz, ancak bir yönünü aldık ele. Ve onu da bütün zannettik.
Bundan dolayı da, hem çok üzgün ve hem de çok mahcubuz yâ Rasûlallah!..
Bu yazı da öyle…
Mübarek saçından bir tek, ipek bir telin gölgesi bile değil; anlama ve anlatma adına. Ama yazıyoruz işte.
Kusurumuzu hoÅŸ gör, eksiklerimizi bağışla ey Nebi…
Sana olan sevgimizden ve âhirette komÅŸuluÄŸunu arzuladığımızdandır bu mektubu yazmamızın sebebi…
Ey âlemlere Rahmet olarak gönderilen! Ey başlarımızın tacı! Ey gönüllerimizin ilacı!
Ey görmeden inandığımız, inanıp sevdiğimiz Can Peygamber!
Seni gerçekten sevenler bir baÅŸkaydı…
O sevgili Ashabın, Seni bir an bile göremeseler, hasretinden yanıp kavrulurlardı.
Hatta öyle ki, gece yarısı yatağından fırlayıp, “Mübarek cemalini görmeden uyuyamadım yâ Rasûlallah” diyecek kadar âşıktılar Sana.
Ya bizler Sensiz ne yaparız ey Nebi!
Ey güzeller güzeli…
Ey Güller Gül’ü…
Ey Nurlar Nur’u…
Ey Canlar Çan’ı Peygamber!..
Asırlar öncesinden, biz garip ümmetine gönderdiÄŸin mesajların yanında, gerek Uhud Dağı’ndan ve gerekse Mescid-i Nebi’den gönderdiÄŸin selâmları bütün tazelik ve sıcaklığıyla aldık.
Biz de mukabelede bulunduk yâ Rasûlallah. Belki samimiyetimiz ölçüsünde, kırık dökük de olsa ulaşmıştır Sana.
Belki de riyakârlığımızdan dolayı, kaybolup gitmiştir bir yerlerde.
Bunu ancak Rabbimiz ve Sen bilirsin yâ Rasûlallah… Ey Can!
Ne kadar bölük pörçük de olsak, ne kadar sevgisiz de kalsak, ne kadar hata ve yanlış da yapsak, biz Senin ümmetiniz yâ Rasûlallah.
Sen de bizim Peygamberimiz (sav)’sin. Rabbimizden Senin muhabbetini diliyoruz. Çünkü biliyoruz ki, her ÅŸeyin başı muhabbettir.
Çünkü biliyoruz ki, “Muhabbetten Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem) hasıl” olur.
Ver Rabbimiz. O’nun muhabbetiyle donat bizi. O’nun aÅŸkıyla yaÅŸat ve yine O’nun aÅŸkıyla öldür!.. Ve bizleri bu ÅŸerefle hasret…
Gül yüzlü Gül Peygambere âşık olmak ve bu aÅŸk ile yaÅŸamak…
O Güle layık eyle bizi Rabbim.
O Gül yüzlü Gül Peygambere layık eyle bizi de…
Yâ Rasûlallah!
Rabbim Seni o kadar sevdi ve Sana o kadar deÄŸer verdi ki, mübarek adıyla yan yana yazdı adını…
Ya biz nasıl nakşetmeyiz mübarek adını kalbimize? Nasıl feda etmeyiz her şeyimizi, Senin için.
Bunları yazıp söylemek veya okuyup dinlemek kolay ama, yaşamaktır asıl olan.
Söylemek baÅŸkadır, yaÅŸamak baÅŸka… YaÅŸat Rabbim… O’nunla yaÅŸat bizi.
Hepimizi O’nun sevgisiyle diri tut…
Senin gördüklerini ve Seni görenleri görme aşkına düştük yâ Rasûlallah
O gözle baktık bütün kâinata.
O gözle baktık güneÅŸe, aya, yıldızlara…
Mekke’ye Medine’ye…
Sen ve sevgili Ashabın, nerelere kadar gitmişseniz, nerelere bakmışsanız, oralara gitmek ve oralara bakmak sevdasındayız.
Nerelere basmışsan mübarek ayaklarını, oralara dokunarak, Seni hissetmek derdine düştük.
Her zaman ve her yerde Seni anmaktayız yâ Rasûlallah!
Mübarek izlerinde, iz sürmekteyiz biz de…
Hasretiz Sana ey Nebi!..
Hasret girdabında Gül devşirme çabasındayız.
Hasret ve muhabbetimiz arttıkça, daha çok yaklaşıyoruz Sana.
Daha çok yaklaşıyorsun Sen de bize.
Bütün hücrelerimizle hissediyoruz bunu…
Sana olan sevgi ve sonsuz muhabbetimiz kurtaracak bizi inÅŸallah!..
Sana olan muhabbetimiz, amellerimize yansıyacak; amellerimiz ihlasımıza, ihlasımız da aÅŸkımıza…
Bizi Seninle bütünleştirecek olan ancak aşkımızdır.
Tam olması mümkün değil, ama, yarım Sahabe edecek bizi de inşallah!..
Ve biz, bu sevgiyle vereceÄŸiz son nefesimizi inÅŸallah…
Bu sevgiyle aÅŸacağız kabir sıkıntısını inÅŸallah…
Bu sevgiyle kolaylaÅŸacak mahÅŸerdeki hesabımız inÅŸallah…
Ve bu sevgiyle sığınacağız sancağının altına inÅŸallah…
Bu sevgiyle buluÅŸacağız havzu kevserin başında inÅŸallah…
Bu Can kurban olsun O Gül yüzlü Gül Peygambere… Ey Sevgili!
Sevgiliye yazmak, sevgilide sevgili olmak ne müthiş bir şeymiş!..
Sevgililer sevgilisi hürmetine, bu cür’etimizi bağışla Rabbimiz.
Åžefaat ve hoÅŸ görülerine sığındık Peygamberimiz…
Efendimiz…
Senin sevginle dolup taÅŸmak istiyoruz çünkü…
Ey Can!
Muhacirler kadar Seninle beraber, Ensar kadar Seni kucaklayan, bulutlar kadar Seni gölgeleyen, bu şerefle şereflenen varlıklardan biri de biz olmak istiyoruz.
Bunun için çırpınıyoruz yıllardır.
Sana gelmek ve ebediyen Seninle olmak istiyoruz.
Sana gelmek Hac ve Umre ile, mukaddes yolculuk ve ziyaret şeklinde olduğu gibi, Senin sünnetlerine sarılmakla da perçinleşir.
Kur’ân ve Sünnet’i her ÅŸeyimizin başına almakla gerçekleÅŸir.
Gönül ehli olmakla kolaylaşır. Gönlümüze almak istiyoruz Seni.
Ve izin verirsen, biz de gönlüne girmek istiyoruz Senin!
Sana gelmek ve hep Seninle olmak istiyoruz yâ Rasûlallah!
Seninle ve sevgili Ashabınla…
Biz Sana gelirsek, Sen de bize gelirsin deÄŸil mi ey Nebi?
O mukaddes ziyaretlerimizde hep Seninleydik biz.
Hira’da, Arafat’ta, Akabe’de, Sevr’de, Küba’da Uhud’da…
Mescid-i Haram’da, Mescid-i Nebi’de…
Velhasıl Mekke ve Medine’nin gidebildiÄŸimiz ve görebildiÄŸimiz her yerinde Seninleydik sanki.
Her yerde Seni hissettik biz.
Âdeta bütün hatıralarını paylaÅŸtık Seninle…
Oralarda hep Seninleydik sanki.
Mübarek izlerine el sürdük, yüz sürdük, gönül sürdük…
Çünkü seviyoruz Seni ey Nebi; hem de çok seviyoruz…
Bunun için bütün çalışmalarımızın başında hep Sen ve sevgili Ashabın var.
Bütün günlerimiz sizlerle aydınlık.
Sözlerimizde Sen, gözlerimizde Sen, özlerimizde hep Sen varsın.
Bütün bunlara rağmen, çok özledik Seni yâ Rasûlallah!..
Hasretimiz, sıradaÄŸlar gibi uzayıp gidiyor Mekke’ye, Medine’ye…
Hatta daha da ileri gidiyor hasretimiz, ötelerin ötesine…
Bu yazımızı, Akabe’de Sana biat eden o Canların biati gibi kabul eder misin yâ Rasûlallah
Onların arasında olacak yüzümüz ve amelimiz yok, ama, sevdamız var bizim de.
Tutkumuz var.
Ahdimiz var.
Sözümüz var.
Onlar kadar olmasa da, aşkımız var.
Seni tanımak, sevmek; tanıtmak, sevdirmek ahdimizdir.
Bu uğurda, dünyayı elimizin tersiyle iterek, bütünüyle, her şeyimizle Sana yönelmek istiyoruz biz.
Sana yönelmek ve hep Seninle olmak…
Biz hep Seninle olursak, Sen de hep bizimle olursun değil mi yâ Rasûlallah!
İşte bunun için çırpınıp duruyoruz.
Sana gelmek, Seni almak ve hep Seninle olmak için.
Çünkü yüce Allah şöyle buyuruyor;
“…EÄŸer onlar ma’siyet iÅŸleyerek nefslerine zulmettiklerinde Sana gelip, Allah’tan maÄŸfiret dileselerdi, Peygamber de kendileri için istiÄŸfar etseydi, Cenâb-ı Hakk’ın daima tevbeleri kabul edici ve çok merhamet edici olduÄŸunu görürlerdi.” (Nisa, 64).
Ey başlarımızın tacı, gönüllerimizin ilacı!
Bilmem kaçıncıdır tekrarlıyoruz; Sen bizim her şeyimizsin diye.
En deÄŸerli Sensin.
En sevgili Sen…
DeÄŸerlilerin deÄŸerlisi, sevgililerin sevgilisisin Sen.
Gül yüzlü, nur bakışlı, ipek dokunuşlu Can Efendimizsin Sen bizim.
Hayatımız ancak Seninle anlam kazanıyor bizim. Sen olunca, biz de oluyoruz.
Sen olmayınca var ya, bizler birer hiç oluyoruz ey Can.
Sen olunca her şey oluyor, anlaşılıyor ve de anlatılıyor.
Fakat Sen olmayınca hiçbir ÅŸey olmuyor, anlaşılmıyor ve de anlatılmıyor ey sevgili…
Biz ancak Seninle biziz, varız, ancak ve ancak Seninle canlıyız.
Biz Sensiz yokuz, Sensiz ölü gibiyiz biz.
Ölü kalpler ancak Senin aşkınla dirilir, ancak Senin nur cemalinle nurlanır yâ Rasûlallah!
Bütün bunları, bize Allah’tan getiren Sensin.
O Allah ki, Seni sevmemizi ve her halü kârda Sana itaat etmemizi emretti.
Çünkü Sana olan itaat, Allah’a itaat gibi; Allah’a olan itaat da, Sana itaat gibidir.
Bunun için, Kur’ân-ı Kerîm’de sık sık “Allah ve Rasûlü’ne itaat ediniz!” âyet-i kerimeleri tekrar edilir.
İşte gerçek hayat budur, gerçek kurtuluÅŸ budur…
Biz de ancak Senin getirdiklerinle hayat bulur, Senin getirdiklerinle gerçek kurtuluşa ereriz.
Bütün çabamız budur bizim ey Nebi.
Seninle hayat bulmak, Seninle hayatta kalmak ve ancak Seninle Sana ulaÅŸmak istiyoruz.
Girmesinler aramıza yâ Rasûlallah! Seninle baş başa bıraksınlar bizi.
Öyle ki, bütün dünyamız Seninle dolsun.
Allah’tan ve Senden gayrı ne varsa çıkaralım içimizden.
Sadece Allah’ı ve Seni alalım içimize.
Sen gelesin diye, Senin için temizlemeye çalıştık içimizi.
Kur’ân ve Sünnet ile donattık. Zikir ve salâvatlarla süsledik. AÅŸk ve muhabbet ile aydınlattık.
Gel öyleyse yâ Rasûlallah; bu taht Senin, bu köşk Senin…
Gel artık.
Gönder Rabbim, gönder artık Gülümüzü…
Gel artık ey Can…
Gel ki, gönül Yesrib’lerimiz Medine olsun…
Gel ki, gönüllerimiz herhangi birer gönül olmaktan kurtulsun.
İçinde Peygamber ve Ashabı olan, pırlanta birer gönül olsun.
Gel artık ey sevgili!..
Seviyoruz Seni iÅŸte.
İnletme artık bizi.
“KiÅŸi sevdiÄŸi ile beraberdir” buyurduÄŸun gibi gel.
“Ben size her ÅŸeyden daha sevgili olmalıyım” sözünün hatırı için gel.
Ey Can Efendimiz!..
Sana olan sevgimizin elde, dilde, kâğıtta, kalemde, kitaplarda kalmasını istemiyoruz.
Ehliyetsiz ve sevgisizlerin eline ve diline düşmesini de istemiyoruz.
Gönlümüzü alevlendirsin, amellerimize yansısın, bütün hayatımız değişsin istiyoruz.
Şefaatini hak edebilecek, yarın mübarek Gül yüzüne bakabilecek bir hale getirsin istiyoruz.
Ey Gül Yüzlü Gül Peygamber!
Sen imiÅŸsin gibi bakıp, hep Seni kokladık Güllerde…
Rabbimizle beraber andık Seni, Kelime-i Åžehadet ile…
Hep Senin sıcaklığını bulduk namazlarda, oruçlarda, zekâtlarda…
Sana uzanıp vardık Hac ve Umre ile… Sevdik Seni ey sevgili! Seni sevmeyi sevdik, Seni sevenleri de… Senin sevdiklerini de sevdik!
DeÄŸil mi ki, bütün sevgililerin en sevgilisi hep Sensin yâ Rasûlallah…
Ey Allah’ın Rasûlü!
Seni sevmek ve yolunu yol edinmek imanımızın gereğidir.
Çünkü Sen; “Sizden biriniz, Beni, anasından babasından, çoluk çocuÄŸundan, malından mülkünden ve hatta canından daha çok sevmedikçe (gerçek anlamda) îman etmiÅŸ olamaz; îmanı kemale eremez!” buyurdun…
İşte biz Seni, Senin buyurduğun gibi sevmek istiyoruz.
Seninle beraber sevgili arkadaşlarını, yani Sahâbe-i Kiram Efendilerimizi de sevmek istiyoruz.
Bu sevgimizin de, lafta kalmasını istemiyoruz yâ Rasûlallah!
Bunun için, Seni çok iyi tanımamız lazım.
Bütün hayatını, en ince ayrıntılarına kadar bilmemiz ve Senin bütün ayrıntılarını, ayrıntılarımıza yansıtmamız gerekmektedir.
Her şeyini bilmemiz lazım Senin. Çünkü Sen bizim her şeyimizsin.
Öyleyse her şeyimizin her şeyini, her şeyin başında bilmemiz ve her şeyimizin başına almamız gerekmektedir.
Bizim her şeyimiz Sensin yâ Rasûlallah!
Sana itaati, Allah’a itaat olarak deÄŸerlendiren çok âyet-i kerîme var demiÅŸtik.
Bunların hepsinin temelinde de, sevgi ve muhabbet yatmaktadır.
“De ki, EÄŸer Allah’ı seviyorsanız, Bana uyunuz ki, Allah da sizi sevsin ve günâhlarınızı bağışlasın. Muhakkak ki Allah, son derece bağışlayıcı, çokça esirgeyicidir.” (Âl-i İmrân, 31).
İşte bu sırra ulaşmak istiyoruz biz. Biz Sana, Seninle ulaşmak istiyoruz.
Sende, Seni bulmak, Sende Seni almak ve Sende Seninle olmak!..
Sonra da, alıp getirmek Seni…
Evimize, iÅŸimize, aşımıza, her ÅŸeyimize…
Ancak böyle olursun her şeyimiz.
Her ÅŸeyimize gelirsen, her ÅŸeyimiz olursun ancak…
Gönder Rabbim, her ÅŸeyimizi gönder her ÅŸeyimize…
Seni her yönden tanımak ve sevmek ne büyük saadet…
Sevdik Seni yâ Rasûlallah!
Seni tanıyıp sevince, hayatımız gerçek anlam kazandı.
Seninle benlikten kurtulup, Seninle Sana ulaÅŸmak istiyoruz biz.
Seninle sevmeyi öğrenince ve sevince Seni bütün gönlümüzle, o zaman buluruz ancak kendimizi.
Bütün bulduklarımızı Seninle bulur, bütün bildiklerimizi de Seninle biliriz o zaman…
Buldur Rabbimiz!..
Bildir, buldur ve sevdir bize Rabbimiz…
Yâ Rasûlallah!
Seninle önce bu dünyada, gönül ve ruh âlemimizle buluşmak istiyoruz.
Bu dünyada böyle bir buluşmayı gerçekleştirebilir-sek, âhiret âleminde de şefaatine sığınıp, komşuluğunu dileme cesareti gösterebiliriz ancak.
Bunun için çırpınıyoruz. Bundan dolayı yazdık bunu da. Oturup mektup yazdık Sana ey Can… Sevmek istiyoruz Seni yâ Rasûlallah! Hem de Allahu Teâlâ’dan sonra, her ÅŸeyden çok sevmek…
Sevmek ve yolunu yol edinmek… Öyle ki; yürürken, yürümek Seninle! KoÅŸarken, koÅŸmak Seninle!
KonuÅŸurken, konuÅŸmak Seninle! Gülerken, gülmek Seninle! Her ÅŸey ve her ÅŸeyimiz Seninle… KiÅŸiliÄŸimiz de Seninle oluÅŸmalı bizim.
Çünkü kişilik, aynı zamanda bir insanın yaşayış ve dünyaya bakış biçimidir.
Sevmeliyiz…
Önce Allah’ı…
Sonra Allah Rasûlü’nü…
Sonra da Ashâb-ı Kiramı…
Seversek o yolda oluruz…
Çünkü seven, sevdiğinin yolunda olur.
O yolda da ölür!..
Sevgimiz sun’i olmamalı.
Dilden değil, gönülden olmalı.
Aşk ağızda değil, yürekte olmalı çünkü.
Yürekle olmalı.
Ancak o zaman seven sevdiÄŸine itaat etmiÅŸ olur.
Sahâbe-i Kiram sevmişlerdi Seni.
Hem de Can-ı gönülden.
Öyle ki, yerine göre Senin uÄŸrunda parmakları kırıldı onların; elleri, kolları, ayakları kesildi; birçok yerleri kırıldı, döküldü…
Gün oldu, bütün bedenleri yara bere içinde kaldı.
Yeri geldi, parça parça oldular; Senin uğrunda gözlerini kırpmadan öldüler.
Ama Sana olan muhabbetlerinden, Sana olan bağlılıklarından asla taviz vermediler.
Bilakis daha bir bağlandılar Sana; daha bir sevdiler Seni.
Biz de, Senden kopmak istemiyoruz ey Nebi! Seninle aramıza hiçbir şey sokmak istemiyoruz.
Sana, Kur’ân ve Sünnet yoluyla ulaÅŸmak ve hep Seninle olmak istiyoruz.
O kadar oyaladılar ki bizi, Kur’ân ve Sünnet’e sırayı getiremedik hâlâ!..
Günlerce, haftalarca; belki bazen de aylarca alamıyoruz elimize Kur’ân ve Sünnet’i…
Oysa her ÅŸeyin başına almalıydık Kur’ân ve Sünnet’i.
Hiçbir şey onların önüne geçmemeliydi.
Seni sevmenin bir tanımı da buydu…
Her saniyen Kur’ân ile doluydu Senin.
Seni sevmek, Senin yaşadığını yaşama aşkına düşmek, yaptıklarını yapma sevdasıyla yanmak demekti çünkü.
Allah adıyla beraber, Senin mübarek adın anıldığında, kalbimiz kıpır kıpır ediyor yâ Rasûlallah.
Yüreğimiz yerinden oynuyor sanki! Seven insanın yanında sevgilisi anılınca, durabilir mi yerinde!..
Hele bir de O’ndan gelenleri eline alması, okuması ne hale getirir seveni.
Senden gelen, Allah’ın gönderdiÄŸi Kur’ân-ı Kerîm ve Senin mübarek sözlerin, yaÅŸayıp açıkladığın Hadis-i Åžeriflerdir.
Sana ulaşmanın en kolay yolu, Senin getirdiklerine tabi olmaktı.
Ama olmadı ey Can!
Bu konuda da yüzümüz kara bizim.
Fakat ey Gül!
Senin nurlu Nur yüzünden Gül bahçene geçmek; Gül bahçende Sünneti Seniyye pınarından beslenip, oradaki Güllerin gibi olmasa da, onlara benzeme çabasında olmak istiyoruz.
Çünkü Seninle beraber, onları da seviyoruz ey Can!
Seven insan, sevdiğinin sevgisini kazanabilmek için, nelerini feda etmez ki!..
Çünkü Sen, bize, kendi canlarımızdan da önde gelirsin.
Senin hakkında yüce Allah şöyle buyurdu.
“Peygamber, mü’minler nazarında kendi canlarından daha önce gelir; hanımları da annelerinizdir.” (Ahzâb 6)
Biz bu sevginin neresindeyiz tam olarak bilemiyoruz, ama, Sahabe, bu sevginin zirvesindeydi.
“O’nun ayağına bir dikenin bile batmasına asla razı olamam, Ona dikenin batmasına tahammül edemem” diyerek, idam sehpasında bile, sevdasını haykıran Erkek Sahabeler; “Sen saÄŸ olduktan sonra hiçbir felaketin önemi yok” diyebilen, eÅŸini akrabalarını ve çocuklarını kaybeden Hanım Sahabeler ve benzerleri hep bu aÅŸk uÄŸruna feda-i can ettiler.
Allahu Teâla ne buyurmuşsa, onu yaşamaya çalışmışlardı onlar.
Biz de öyle olmak durumundayız.
Allah ne buyurmuşsa, o olmalı hayatımızda.
Bizim en büyük idealimiz, Allah ve Rasûlü’nü gerçek anlamda sevmek ve kendimizi de, Allah ve Rasûlü’ne sevdirmeyi baÅŸarabilmektir.
Bunu başarabilirsek, gerçek kulluğun tadını da duymuş oluruz.
Namazımızı Can Efendimizin kıldığı gibi kılmaya çalışmak; orucumuzu Can Efendimizin tuttuğu gibi tutmaya çalışmak; bütün hayatımıza Can Efendimizi yansıtma çabasında olmak.
İşte gerçek kulluk.
Bizim, bunu başarabilmemiz için, Senin sürekli bizimle beraber olman gerekiyor yâ RasûlallahL
Tıpkı, sürekli Sahâbe-i Kiramla beraber olduğun gibi.
Gel ey Gül, bizim de hayatımıza gel artık.
Gönder Rabbim, gülümüzü gönder artık bize de…
Nice zamandır gelmedin ey Nebi!
Firakınla içimiz dışımız yanıp kül oldu.
Nice zamandır yağmurlar yağdı, güneş çıktı, çiçekler açtı.
Sen yine gelmedin.
Dolu yağdı, kar yağdı; kış geldi, yaz geldi.
Sen yine gelmedin.
Bahar geldi, güz geldi.
Yine gelmedin Sen.
Nice günler, haftalar, aylar, mevsimler, yıllar, asırlar gelip geçti…
Yine gelmedin yâ Rasûlallah!..
Yeryüzü nice zamandır sarardı, soldu; tekrar yeniden yeşerdi.
Güller açıp, mübarek Gül yüzün gibi gülümsediler. Fakat Sen yine gelmedin.
Bir yandan Sensizlik yanardaÄŸlarında yanarken, aynı zamanda da Sensizlik buzdaÄŸlarında donduk biz; gel artık ey Gül…
Gönder Rabbim, gönder artık Gülümüzü…
Gülümüzün örnekliği hakkında şöyle buyurmuştun çünkü.
“Andolsun ki, Allah’ın Rasûlü’nde, sizin için, Allah’ı ve âhireti arzu edenler, (Allah’a ve âhiret gününe kavuÅŸmayı umanlar) ve Allah’ı çok zikredenler (ananlar) için, (uyulacak) en mükemmel bir örnek
vardır.” (Ahzâb, 21).
Ey Nebi, Sana itaat boynumuzun borcu, imanımızın gereğidir.
Çünkü Sen mübarek sözlerinin birinde şöyle buyurmuştun.
“Bana itaat eden, Allah’a itaat etmiÅŸ olur; bana isyan eden de, Allah’a isyan etmiÅŸ olur.”
Biz kendimizi, her zaman Allah ve Rasûlü’ne muhatap düşünmüşüzdür.
Tıpkı ilk muhataplar gibi.
Böylece İslâm’ı bir miras olarak deÄŸil de, ana kaynağından, yani Allah ve Rasûlünden almış gibi, aÅŸk ve muhabbetle dolu olmak, hayatımızın her anını da bu aÅŸk ve muhabbetle yaÅŸamak istiyoruz.
Yani Sahâbe-i Kiram gibi; her zaman diri, her zaman canlı.
Kur’ân âyetleri hep yeni geliyormuÅŸ gibi taptaze, sımsıcak yaÅŸamak…
Ey Rabbimiz!Â
Öyle bir iman ve aÅŸka sahip olmak istiyoruz ki, “O’nun ayağına batacak bir diken, gelip benim yüreÄŸime batsın!” diyebilecek ve bu seviyeye de gerçekten gelebilecek bir muhabbet istiyoruz Senden.
Ver Rabbimiz, O’nun muhabbetini ver bize de.
Yâ Rasûlallah!
Sorsan ki “Beni seviyor musunuz?” diye, belki her birimiz “Evet, evet seviyoruz” diye cevap veririz.
Fakat sorsan ki, “Kur’ân ve Sünnet çerçevesinde mi yaşıyorsunuz?” diye, iÅŸte o zaman mahcubiyetten kahroluruz yâ Rasûlallah!
Seni sevmek, boÅŸ lafla olmuyor, biliyoruz.
Yolunu yol edinmeyle oluyor.
İşte bunun için çalışıp çabalıyoruz zaten.
Ey Can!
Seni tanıyan, başkasını arar mı hiç?
Sana gönül veren, başka gönle konar mı hiç?
Senin getirdiklerinle hayat bulan, başka şeylerde hayat arar mı hiç?
Sana yöneldik Rabbimiz! Sana ve sevgili Habîbine…
Kur’ân ve Sünnet ile düzenlemek istiyoruz artık hayatımızı.
Her şeyimize yansıtmak istiyoruz, her şeyimizi.
Bütün bunlar, ancak ve ancak Senin lütfü kereminle olur.
Senin engin merhametinle olur Rabbimiz.
Döndür artık bizi. Sana ve sevgili Habibine döndür artık.
Yâ Rasûlallah!
Nasıl ki zor baÅŸladık yazmaya, öyle de zor bitiriyoruz mektubumuzu…
Son satırlarımızda da neyi, ne kadar ve nasıl yazacağımızı bilemiyoruz.
Sonsuz sevgi ve heyecanımıza bağışla ey Allah’ın Rasûlü!..
Mektubumuzu, oturup bir çırpıda yazamadık yâ Rasûlallah!
Yazamazdık da!..
Muhabbet deryasına dalıp, her cümleyi büyük bir aşk ile kurmamız gerekiyordu.
Bu da Senin hakkında kuru bilgi sahibi olmayla olmuyor Yâ Rasûlallah!
O havaya girmemiz, o bağlantıyı kurmamız gerekiyordu.
Bunun için mektubumuzu günlere, aylara ve hatta yıllara yaydığımız için, bir hayli dağınık oldu.
Belki, bir çok şeyi de, önemine binaen defalarca tekrarladık.
Bütün bunları, Sana olan sonsuz muhabbetimize bağışla ey Nebi!
Muhabbetin tekrarı, belki daha çok artırır muhabbetimizi…
Sevmek ve sevilmek; işte biz bunu istiyoruz yâ Rasûlallah!
Ey Rabbimiz!
Senin mübarek isimlerinden biri de Vedûd ism-i şerifindir.
“Seven; çok seven. Sevilen; çok sevilen” demektir Vedûd.
Buna dayanarak deriz ki; sevgi, muhabbet, aşk yüceltir insanı.
Olgunlaştırır.
Böylece dünya âhiret dengesini kurdurur.
Sevgilerin başında şüphesiz ki, Senin sevgin gelir Rabbimiz!
Seni sevmenin yolu da, yine Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem)’den geçiyor.
Çünkü O Can da bizim gibi bir insan idi.
“Ben de bir insanım. Fakat bana vahiy geliyor” buyurmuÅŸtu.
Yani, insanım ama, insan Peygamber.
Allah Rasûlü; Rasûlüllah!..
Yani Allah’ın elçisi…
Ey Rabbimiz!
“Sözünüzü ister gizleyin, ister açığa vurun. Çünkü O, kalplerinizde olan her ÅŸeyi bilir!” (Mülk, 13) buyurdun. Biliyorsun Rabbimiz; kalplerimizde olan her ÅŸeyi biliyorsun.
Görüyor, hissediyor ve anlıyoruz ki ey Rabbimiz; Seni sevmek, Peygamber Efendimizi sevmektir.
Can Efendimizi sevmek de, Seni sevmek demek…
Ey Rabbimiz!
İki Sevgilinin mübarek isimlerini bir araya getirdiğimizde, içimizdeki ateşi daha bir tutuşturdu.
Cenâb-ı Allah cc… Muhammed Mustafa sav… Rasûlallah…
Rasûl ve Allah!
Ey Rabbimiz!
Senin sevgini istiyoruz Senden.
Senin ve sevgili Habîbinin sevgisini istiyoruz.
Lütfunla, kereminle ikram et bize de Rabbimiz; ikram et…
Bunun yolunu göster bize!
Sen göstermezsen, biz göremeyiz Rabbimiz!
Sen öğretmezsen, biz öğrenemeyiz Rabbimiz!
Sen sevdirmezsen, biz sevemeyiz Rabbimiz!..
Sen göster, Sen öğret, Sen sevdir yâ Rabbi!..
Çünkü Sen şöyle buyurdun; “…İmana edenler, Allah’ı, baÅŸka her ÅŸeyden daha çok severler…” (Bakara, 165).
Rabbimiz!
Her ÅŸeyimizin üstünde Seni sevmeliyiz biz; Seni ve sevgili Habîb’ini…
Peygambersiz olmuyor iÅŸte; olmuyor. Hiçbir ÅŸey anlaşılmıyor Peygambersiz. Seni de bize anlatan O’dur Rabbimiz! Sen O’na anlattın, O da bize…
“EÄŸer kullarım, Beni, Senden sorarlarsa, (bilsinler ki) Ben (onlara) gerçekten çok yakınım. Bana dua edenin yakarışına (her zaman) karşılık veririm, duasını kabul ederim. Öyleyse, onlar da Benim davetime koÅŸsunlar ve Bana layıkıyla iman etsinler ki, doÄŸru yolu bulabilsinler” (Bakara, 186).
Demek ki, gerçekten doğru yolu bulmanın, en doğru yolu, Senin davetine koşmaktır Rabbimiz.
Sana ve Peygamberine, ancak Sizin davetinizle ulaÅŸabiliriz.
Bunun için görecek göz, hissedecek gönül, idrak edecek beyin lazım.
Bütün bunlar da, hep Sendedir Rabbimiz; hepsi Sende…
Çünkü Sen, “…Allah bir kimseye nur (ışık, aydınlık, yol) vermediyse, artık onun için hiçbir aydınlık yoktur!” (Nur, 40) buyurdun.
Nur istiyoruz Senden Rabbimiz!
Işık istiyoruz.
Aydınlık istiyoruz.
“Hep birlikte Allah’ın ipine sımsıkı tutunun ve birbirinizden kapmayın; ayrılığa düşmeyin… (Âl-i İm-rân, 103).
Sımsıkı tutunmak istiyoruz Kitabına…
Sımsıkı yapışmak ve asla kopmamak.
Senin Kitabını, başka kitaplara tercih etmek; Senin yolunu da, başka yollara tercih etmek istiyoruz yâ Rab-bi!
Bunun için de, Peygamber ve Ashabını çok iyi tanımamız lazım.
Çünkü Senin Kitabına sımsıkı tutunmanın ne anlama geldiğini ve nasıl yaşandığını pratik olarak, ilk yaşayanlar onlardı.
Peygamber Efendimize bu bağla bağlanabilirsek, dünya ve âhiretimizi de kurtarmış oluruz.
Öyleyse Gülümüzü gönder bize; Nurumuzu gönder.
Gönder Rabbimiz, gönder artık Gülümüzü…
Yâ Rasûlallah!
“Size iki emanet bırakıyorum. Onlara sımsıkı sarılırsanız, asla (sapıklığa), dalâlete düşmezsiniz. Onlar;
Allah’ın Kitabı ve Rasûlü’nün Sünnetidir!” buyurmuÅŸtun.
Allah’ın Kitabı ve Rasûlü’nün Sünnet’i…
Allah ve Rasûlü’ne ulaÅŸmanın yolu, bu iki esastan geçmekteyse madem, önce Rabbimizden diliyoruz bunu, sonra da Senden yâ Rasûlallah!
Başka kimden isteyebiliriz ki; başka kimin gücü yeter buna!..
İman ve amel bundadır. AÅŸk ve muhabbet bunda…
Allahu Teâlâ hazretlerini, O’nun istediÄŸi gibi seve-bilmemiz için, yine Senin rehberliÄŸine ihtiyacımız var yâ Rasûlallah!
Çünkü Sen de bir insansın.
Allah’ımızın emir ve yasaklarını bize getiren de Sensin.
Bizi Allah’ımıza götürecek olan da yine Sen… Ey Allah’ın Rasûlü!
Sen Allah’ın sevgilisisin. Sevgilinin sevgilisisin Sen.
Sen bizim örneÄŸimiz, önderimiz, ÅŸefaatçimizsin…
Sen bizim rehberimizsin.
Peygamberimizsin.
Efendimizsin…
Ey Can!
Yüksek müsaadelerinizle, kalbî selâm ve muhabbetlerimizi iletir, sonsuz hasret ve özlemlerimizle, ÅŸefaatini talep ederiz ey Gül yüzlü Gül Peygamber…
Peygamberimiz…
Efendimiz.
Canımız…
CiÄŸerimiz.
Her ÅŸeyimiz bizim…
Salât ve Selâm olsun Sana ey Can!..
Es-salât-ü ve’s-selâm-ü aleyke yâ Rasûlallah!
Es-salât-ü ve’s-selâm-ü aleyke yâ Habîballah!
Es-salât-ü ve’s-selâm-ü aleyke yâ Nebiyyallah!
Es-salât-ü ve’s-selâm-ü aleyke yâ Halîlallah!
Es-salât-ü ve’s-selâm-ü aleyke yâ Åžefiallah!
Es-salât-ü ve’s-selâm-ü aleyke yâ seyyid’el-evvelîn ve’l-âhirîn ve selâmün alel mürselîn ve’l-hamdulülah-i
Rabbi’ l-âlemin!
Es-selâm-ü aleyküm ve rahmetullah-i ve berekâtüh-u… Es-selâmü aleyküm yâ Rasûlallah!..Â
Âdem SARAÇ    Van
Başlangıç; 20 Nisan 1996 - Bitiş; 10 Haziran 2001