Archive for the ‘Peygamber Efendimiz(s.a.v) Zamanında Mimari’ Category

Mar
04

Eyüp Sabri PaÅŸa’nın Kaleminden Ravza-i Mutahhara Tarihine Yolculuk

Posted by zixak

Derleyen: Dr. Hilal Kazan

 Eyüp Sabri PaÅŸa (v.1890), Sultan İkinci Abdülhamîd Han zamânında yetiÅŸen, çalışkan, âlim bir deniz paÅŸasıydı. Uzunca bir süre Hicaz’da memuriyette bulunmuÅŸtur. Bu görevi esnasında topladığı bilgilerle daha sonra bir dizi eser kaleme almıştır. Bu eserler arasında iki ciltten meydana gelen Mir’at-i Mekke ve Mir’at-i Medine diÄŸerleri arasında ayrı bir yere sahiptir. Onun Mir’at-i Medine adlı eserinden bazı pasajları, üslubunu mümkün mertebe korumaya çalışarak ve biraz daha sadeleÅŸtirerek sizlerle paylaÅŸmak istiyoruz. Bu ilk bölümde Kanûni Sultan Süleyman devrinde Ravza-i Mutahhara’da yapılan tadilatla ilgili bilgiler yer almaktadır. “Sultan Süleyman b. Sultan Selim asrında Mescid-i Saadet’in bazı duvarlarıyla Hücre-i Saadet kubbesi ve Mescid-i Kuba binaları birdenbire yıkılacak derecelere varmış ve adeta Harem-i Åžerif-i Nebevî dahilinde namaz kılınamaz olduÄŸundan durum Dersaadet-i PadiÅŸah-ı Alem-penah’a arz olunmuÅŸ idi. Harem-i Saadet’in bütün bütün yıkılıp yeniden inÅŸa edilmesine ÅŸer’an müsaade yok ise de yalnız yıkılmasından korkulan mevki-i ÅŸerifelerin tamir ve kuvvetlendirilmesine müsaade buyurulması arz olunmuÅŸ idi. Hususat-ı maruzaya izin verilmiÅŸ ve bu vazifeye bir memur tayin edilip kendisine keyfiyetin lüzumlu malzemeleri, gerekli meblaÄŸ, amele ve üstatların serî olarak gönderilmesi için Mısır valisine ferman gönderilmiÅŸ idi. Mısır valisi tarafından emir olunan lüzumlu varidat hazırlanıp bina emini tayin edilen zata tamamen teslim edilmiÅŸ idi. Bu zat tarafından âyân-ı Medine ile beraber Mescid-i Saadet keÅŸf ve muayene edilmiÅŸ idi. Hücre-i Saadet’in derun ve bîrûnunu tahkim ve teÅŸyid eyledikten sonra Mescid-i Saadet’in “Bab-ı Selam” namıyla be-nam olan bab-ı muallâyı yıkıp yerine a’lâ ve mücellâ mermerden olmak üzere nazar-ı dikkati celbeden bir kapı yapıldı (h.941/m.1534-35). Bu imaretten altı sene sonra “Bab-ı Rahmet” denilen kapıdan “ÅŸekliye” minaresine deÄŸin minareler ile garp tarafında vaki duvarı yerle beraber yıkıp gayet güzel ve muhkem bir surette yenilendi (h.947/m.1540-41). Bu duvardan maada duvar-ı ÅŸarkiyi dahi minaresiyle beraber esastan yıkarak yeniledi. Ve “Kubbetü’l-Hadrâ’yı kuvvetlendirip üzerine bir yüksek halvet ve ÅŸekliye minaresinin bitiÅŸiÄŸine dahi bir halvet tesisiyle mezkur minareyi Rumeli minarelerine mutabık olarak yeniden yaptırdı (h.948/m.1541-42). Bu minarenin ÅŸekli deÄŸiÅŸtikten sonra ahali bu minareyi “Süleymaniye Minaresi” namıyla yad etmeye baÅŸladı. İmaret-i mezkureden 26 sene sonra garp duvarının bazı yerleri harap olmaÄŸa baÅŸlayınca Sultan Süleyman -aleyhi rahmet-i Mennan- Hazretleri Bab-ı Rahmet’ten sonuna kadar olan duvarı yıktırıp burasını dahi mükemmelen yenileterek Mihrab-ı Nebi ve Minber-i Münir-i Nebevi ile din-i Mustafavi’nin alametlerinden olan minarelerin alemlerini deÄŸiÅŸtirdi. Ve Hücre-i Mu’attara ile Ravza-yı Mutahhara’ya bir çok kandiller ve ÅŸamdanlar ilavesiyle Mescid-i Saadet’i nurlandırıp ışıklandırdı. Bab-ı Rahmet yenilendiÄŸi vakit sağına ve soluna Besmeleyle beraber “Ve mâ erselnâke…”‘yi; yeniden yapılan Bab-ı Selam’ın sağına ve soluna “Mâ kâne Muhammedin ebâ ehadün min-ricâliküm….” Ayetlerini en güzel surette yazdırdı. Bunların revâk-ı haricilerine Arapça bazı kıt’a ve na’t-ı ÅŸerifler yazdırmıştır. Bu revakların en üstüne de “Öldükten sonra kabrimi ziyaret eden beni hayattayken ziyaret etmiÅŸ gibidir.” manasına gelen hadis-i ÅŸerifini yazdırmıştır (h. 974/m.1566-67).”  http://www.sonpeygamber.info

Mar
04

Mescid-i Haram ve Mescid-i Nebevi’deki Ayetler

Posted by zixak

Doç. Dr. Murat Sülün  

 

Başta tarihî yapılar olmak üzere çeşitli sanat eserlerini âyetlerle bezeme geleneği Kur’ân kültürümüzün önemli bir parçasıdır. Edebiyatta olduğu gibi, sanat eserlerinde de âyet, hadis ve kelâm-ı kibâr iktibas edilmekte ve bu ibarelerin, yapıda mücevher gibi parladığı ve yapıya sanatkârane bir nitelik kazandırıp değer kattığı düşünülmektedir. Peki, sanat eserlerinde Kur’ân’dan iktibaslar yapılırken, yani, başta binalar olmak üzere her tür sanat eseri âyetlerle bezenirken, nelere dikkat edilmektedir? Bu yazıda söz konusu soruya sadece Mescid-i Haram ve Mescid-i Nebevî çerçevesinde cevap arayacağız 1

Fazîleti hakkında hadis bulunan âyet ve sureler

Fazîleti hakkında hadis bulunan âyet ve surelere hemen her yapıda olduÄŸu gibi, kutsal topraklardaki yapılarda da rastlanır: âyet ve sure baÅŸlarında olduÄŸu gibi, müstakil olarak da rastlanan Besmele’ye ek olarak, âyete’l-kürsî, İhlâs ve Fâtiha sureleri hemen her yerde karşımıza çıkar. Mescid-i Nebevî’nin -eski kısım- kubbe eteklerinde En’âm, Kehf, Meryem, Müzzemmil, Müddessir, YâSîn, Duhâ, Cum’a, Rahmân, Åžems, Leyl, Tebâreke/Mülk, ‘Amme/Nebe’, İnÅŸirah, Tekâsür, Feth, Kadr, ‘Alâk, Âmene’r-Rasûlü, İhlâs, Mu’avvizeteyn, Fâtiha, ElifLâmMîm zâlike’l-kitâb… (1-5. âyetler); Mescid-i Nebevî -yeni kısım- kuÅŸağında Nasr, Vâkı’a, Cum’a, Tebâreke, Muhammed, YâSîn, DuhÄ?n, Hucurât, İnÅŸirâh, İhlâs, Mu’avvizeteyn; Kubâ mescidi kubbe eteklerinde ise, Fetih suresinin bir kısmı, Hucurât, Cum’a, YâSîn, Kadr ve Rahmân sureleri, Ve âtâküm min külli mâ seeltümûh… (İbrâhim 14/34), Nasr, Asr, Kevser sureleri, duvarlarında ise, âyete’l-kürsî, Huva’llÄ?hüllezî ve Âmene’r-rasûlü yazılıdır. Bu üç mâbed, fazîleti hakkında hadis bulunan âyet ve surelerin hemen tamamını kapsaması bakımından da dikkat çekicidir. Türkiye’deki yapılarda, büyük yer kaplamalarından dolayı, bunların -bırakın tamamını- sadece Fetih suresinin tamamen yazıldığına bile nâdiren rastlanır. Kur’an-ı Kerim’le ilgili âyetler de bu kapsamda deÄŸerlendirilebilir. ÖrneÄŸin Ravza-i Mutahhara’da ön cephesindeki Zâlike min enbâi’l-ÄŸayb nûhÄ«hâ ileyk… (Âl-i İmrân 3/44) ve Fe-izâ kara’te’l-Kur’âne… (Nahl 16/98), Lâ ye’tîhi’l-bâtılü min beyni yedeyhi ve lâ min halfih… (Fussilet 41/42) âyetleri… 

Yapı, yapının inşâsı veya fonksiyonu ile doğrudan ilişkili âyetler

Yapıya, kendisiyle doÄŸrudan iliÅŸkili âyet yazılmasına en güzel örnek: Kâbe örtüsüne, kilit ve anahtarlarına Kâbe’nin inşâsı, ilk mâbed oluÅŸu, kıble oluÅŸu, haccedilmesi gerektiÄŸi ve Kâbe’ye güvenlik ve esenlik içinde girileceÄŸi çerçevesindeki âyetlerin yazılması; Kâbe kilit ve anahtarlarına feth : “açmaâ€? fiilinin geçtiÄŸi İnnâ fetahnâ lek (Feth 48/1), anahtar kelimesinin geçtiÄŸi Ve ‘indehû mefâtihu’l-ÄŸayb.. (En’âm 6/59) âyetlerinin, Kâbe’nin Safâ-Merve çıkışındaki Osmanlı revakları ile Safâ tepesi üzerindeki yeni kubbe eteÄŸine inne’s-Safâ ve’l-Mervete… (Bakara 2/158) âyetinin; Makam-ı İbrahim’e ve’ttahizû min makÄ?mi İbrâhîme musallâ (Bakara 2/125) âyetinin, Kubâ mescidine -hem mihrabın üstüne hem de dışarıda bir taÅŸ sütuna- bu mescidle ilgili: le-Mescidün üssise ‘ale’t-takvâ… (Tevbe 9/108) âyetinin, Kıbleteyn mescidi mihrabına Kad nerâ… (Bakara 2/144) kıble âyetinin yazılmasıdır. 

Yapının bânîsini -ya da o mekânda yaşamış veya defnedilmiş birini- doğrudan ya da dolaylı ilgilendiren âyetler

ÖrneÄŸi: Kâbe örtüsüne Hz. İbrahim’e insanları Kâbe’ye davet etmesi ve oÄŸlu ile birlikte Kâbe’yi inşâ ediÅŸleriyle ilgili âyetlerin, Mescid-i Harâm’ın -Osmanlı ve daha önceki dönemlerden kalma- kapılarına bunları inşâ eden ÅŸahıslarla ilgili âyetlerin, Mescid-i Nebevî’nin kıble duvarına, Hücre, minber vb. örtülerine Hz. Peygamber’le (onun peygamberliÄŸi, ümmeti için model teÅŸkil ettiÄŸi, onun üzerinde titremek (salâtüselâm etmek) gerektiÄŸi vs. ile) ilgili -bilhassa Muhammed ve Nebî lâfızlarını içeren- âyetlerin2, Hücre’nin arka duvarına Ve sîka’llezîne’ttekav Rabbehüm ile’l-Cenneti zümerâ (Zümer 39/73) âyetinin, Ravza ön duvarına: bu mescidde Hz. Peygamber’le birlikte İslâm devletinin temellerini atan Ashâb-ı Kirâm’la ilgili Muhammedün rasûlû’llÄ?h ve’llezîne ma’ahû… (Feth 48/29), Kayıtbay ve Kanuni mihraplarına, yine Sahabîlerin vasıflarından söz eden et-Tâibûne’l-‘âbidûne… (Tevbe 9/112) âyetinin yazılması; Mescid-i Nebevî’nin Kadınlar kapısına Ve men yaknüt minkünne… (Ahzâb 33/31-34) âyetlerinin, Cibrîl kapısına Fe-inna’llÄ?he hüve mevlâhu ve Cibrîl… (Tahrîm 66/4) âyetinin yazılması… Bunun enfes örneklerinden biri de Kanuni Sultan Süleyman’ın Kâbe’ye hediye ettiÄŸi şâhane minbere İnnehû min Süleymâne ve innehû Bismi’llâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm âyetinin yazılmasıdır. İnnehû min Süleymân… ibaresi esâsen Hz. Süleyman’ın Sebâ kraliçesine yazdığı mektupla ilgilidir; ancak minbere yazılmakla innehûdaki zamirin mercii deÄŸiÅŸtirilerek âyet “Bu minber Kanuni Sultan Süleyman’dan Kâbe-i Muazzama’ya bir hediyedir.â€? mânasında iktibâs edilmiÅŸ olmaktadır. Mâlum, bir yere âyet/hadis yazılırken, -tıpkı edebiyattaki iktibaslarda olduÄŸu gibi- cümlenin aslî mânasında alınması ÅŸart deÄŸildir.

Yapının herhangi bir biriminin fonksiyonuna ilişkin âyetler

ÖrneÄŸi: Ravza-i Mutahhara’daki üç mihraba kıble âyeti olan Kad nerâ… fe-velli vechek.. (Bakara 2/144) âyetinin yanı sıra, Kanuni ve Kayıtbay mihraplarına mihrap kelimesini içeren Küllemâ dehale aleyhâ Zekeriyye’l-mihrâb (Âl-i İmrân 3/37) ifadesinin yazılması. İkinci olarak; sultan/halîfe adına hutbe irad edilen minberler siyasî bir niteliÄŸe de sahip olduÄŸu için, minber kapılarına, devletin temel akÄ«desini yansıtan Kelime-i Tevhid yazılması gelenekselleÅŸmiÅŸtir. Mescid-i Nebevî’deki III. Murad minberinin giriÅŸinde de Kelime-i Tevhid yazılıdır. Minberlerin Cuma namazıyla baÄŸlantısı düşünüldüğünde, Cuma suresinin Cuma namazını konu alan âyetlerinin; minberde irad edilen hutbelerde Hz. Peygamber’e salâtüselâm getirildiÄŸi düşünüldüğünde ise, İnna’llÄ?he ve melâiketehû yusallûne ‘ale’n-Nebiyy… (Ahzâb 33/56) âyetinin yazılış amacı anlaşılır.  

İslâm’ın temel akîdesini yansıtan âyetler/ibareler

Hemen her yerde karşılaşılabilen Kelime-i Tevhid devletin İslâmî niteliÄŸini vurgulamakta; Kâbe örtüsü, Mescid-i Haram revakları vb. yerlerde rastladığımız Ebu Bekr, Ömer, Osman, Ali isimleri, bilhassa Kâbe örtü zemînindeki -hiçbir Sahabîyi dışlamadan hepsini sahiplenen- Radıya’llÄ?hu ‘an Ebî Bekr ve ‘Ömer ve ‘Osmân ve ‘Alî ve ‘ani’s-sahÄ?be ecma’īn : “Allah Ebu Bekr, Ömer, Osman, Ali ve bütün Ashâb-ı Kirâm’dan razı olsun.â€? ibaresi, devletin Sünnî karakterini yansıtmaktadır. Kâbe kuÅŸaklarında yazı aralarında rastladığımız Kul küllün ya’melü ‘alâ şâkiletih… (İsrâ 17/84) âyetiyle, bütün dinlerin bir kıblesinin olduÄŸu, herkesin -bilhassa kıble çerçevesinde- kendi deÄŸer yargılarına göre hareket ettiÄŸi, ama sonuçta kimin doÄŸru yolda olduÄŸunu sadece Allah’ın bildiÄŸi belirtilmektedir.

Yapının kendisine benzetilebileceği nesnelerden bahseden âyetler

Yapı bütünüyle bir ÅŸeye benzetilebiliyor ve bunun hakkında âyet bulunuyorsa, yapıya bu âyet yazılabilmektedir. Cennetliklere Allah’ın ‘tertemiz bir içecek’ ikrâmı ile ilgili Ve sekÄ?hüm Rabbühüm ÅŸarâben tahûrâ (İnsân 76/21) âyetinin Zemzem kuyularına; Cennetlikleri Cennete buyur eden Udhulûhâ bi-selâmin âminîn (Hicr 15/46) âyetinin, -Cennete benzetilen- Mescid-i Nebevî’nin yeni kısmının bütün kapılarına yazılması bunun güzel örneklerindendir. Bir baÅŸka örnek de, herhangi bir yere giriÅŸte okunup yazılabilen Rabbi edhilnî… (İsrâ 17/80) âyeti ile mescidleri konu alan Fî büyûtin ezina’llÄ?h… (Nûr 24/36-38) âyeti Mescid-i Nebevî Bâbüsselâm’ına yazılmasıdır: İlkin, Rabbi edhilnî… (İsrâ 17/80) duasının, putperestlerin Hz. Peygamber’i Mekke’den sürme ya da öldürme teÅŸebbüsleri (17/76) üzerine tavsiye edildiÄŸi dikkate alınırsa, duâda “muhrac-i sıdkâ€? ve “müdhal-i sıdkâ€? olarak bahsedilen yerlerin –sırası ile- Mekke ve Medîne olduÄŸu aÅŸikârdır. O zaman, imana kucak açan Medine’deki genel merkezin, yani Mescid-i Nebevî’nin, ilk kapısına bu âyetin yazılmasındaki sır da ortaya çıkmaktadır. İkinci olarak; -Allah’ın nûrunun parıl parıl parladığı ve Allah’ın adının anıldığı büyût “mescidlerâ€? ve O’nu sabah-akÅŸam tesbîh eden ricâl : “erlerâ€? ile Mescid-i Nebevî ve Ashâb-ı Kirâm’la iliÅŸkisi aÅŸikârdır.

Yapının inşâ ve imarına yönelik âyetler

Sözgelimi Ve mâ tef’alû min hayr… (Bakara 2/197), Ülâike yüsâri’ûn… (Mü’minûn 23/61), Meselü’llezîne yünfikÅ«ne … (Bakara 2/261-263), İnnâ lâ nuzī’u ecra men ahsene ‘amelâ (Kehf 18/30) ve bilhassa İnnemâ ya’muru mesâcida’llÄ?h… (Tevbe 9/18) âyetleri hayruhasenâtın Allah rızası için yapıldığına telmîhan infâk, hayrât ve imar çerçevesinde yazıldığı anlaşılmaktadır.

Ziyaretçilere çeşitli mesajlar veren âyetler

Esasen diÄŸer şıkların tamamında belli bir mesaj söz konusu olmakla birlikte, aÅŸağıdaki örneklerde bu daha belirgin ve yoÄŸundur: Hz. Peygamber’in Hücre-i Mutahhara’sına Yâ eyyühe’llezîne âmenû lâ terfa’û esvâteküm… (Hucurât 49/2-3) âyeti yazılarak “Lütfen sessiz olun!â€? denmektedir. Mescid-i Harâm’ın Safa kapısındaki Ve sâri’û ilâ… ve’l-kâzımîne‘l-ÄŸayza ve’l-âfîne ‘ani’n-nâs va’llÄ?hu yuhibbü’l-muhsinîn : (Âl-i İmrân 3/133-35) âyetleri, Cennetin kimler için hazırlandığını hatırlatmakla kalmamakta, öfkeli, hoÅŸgörüsüz, nâhoÅŸ hareketlerin sergilenebildiÄŸi böyle kalabalık bir ortam için son derece uygun ve gerekli bir ihtardır. Kâbe örtüsündeki Nebbi’ ‘ibâdî… (Hicr 15/49), Ve izâ seeleke ‘ibâdî… (Bakara 2/186), Ve beÅŸÅŸiri’l-mü’minîne… (Ahzâb 33/47), Men ya’mel sûen… (Nisâ 4/110), Ve innî le-ÄŸaffâr.. (TâHâ 20/82) âyetlerinin yanı sıra, Kâbe kapısındaki Kul yâ ‘ibâdiye’llezîne esrafû… (Zümer 39/53), Ğâfiri’z-zenb, kÄ?bili’t-tevb (Gâfir 40/1-3), Ketebe Rabbüküm ‘alâ nefsihi’r-rahme (En’âm 6/54) âyetleri ile Allah’ın engin rahmeti vurgulanarak ümitsizlik reddedilmekte; Mescid-i Nebevî’nin Kadınlar Kapısındaki Ve men yaknüt… (Ahzâb 33/31-34) âyetleriyle -Peygamber hanımları özelinde- mümin kadınlara birtakım tavsiyelerde bulunulmakta; yine aynı yerdeki Li’r-ricâli nasÄ«b… (Nisâ 4/33) âyetiyle kadınlara ve erkeklere, kadın ve erkek olarak kendi rollerini oynamaları, birbirlerinin özelliklerine göz dikmemeleri salık verilmekte; Kubâ mescidindeki ElifLâmMîm zâlike’l-kitâb… (Bakara 2/1-5) âyetleriyle felâha ereceklerin kimler olduÄŸu, dış pencerelerdeki Ve sâri’û ilâ maÄŸfiratin min Rabbiküm ve Cennetin (Âl-i İmrân 3/133) ifadesiyle insanlar ibadete teÅŸvik edilmekte; Kanuni ve Kayıtbay mihraplarındaki et-Tâibûne’l-‘âbidûn… (Tevbe 9/112), Kul sadaka’llÄ?h… (Âl-i İmrân 3/95), İnne evle’n-nâs... (Âl-i İmrân 3/68) âyetleri ve Kâbe örtüsündeki KureyÅŸ suresi ile ziyaretçilere bir müminin taşıması gereken sıfatlar ve Allah’a -Hz. İbrahim’in yolundan giderek- kulluk etmeleri gerektiÄŸi hatırlatılmaktadır.

Sonuç olarak;

Mimarîde Kur’ân iktibas etme geleneğinde, kuşak yazılarını bir tarafa bırakırsak, kısa, özlü ve etkileyici âyetlerin tercih edildiği görülmektedir. Bu âyetler genelde Yüce Allah’ı vecîz bir şekilde tasvîr etmekte, Kur’ân’ı özetlemekte ve İslâm’ın temel inançlarını özlü biçimde yansıtmaktadır. Herhangi bir âyetle
(i) Yapının veya yapıdaki herhangi bir birimin fonksiyonu ve
(ii) Yapının bânisi veya orada medfûn kişiler arasında çok yönlü ve hoş bağlantıların kurulduğu bu gelenekte, âyetlerin asıl mânalarında alınması şart değildir.
Haremeyn-i Åžerîfeyn’de yazılı âyet ve surelere gelince, bunlar Mescid-i Harâm, Hz. Peygamber, kıble, hacc, namaz, Allah’ın engin rahmeti, Hz. İbrahim çerçevesinde yoÄŸunlaÅŸmaktadır. Yapılarla âyetler arasında hoÅŸ baÄŸlantılar kurulmakta; kutsal mekânlara gelenlere her türlü günaha tevbe etme imkânı bulunduÄŸu hatırlatılmak suretiyle belli bir eÄŸitim – öğretim yapılmaktadır. Bu gelenek Suûdî Arabistan yetkililerince Mescid-i Haram’da deÄŸilse de diÄŸerlerinde sürdürülmüştür: Mescid-i Harâm’ın ÅŸu anki 95 kapısından Kral Fahd ve Kral Abdülaziz kapıları gibi ana giriÅŸlerine büyükçe kûfî Besmele ve Mescid-i Harâm duvarlarının imkân verdiÄŸi hemen her yere, özellikle de revakların birbiri ile buluÅŸtuÄŸu müsâit kısımlara kûfî Lâ ilâhe illâllah ve Muhammedün rasûlûllah (ayrı ayrı) cümleleri yazılıdır. Mescid-i Nebevî’nin yeni bölümünün duvarlarına, Kubâ mescidi duvarlarına ve kubbe eteklerine Türk hattatlara âyet ve sureler yazdırılmıştır. Ancak, -kubbelerin tam ortasına yazılacak yazılar biraz daha ustalıklı/dairevî bir istif gerektireceÄŸi, fazîleti hakkında hadîs bulunan bütün âyetlerin dairevî istifleri bulunmadığı, bu istifleri oluÅŸturmak oldukça meÅŸakkatli bir iÅŸ olduÄŸu, kubbe etekleri kubbe merkezlerine göre daha fazla âyet istîâb edeceÄŸi için- kubbe ve tavanlara yazma geleneÄŸi sürdürülememiÅŸtir. Kâbe kapısı, örtüsü ve anahtarı için zaman zaman farklı pasajların tercih edildiÄŸi de görülmektedir. İsm-i Nebî, yani “Muhammedâ€? lâfzının (ayrıca Ebu Bekr, Ömer, Osman, Ali) hemen her yerde, lâfza-i celâlle birlikte yazıldığı bilinmektedir. Nitekim Kâbe örtüsü, Kâbe revakları, Mescid-i Nebevî vb. yerlerde de böyledir. Ancak Kubâ mescidinde, -Hz. Peygamber ve diÄŸerlerinin isimlerini, onlarla tamamen farklı bir ontolojik yapıya sahip bulunan “Yüceâ€? Allah’la eÅŸdeÄŸer tutmamak gerektiÄŸi düşüncesiyle- büyükçe “Allahâ€? isminin altına daha küçük LâtÄ«fun bi-‘ibâdih… (Şûrâ 42/19) âyeti, aynı büyüklükteki Muhammed isminin altına da yine küçük RasûlûllÄ?h ve’llezîne ma’ahû eÅŸiddâ’ü ‘ale’l-küffâri ruhamâu beynehüm (Fetih 48/29) âyeti yazılmış; böylece “yan yana ve aynı büyüklükte yazılanın, Allah’ın ve Peygamber’in isimleri deÄŸil, bu isimlerin geçtiÄŸi âyetler olduÄŸuâ€? izlenimi verilmek istenmiÅŸtir. Hücre-i Muattara’nın ön duvarındaki Sultan Ahmed’in yadigârı yâ Allah yâ Muhammed ibârelerinin, yâ Allah yâ Mecîd’e dönüştürülmesinde de aynı inancın izleri görülebilir.

  http://www.sonpeygamber.info

Mar
04

Mescid-i Nebevî/ Ravza-i Mutahhara

Posted by zixak

Dr. Hilal Kazan   

 

İnÅŸası:Hz. Peygamber’in Mekke’den Medine’ye hicretinden sonra önemli ilk icraatlardan biri Medine’de bir mescid inÅŸası olmuÅŸtur. Hz. Peygamber tarafından bizzat yaptırılan binalardan biri olma özelliÄŸini taşıyan Mescid-i Nebevî, aynı zamanda Rasul-i Ekrem’in Medine’deki bütün faaliyetlerinin merkezinde yer almış ve İslam mimarî tarihinde sonradan inÅŸa edilen bütün mescit ve camilere örnek teÅŸkil etmiÅŸtir. İlk mescit basit ve sade olmasına raÄŸmen son derece fonksiyonel olarak yapılmıştır. İslam bilginlerinin umumî görüşüne göre Mescid-i Nebevî en mübarek üç mescitten biridir. Hicret sırasında Hz. Peygamber’in üzerinde bulunduÄŸu devenin çöktüğü alan, sahiplerinden alınarak öncelikle zemin düzenlemesi yapılmıştır. Daha sonra Rebiulevvel ayında (Eylül 622) 3 arşın derinliÄŸindeki temel üzerine Rasulullah’ın temele ilk taşı koymasıyla mescidin inÅŸasına baÅŸlanmış, Åževval ayında ise (Nisan 623) tamamlanmıştır. Yani mescidin inÅŸası sekiz ay kadar sürmüştür. İlk bina, taÅŸ temel üzerine tek sıra kerpiçten, bir adam boyu kadar yükseklikteki çevre duvarı ile kuÅŸatılarak üstü açık biçimde ) bir alana üç kapılı olarak inÅŸa edilmiÅŸ ve kıblesi Hz.60×70 zirâ’alık (1022 m Peygamber tarafından Kudüs’e doÄŸru yapılmıştır. DoÄŸu duvarının güney kısmına mübarek zevceleri Hz ÂiÅŸe ve Sevde için kapıları mescide açılan 2 tane de oda yapılmış, daha sonra bu oda sayısı 9’a çıkmıştır 1.

  [kml_flashembed movie="http://img146.imageshack.us/my.php?image=21pl4.swf" width="400" height="400" wmode="transparent" /] Tamirat/restorasyon/genişletme çalışmaları 2:Geçirdiği ufak tefek restorasyon ve tamiratların haricinde Mescid-i Nebevî’nin kıble duvarının sınırı daima Hz. Peygamber devrindeki ilk inşaat sınırlarına bağlı kalınarak her hangi bir değişikliğe uğramamıştır. Yapılan büyük onarım ve genişletme çalışmaları kronolojik olarak şu şekilde sıralanabilir:

  1. İlk geniÅŸletme çalışması henüz hicri 7. yılda (628) Hayber Savaşı’ndan dönüşte gerçekleÅŸtirilmiÅŸtir. Kıble tarafı hariç diÄŸer üç yönden mescit geniÅŸletilerek 100×100 zira ebadında kare planlı hale getirilmiÅŸ, duvarlar 1,5 zirâ’a (74 cm) kalınlığa, 7 zirâ’a (3.45 cm) yüksekliÄŸe ulaÅŸmıştır. BaÅŸlangıçta üstünde örtü bulunmayan mescidin kıble duvarına paralel üç sıra halinde dokuzar adet ve dokuz zirâ’a (4.44 cm) aralıklı direk dikilerek üstü hurma dalları ve yapraklarıyla kapatılarak yaÄŸmurdan ve sıcaktan muhafazalı hale getirilmiÅŸtir.
  2. Hicri 17 (638)’de Hz. Ömer devrinde mescidin yetersiz kalmasına bağlı olarak çevredeki evler istimlak edilerek kapı sayısı 6’ya, çevre duvarı yüksekliği 11 zirâ’a (5.43 cm), mescidin ebadı kuzeyden güneye 140 zirâ’a  alana ulaşmıştır. Zemini Akik vadisindendoğudan batıya 120 zirâ’a ve 4088 m getirilen taşlarla kaplanırken, ilk safların bulunduğu bölüme keçe döşenmiştir.
  3. Mescid-i Nebevî Hz. Osman devrinde ve bizzat Hz. Osman’ın kendi parasıyla gerçekleştirdiği tekrar bir genişletme ve restorasyona sahne olmuştur. 29 senesi Rebiülevvel ayında (Kasım 649) başlanan yeniden yapılanma, 30 senesi Muharrem ayında (Eylül 650) bitmiştir. Buna göre mescidin genişliği ’ye ulaşmıştır. Bu yeniden yapılanmada yontma taş ve kireçyaklaşık 5061 m kullanılmıştır. Ayrıca ilk kez tezyinatlı taşlardan meydana gelen sütunların sayısı da on ikiye çıkarılmıştır.
  4. Hulefâ-i Râşidin devrinden sonra Mescid-i Nebevî’de Emevi halifesi Velid b. Abdülmelik devrine kadar herhangi değişiklik yapılmamıştır. 87-88 (707-708) yılları arasında Medine valisi olan Ömer b. Abdülaziz döneminde Hz. Peygamber’in hanımlarına ait olan hücreler de mescide dahil edilmiş, hatta bu durum devrin müslümanları arasında büyük üzüntülere sebep olmuştur. Bu yenilenme sürecinde halife Velid tarafından Bizans İmparatoru ile irtibat kurulmuş ve mescide özel ustalar istenmiş, karşılığında halifeye 100.000 miskal altın, 40 büyük mozaik, 100 usta yollanmıştır. Üç tarafından genişletilen ’lik bir alana ulaşmıştır. Bütün duvarlarda kesme taşmescit, yaklaşık 7500 m kullanılmış, Hücre-i Sâadet Mescid-i Nebevî’nin içine alınmıştır. Bu genişletmede mescide bazı ilkler de yapılmıştır. Bunlar; minare, niş tarzı mihrap ve kıble duvarına Şems Sûresi veya Şems Sûresi’nden itibaren Kur’ân’ın sonuna kadar olan bölümün celi hatla yazılmasıdır. Ayrıca yapılan bu işlemler 91 (710) senesinde bir kitabe ile kayıt altına da alınmıştır.
  5. Abbasî halifelerinden Mehdî-Billah 160 (777) tarihinde Medine’yi ziyaretinde Mescid’in yetersiz kaldığını görüp yeni bir genişletme yapmak istemiş, çalışmalar 162-65 (778-82) yılları arasında sürmüştür. Bu ’ye ulaşmış sütunların sayısı ise 290genişletme çalışmalarında alan 9309 m olmuştur. Kıble duvarının tezyinatına özel bir özen gösterilmiş ve alt tarafı mermerle kaplanmıştır. Üst tarafı ise mozaik görünümündeki altın parçalarıyla süslenerek dekoratif hale getirilmiştir. Ayrıca çeşitli Abbasî halifeleri tarafından mescitte bazı tamirat ve genişletme çalışmaları da yapılmıştır.
  6. 460-654 (1068-1256) tarihleri arasında bazı deprem ve yangınlar sebebiyle tahrip olan Mescid-i Nebevî’de Halife Mu’tasım-Billah tarafından başlatılan büyük tamirat hareketi, bazı tarihi hadiselerin vuku bulması üzerine Memlûkler devrine kadar yarım kalmıştır. Sultan Melik Mansur Nureddin Ali tarafından tekrar başlatılan tamirat hareketi 668 (1269-70) tarihinde I. Baybars tarafından bitirilmiştir.
  7. İlk kubbe ahşap olarak Sultan Kalavun tarafından inşa ettirilmiştir. Sultan Kayıtbay ise 881 (1476) yılında bu kubbeyi yenileyip mescitte de bazı yeni düzenlemeler yaptırmıştır. 13 Ramazan 886 (5 Kasım 1481)’de minarelere düşen yıldırım neticesinde mescit büyük zarar görmüş, ve yenileştirme ve tamir çalışmaları 888 (1483) senesine kadar devam etmiştir. Bu ’ye ulaşmıştır.tamiratta mescidin alanı da 9429 m
  8. Hilafetin Osmanlılar’a geçmesiyle birlikte Mescid-i Nebevî’de ilk onarım faaliyetleri Kanunî devrinde olmuştur. Dokuz yıl süren tamirattan sonra diğer Osmanlı sultanları tarafından da çeşitli tarihlerde Mescid-i Nebevî de irili ufaklı tamirat yapılmıştır. Sultan II. Mahmud devrinde ise Hücre-i Sâadet’in üstünde bulunan kubbe taştan imar edilip kurşunlanmış ve yeşile boyanmıştır. Bundan sonra bu kubbe bir simge olarak günümüze değin Yeşil Kubbe/Kubbetü’l-Hadrâ diye anılmaktadır.
  9. Mescid-i Nebevî’de en kapsamlı tamirat sultan Abdülmecid devrinde gerçekleştirilmiştir. Hicrî 1266 senesi başında (1849 sonları) Sultan Abdülmecid dört asırdan beri esaslı bir tamirat görmeyen Mescid-i Nebevî için hususî bir mühendisle beraber büyük bir ekibi görevlendirerek Medine’ye göndermiştir. Restorasyon 1277(1861) yılında tamamlanmıştır. Bu restorasyon ’ye ulaşıp, mescidin ön kısmında ve avlusonunda mescidin alanı 10.939 m çevresindeki revaklarda sütun sayısı toplam 327 olmuştur. Kıble tarafındaki revaklar 12 adet olmuştur. Beş kapısı olan Mescid-i Nebevî’nin zemini mermerle kaplanmıştır. Sütun başlıkları altınla süslenmiş, kıble duvarı Osmanlı çinileriyle kaplanmıştır. Hattat Abdullah Zühdü tarafından üç yıl süren çalışma sonucunda mescidin bütün kubbesi, kıble duvarı, kapılarının üstü, mihrap gibi görünen alanları güzel celi sülüs ile ayet, hadis ve Rasulullah’ın güzel isimlerinden müteşekkil hatlarla donatılmıştır. Bu büyük restorasyonda İstanbul ve Mısır’dan gönderilen malzemenin dışında 700.000 mecidiye harcanmıştır.
  10. Suûdiler devrinde ise 1949-55 yılları arasında yeni bir  olmuştur. Bu genişletmenin Osmanlıgenişletme sonucu mescidin alanı 16.326 m devrinde gerçekleştirilen imarla uyumlu olmasına özen gösterilmiştir. Ayrıca mescidin içinde birbirine kemerle bağlanan 232 direğin üstü yüksek kare planlı ahşap tavanla kapatılmıştır.
  11. Mescid-i Nebevî’nin tarihinde en geniş çapta yapılan imar ve genişletme çalışmaları 1984-94 yılları arasında gerçekleştirilmiştir. Bu ’ye ulaşmış, ayrıca mescidin damına da 67.000çalışmada mescidin alanı 98.326 m ’lik namaz kılma alanı yapılmıştır. Mescidi kuşatan mermer avlu genişliğim  olup, 650.000 kişinin aynı anda ibadet etmesini sağlamaktadır.235.000 m Minarelerin sayısı ona çıkarılmış, bodrum katı da garaj olarak tasarlanmıştır.

 [kml_flashembed movie="http://img113.imageshack.us/my.php?image=11bq7.swf" width="400" height="400" wmode="transparent" /]

Mescidin Bölümleri:

 Hücre-i saâdet: Hz. Peygamber’in Hz. ÂiÅŸe’nin odasına defnedilmesinden sonra bu mekan hücre-i saâdet adıyla anılmaya baÅŸlanmıştır. Mescid-i Nebevî’de yapılan bütün yenileme ve imar faaliyetleri hep hücre-i saâdetten baÅŸlanarak yapılmıştır. Mescidin inÅŸasıyla beraber taÅŸ temel üzerine kerpiçten yapılan hücre-i saâdetin dışındaki diÄŸer odalar, Emevî halifesi Velid devrindeki geniÅŸletme çalışmalarında mescide katılmıştır. Halife Ömer b. Abdülaziz halifeliÄŸi sırasında Bizanslı ve Kıptî mimarlardan yararlanılarak hücre daha mamur hale getirilmiÅŸtir. Kuzey kısmında Hz. Fâtıma’nın hücresi de bu bölüme dahil edilmiÅŸ ve hücrenin üzeri küçük bir kubbe ile örtülmüştür. Zengîler devrinde Vezir Cemâleddin Muhammed b. Ali el-İsfahânî tarafından kabir tamamen mermerle kaplanmıştır. Sultan Kalavun daha önceleri bir kisve ile kapatılan hücre-i saadetin kubbesini kurÅŸunla kaplatmıştır. Hücre-i saâdet, geçirdiÄŸi bir yangın dolayısıyla 881(1476)’da yıkılıp tekrar taÅŸtan inÅŸa edilmiÅŸtir. Osmanlılar devrinde Sultan I. Ahmed altın kaplamalı gümüş ÅŸebekeler yaptırıp hücre-i saadete göndermiÅŸ, II. Mahmud da bugünkü kubbesini yaptırıp yeÅŸile boyatmıştır. Ayrıca Sultan II. Mahmud, hücrenin dış duvarını çinilerle kaplatmıştır. Sultan Abdülmecid ise bu çinileri daha deÄŸerli olanlarla yeniletmiÅŸtir 3. Bu kutsal mekan Hz. Peygamber’in minberinin bulunduÄŸu yer ile birleÅŸtirilip bütünleÅŸtirilerek mescidin en önemli bölümü haline getirilmiÅŸtir. Minber: Hz. Peygamber, mescidinde cemaate hitap ederken dayanması için hurma aÄŸacından olan büyük bir kütüğü kullanmaktaydı. Daha sonra cemaatin Rasulullah’ın yüzünü göremeyip sesini de iÅŸitememesi üzerine hicri 7. (628) veya 8. (629) yıllarda ılgın aÄŸacından 50 x125 cm ebadında ve bir metre yükseklikte, arkasında 3 sütunu bulunan 3 basamaklı ilk minber yapılmıştır. İlk halifeler Rasulullah’a hürmetten dolayı üçüncü basamağı kullanmamışlar ve bu basamağı bir tahta parçasıyla kapatmışlardır. Hz. Osman devrinde minber üzerine bir kubbe yapılarak kumaÅŸla örtülmüş, ayrıca merdivenler abanoz aÄŸacıyla kaplanmıştır. Muaviye b. Ebû Süfyan zamanında ise minber altı basamak daha yükseltilmiÅŸtir. Bu ilk minber 654(1256) senesine kadar kullanılmıştır. Aynı yıl meydana gelen yangında minber yanınca Yemen hükümdarı el-Melikü’l-Muzaffer Åžemseddin tarafından gönderilen minber 656(1258) yılında yerine yerleÅŸtirilmiÅŸtir. Bu tarihten sonra 666(1268)’da Sultan I. Baybars, 797(1395)’de Memluk sultanı Berkuk, 820(1417)’de bir baÅŸka Memluk sultanı Åžeyh el-Mahmûdî tarafından minber yenilenmiÅŸ veya yenisi gönderilmiÅŸtir. 886(1481) senesinde minber tekrar yanınca Medineliler tarafından tuÄŸla alçıdan yapılan minber, 888(1483) senesinde Sultan Kayıtbay tarafından gönderilen mermer minberle deÄŸiÅŸtirilmiÅŸtir. 998(1590) tarihinde Osmanlı sultanı III. Murad’ın İstanbul’da imal ettirip süslettirdiÄŸi mermer minber, Medine’ye gönderildiÄŸinde Kayıtbay’ın minberi Kubâ mescidine taşınmıştır. Halen Sultan III. Murad’ın minberi Mescid-i Nebevî’de kullanılmaktadır 4. Mihrap: Mescid-i Nebevî inÅŸa edildiÄŸinde herhangi bir mihraba sahip deÄŸildi. Zaten Rasul-i Ekrem’in namaz kıldırdığı yer belliydi. Ancak Ömer b. Abdülaziz devrinde mescidi yeniden inÅŸa ettirirken mescidin ön duvarına hafifçe oyulmuÅŸ bir niÅŸ tarzında bir mihrap ilave etmiÅŸtir. O devirden beri Mescid-i Nebevî’de bir mihrap kullanılmaktadır. Zaman içinde mescidin diÄŸer bölümlerinde olduÄŸu gibi mihrabında da zaman zaman yenilenmeler ve ilaveler söz konusudur. Fakat 888(1483) senesinde Memluk sultanı Kayıtbay, siyah-beyaz ve renkli mermerden yeniletip madalyon ve ÅŸerit halinde celî sülüs yazılar ve geometrik motiflerle süslettiÄŸi mihrap asırlar boyunca kullanılmıştır. 1984 senesinde ise bugünkü halini almıştır. Ana mihrabın yanı sıra Mescid-i Nebevî’de bu mihrabın dışında niÅŸane/iÅŸaret maksadıyla yapılmış baÅŸka mihraplarda bulunmaktadır. Söz gelimi, Rasulullah’ın geceleri daima teheccüt kıldığı yere yapılan, Mihrabü’t-teheccüd; Hz. Osman’ın namaz kıldığı yere yapılan, Hz. Osman mihrab; Hücre-i Sâadet’in arkasında maksure içinde Hz. Peygamberinkine benzeyen tezyinatlı Hz. Fâtıma Mihrab’ı bulunmaktadır. Bunlardan baÅŸka mezhepler için yapılmış ayrı ayrı mihraplar da Mescid-i Nebevî’de mevcuttur 5. Minareler: Mescid-i Nebevî ilk inÅŸa edildiÄŸinde Bilâl-i Habeşî, kıble tarafında iple tırmanarak çıktığı üstüvâne denilen bir yerde ezan okumaktaydı. Åžekil itibariyle silindir biçiminde olan bu mevki daha sonraları inÅŸa edilen minarelere esin kaynağı olmuÅŸtur, diye düşünülebilir. Medine’deki ilk önemli imar faaliyetlerinde bulunan Halife Ömer b. Abdulaziz, mescidi geniÅŸletirken dört bir köşesine 8×8 zirâ’a ebadında bir kaide üzerine oturan yaklaşık 26 m. yüksekliÄŸinde dört adet minare inÅŸa ettirmiÅŸtir. 97(716) senesinde Süleyman b. Abdülmelik güney-batı köşesinde olan minareyi, mesken mahremiyetine zarar verdiÄŸi için ÅŸerefesine kadar yıktırmıştır. Asırlar boyunca 3 minareli olan mescit 706(1306-7) yılında Muhammed b. Kalavun tarafından Babüsselam minaresi yaptırılmıştır. Bu minare IV. Mehmed zamanında yenilenmiÅŸtir. 13 Ramazan 886 (5 Kasım 1481) tarihindeki yıldırım düşmesi sonucu yanan ve yıkılan mescid tamir edilirken bütün minareler tekrar inÅŸa edilmiÅŸtir. Memluk sanatının en ince ve güzel işçiliklerinin yer aldığı minarelerden biri güney-doÄŸu köşesinde bugün halâ daha mevcuttur. BaÅŸ müezzin bu minarede ezan okuduÄŸu için ona Reîsiyye adı verilmiÅŸtir. Osmanlı devrinde Kanunî ve Sultan Abdülmecid taraflarından inÅŸa ettirilen diÄŸer minareler tamamen Osmanlı mimarî üslûbunda olup, Suûdiler devrinin ilk geniÅŸletme çalışmalarına kadar yerlerini muhafaza etmiÅŸlerdir. İlk Suûdi yenilenmesinde sayısı altı olan minareler 1994 yılı geniÅŸletme çalışmalarında on adet olmuÅŸtur. Bu yeni minarelerin yükseklikleri 104 m. olup dörder ÅŸerefelidir. Minarelerin alt kısmı kare, ortası sekizgen, üst kısmı ise silindirik gövdelidir 6.

Mescid-i Nebevî ile ilgili notlar:

 

  • Mescid ilk zamanlarda hurma dalları yakılarak aydınlatılıyordu. Ashaptan Temim ed-Dârî, Suriye’den Medine’ye kandil ve yağını getirmiÅŸ ve mescit bununla aydınlatılmaya baÅŸlanmıştır. Bu hareketinden dolayı Temim Rasulullah’ın hayır duasına nail olmuÅŸtur. Hz. Ömer zamanında Mescid-i Nebevî’ye büyük kandiller asılmış ve buhurdanlıklar konmuÅŸtur. 1908 yılında ise Mescid-i Nebî’de ilk defa elektrik kullanılmıştır.
  • Mescid’e ilk kitabe Emevî halifesi Velid b. Abdülmelik tarafından konmuÅŸtur. Bu durum daha sonra yapılan her imar faaliyetinin kayıt altına alınmasına bir baÅŸlangıç teÅŸkil etmiÅŸtir.
  • Mescid’in teÅŸrifiyle ilgili ilk bilgiler Memluk devrine aittir. İlk devirde yaygın olan Hint seccadelerine daha sonra UÅŸak, Gördes ve Hereke gibi Anadolu seccadeleri eklenmiÅŸtir. Osmanlı seccadeleri Melik Abdülaziz devrinde tek tip halıya geçilinceye kadar kullanılmıştır.
  • Mescid’in bakım, onarım ile burada sürdürülen ilim ve eÄŸitim faaliyetlerinin maddi giderlerinin karşılanmasını saÄŸlamak için Emevîler zamanından itibaren vakıflar kurulmaya baÅŸlanmış ve bu vakıflar zamanla artmıştır.
  • Mescide görevli müezzin ve diÄŸer hizmetlilere Hz. Osman zamanından itibaren maaÅŸ ödenmeye baÅŸlanmıştır.

  http://www.sonpeygamber.info