Başta tarihî yapılar olmak üzere çeşitli sanat eserlerini âyetlerle bezeme geleneği Kur’ân kültürümüzün önemli bir parçasıdır. Edebiyatta olduğu gibi, sanat eserlerinde de âyet, hadis ve kelâm-ı kibâr iktibas edilmekte ve bu ibarelerin, yapıda mücevher gibi parladığı ve yapıya sanatkârane bir nitelik kazandırıp değer kattığı düşünülmektedir. Peki, sanat eserlerinde Kur’ân’dan iktibaslar yapılırken, yani, başta binalar olmak üzere her tür sanat eseri âyetlerle bezenirken, nelere dikkat edilmektedir? Bu yazıda söz konusu soruya sadece Mescid-i Haram ve Mescid-i Nebevî çerçevesinde cevap arayacağız 1
Fazîleti hakkında hadis bulunan âyet ve sureler
Fazîleti hakkında hadis bulunan âyet ve surelere hemen her yapıda olduÄŸu gibi, kutsal topraklardaki yapılarda da rastlanır: âyet ve sure baÅŸlarında olduÄŸu gibi, müstakil olarak da rastlanan Besmele’ye ek olarak, âyete’l-kürsî, İhlâs ve Fâtiha sureleri hemen her yerde karşımıza çıkar. Mescid-i Nebevî’nin -eski kısım- kubbe eteklerinde En’âm, Kehf, Meryem, Müzzemmil, Müddessir, YâSîn, Duhâ, Cum’a, Rahmân, Åžems, Leyl, Tebâreke/Mülk, ‘Amme/Nebe’, İnÅŸirah, Tekâsür, Feth, Kadr, ‘Alâk, Âmene’r-Rasûlü, İhlâs, Mu’avvizeteyn, Fâtiha, ElifLâmMîm zâlike’l-kitâb… (1-5. âyetler); Mescid-i Nebevî -yeni kısım- kuÅŸağında Nasr, Vâkı’a, Cum’a, Tebâreke, Muhammed, YâSîn, DuhÄ?n, Hucurât, İnÅŸirâh, İhlâs, Mu’avvizeteyn; Kubâ mescidi kubbe eteklerinde ise, Fetih suresinin bir kısmı, Hucurât, Cum’a, YâSîn, Kadr ve Rahmân sureleri, Ve âtâküm min külli mâ seeltümûh… (İbrâhim 14/34), Nasr, Asr, Kevser sureleri, duvarlarında ise, âyete’l-kürsî, Huva’llÄ?hüllezî ve Âmene’r-rasûlü yazılıdır. Bu üç mâbed, fazîleti hakkında hadis bulunan âyet ve surelerin hemen tamamını kapsaması bakımından da dikkat çekicidir. Türkiye’deki yapılarda, büyük yer kaplamalarından dolayı, bunların -bırakın tamamını- sadece Fetih suresinin tamamen yazıldığına bile nâdiren rastlanır. Kur’an-ı Kerim’le ilgili âyetler de bu kapsamda deÄŸerlendirilebilir. ÖrneÄŸin Ravza-i Mutahhara’da ön cephesindeki Zâlike min enbâi’l-ÄŸayb nûhÄ«hâ ileyk… (Âl-i İmrân 3/44) ve Fe-izâ kara’te’l-Kur’âne… (Nahl 16/98), Lâ ye’tîhi’l-bâtılü min beyni yedeyhi ve lâ min halfih… (Fussilet 41/42) âyetleri…Â
Yapı, yapının inşâsı veya fonksiyonu ile doğrudan ilişkili âyetler
Yapıya, kendisiyle doÄŸrudan iliÅŸkili âyet yazılmasına en güzel örnek: Kâbe örtüsüne, kilit ve anahtarlarına Kâbe’nin inşâsı, ilk mâbed oluÅŸu, kıble oluÅŸu, haccedilmesi gerektiÄŸi ve Kâbe’ye güvenlik ve esenlik içinde girileceÄŸi çerçevesindeki âyetlerin yazılması; Kâbe kilit ve anahtarlarına feth : “açmaâ€? fiilinin geçtiÄŸi İnnâ fetahnâ lek (Feth 48/1), anahtar kelimesinin geçtiÄŸi Ve ‘indehû mefâtihu’l-ÄŸayb.. (En’âm 6/59) âyetlerinin, Kâbe’nin Safâ-Merve çıkışındaki Osmanlı revakları ile Safâ tepesi üzerindeki yeni kubbe eteÄŸine inne’s-Safâ ve’l-Mervete… (Bakara 2/158) âyetinin; Makam-ı İbrahim’e ve’ttahizû min makÄ?mi İbrâhîme musallâ (Bakara 2/125) âyetinin, Kubâ mescidine -hem mihrabın üstüne hem de dışarıda bir taÅŸ sütuna- bu mescidle ilgili: le-Mescidün üssise ‘ale’t-takvâ… (Tevbe 9/108) âyetinin, Kıbleteyn mescidi mihrabına Kad nerâ… (Bakara 2/144) kıble âyetinin yazılmasıdır.Â
Yapının bânîsini -ya da o mekânda yaşamış veya defnedilmiş birini- doğrudan ya da dolaylı ilgilendiren âyetler
ÖrneÄŸi: Kâbe örtüsüne Hz. İbrahim’e insanları Kâbe’ye davet etmesi ve oÄŸlu ile birlikte Kâbe’yi inşâ ediÅŸleriyle ilgili âyetlerin, Mescid-i Harâm’ın -Osmanlı ve daha önceki dönemlerden kalma- kapılarına bunları inşâ eden ÅŸahıslarla ilgili âyetlerin, Mescid-i Nebevî’nin kıble duvarına, Hücre, minber vb. örtülerine Hz. Peygamber’le (onun peygamberliÄŸi, ümmeti için model teÅŸkil ettiÄŸi, onun üzerinde titremek (salâtüselâm etmek) gerektiÄŸi vs. ile) ilgili -bilhassa Muhammed ve Nebî lâfızlarını içeren- âyetlerin2, Hücre’nin arka duvarına Ve sîka’llezîne’ttekav Rabbehüm ile’l-Cenneti zümerâ (Zümer 39/73) âyetinin, Ravza ön duvarına: bu mescidde Hz. Peygamber’le birlikte İslâm devletinin temellerini atan Ashâb-ı Kirâm’la ilgili Muhammedün rasûlû’llÄ?h ve’llezîne ma’ahû… (Feth 48/29), Kayıtbay ve Kanuni mihraplarına, yine Sahabîlerin vasıflarından söz eden et-Tâibûne’l-‘âbidûne… (Tevbe 9/112) âyetinin yazılması; Mescid-i Nebevî’nin Kadınlar kapısına Ve men yaknüt minkünne… (Ahzâb 33/31-34) âyetlerinin, Cibrîl kapısına Fe-inna’llÄ?he hüve mevlâhu ve Cibrîl… (Tahrîm 66/4) âyetinin yazılması… Bunun enfes örneklerinden biri de Kanuni Sultan Süleyman’ın Kâbe’ye hediye ettiÄŸi şâhane minbere İnnehû min Süleymâne ve innehû Bismi’llâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm âyetinin yazılmasıdır. İnnehû min Süleymân… ibaresi esâsen Hz. Süleyman’ın Sebâ kraliçesine yazdığı mektupla ilgilidir; ancak minbere yazılmakla innehûdaki zamirin mercii deÄŸiÅŸtirilerek âyet “Bu minber Kanuni Sultan Süleyman’dan Kâbe-i Muazzama’ya bir hediyedir.â€? mânasında iktibâs edilmiÅŸ olmaktadır. Mâlum, bir yere âyet/hadis yazılırken, -tıpkı edebiyattaki iktibaslarda olduÄŸu gibi- cümlenin aslî mânasında alınması ÅŸart deÄŸildir.
Yapının herhangi bir biriminin fonksiyonuna ilişkin âyetler
ÖrneÄŸi: Ravza-i Mutahhara’daki üç mihraba kıble âyeti olan Kad nerâ… fe-velli vechek.. (Bakara 2/144) âyetinin yanı sıra, Kanuni ve Kayıtbay mihraplarına mihrap kelimesini içeren Küllemâ dehale aleyhâ Zekeriyye’l-mihrâb (Âl-i İmrân 3/37) ifadesinin yazılması. İkinci olarak; sultan/halîfe adına hutbe irad edilen minberler siyasî bir niteliÄŸe de sahip olduÄŸu için, minber kapılarına, devletin temel akÄ«desini yansıtan Kelime-i Tevhid yazılması gelenekselleÅŸmiÅŸtir. Mescid-i Nebevî’deki III. Murad minberinin giriÅŸinde de Kelime-i Tevhid yazılıdır. Minberlerin Cuma namazıyla baÄŸlantısı düşünüldüğünde, Cuma suresinin Cuma namazını konu alan âyetlerinin; minberde irad edilen hutbelerde Hz. Peygamber’e salâtüselâm getirildiÄŸi düşünüldüğünde ise, İnna’llÄ?he ve melâiketehû yusallûne ‘ale’n-Nebiyy… (Ahzâb 33/56) âyetinin yazılış amacı anlaşılır. Â
İslâm’ın temel akîdesini yansıtan âyetler/ibareler
Hemen her yerde karşılaşılabilen Kelime-i Tevhid devletin İslâmî niteliÄŸini vurgulamakta; Kâbe örtüsü, Mescid-i Haram revakları vb. yerlerde rastladığımız Ebu Bekr, Ömer, Osman, Ali isimleri, bilhassa Kâbe örtü zemînindeki -hiçbir Sahabîyi dışlamadan hepsini sahiplenen- Radıya’llÄ?hu ‘an Ebî Bekr ve ‘Ömer ve ‘Osmân ve ‘Alî ve ‘ani’s-sahÄ?be ecma’īn : “Allah Ebu Bekr, Ömer, Osman, Ali ve bütün Ashâb-ı Kirâm’dan razı olsun.â€? ibaresi, devletin Sünnî karakterini yansıtmaktadır. Kâbe kuÅŸaklarında yazı aralarında rastladığımız Kul küllün ya’melü ‘alâ şâkiletih… (İsrâ 17/84) âyetiyle, bütün dinlerin bir kıblesinin olduÄŸu, herkesin -bilhassa kıble çerçevesinde- kendi deÄŸer yargılarına göre hareket ettiÄŸi, ama sonuçta kimin doÄŸru yolda olduÄŸunu sadece Allah’ın bildiÄŸi belirtilmektedir.
Yapının kendisine benzetilebileceği nesnelerden bahseden âyetler
Yapı bütünüyle bir ÅŸeye benzetilebiliyor ve bunun hakkında âyet bulunuyorsa, yapıya bu âyet yazılabilmektedir. Cennetliklere Allah’ın ‘tertemiz bir içecek’ ikrâmı ile ilgili Ve sekÄ?hüm Rabbühüm ÅŸarâben tahûrâ (İnsân 76/21) âyetinin Zemzem kuyularına; Cennetlikleri Cennete buyur eden Udhulûhâ bi-selâmin âminîn (Hicr 15/46) âyetinin, -Cennete benzetilen- Mescid-i Nebevî’nin yeni kısmının bütün kapılarına yazılması bunun güzel örneklerindendir. Bir baÅŸka örnek de, herhangi bir yere giriÅŸte okunup yazılabilen Rabbi edhilnî… (İsrâ 17/80) âyeti ile mescidleri konu alan Fî büyûtin ezina’llÄ?h… (Nûr 24/36-38) âyeti Mescid-i Nebevî Bâbüsselâm’ına yazılmasıdır: İlkin, Rabbi edhilnî… (İsrâ 17/80) duasının, putperestlerin Hz. Peygamber’i Mekke’den sürme ya da öldürme teÅŸebbüsleri (17/76) üzerine tavsiye edildiÄŸi dikkate alınırsa, duâda “muhrac-i sıdkâ€? ve “müdhal-i sıdkâ€? olarak bahsedilen yerlerin –sırası ile- Mekke ve Medîne olduÄŸu aÅŸikârdır. O zaman, imana kucak açan Medine’deki genel merkezin, yani Mescid-i Nebevî’nin, ilk kapısına bu âyetin yazılmasındaki sır da ortaya çıkmaktadır. İkinci olarak; -Allah’ın nûrunun parıl parıl parladığı ve Allah’ın adının anıldığı büyût “mescidlerâ€? ve O’nu sabah-akÅŸam tesbîh eden ricâl : “erlerâ€? ile Mescid-i Nebevî ve Ashâb-ı Kirâm’la iliÅŸkisi aÅŸikârdır.
Yapının inşâ ve imarına yönelik âyetler
Sözgelimi Ve mâ tef’alû min hayr… (Bakara 2/197), Ülâike yüsâri’ûn… (Mü’minûn 23/61), Meselü’llezîne yünfikÅ«ne … (Bakara 2/261-263), İnnâ lâ nuzī’u ecra men ahsene ‘amelâ (Kehf 18/30) ve bilhassa İnnemâ ya’muru mesâcida’llÄ?h… (Tevbe 9/18) âyetleri hayruhasenâtın Allah rızası için yapıldığına telmîhan infâk, hayrât ve imar çerçevesinde yazıldığı anlaşılmaktadır.
Ziyaretçilere çeşitli mesajlar veren âyetler
Esasen diÄŸer şıkların tamamında belli bir mesaj söz konusu olmakla birlikte, aÅŸağıdaki örneklerde bu daha belirgin ve yoÄŸundur: Hz. Peygamber’in Hücre-i Mutahhara’sına Yâ eyyühe’llezîne âmenû lâ terfa’û esvâteküm… (Hucurât 49/2-3) âyeti yazılarak “Lütfen sessiz olun!â€? denmektedir. Mescid-i Harâm’ın Safa kapısındaki Ve sâri’û ilâ… ve’l-kâzımîne‘l-ÄŸayza ve’l-âfîne ‘ani’n-nâs va’llÄ?hu yuhibbü’l-muhsinîn : (Âl-i İmrân 3/133-35) âyetleri, Cennetin kimler için hazırlandığını hatırlatmakla kalmamakta, öfkeli, hoÅŸgörüsüz, nâhoÅŸ hareketlerin sergilenebildiÄŸi böyle kalabalık bir ortam için son derece uygun ve gerekli bir ihtardır. Kâbe örtüsündeki Nebbi’ ‘ibâdî… (Hicr 15/49), Ve izâ seeleke ‘ibâdî… (Bakara 2/186), Ve beÅŸÅŸiri’l-mü’minîne… (Ahzâb 33/47), Men ya’mel sûen… (Nisâ 4/110), Ve innî le-ÄŸaffâr.. (TâHâ 20/82) âyetlerinin yanı sıra, Kâbe kapısındaki Kul yâ ‘ibâdiye’llezîne esrafû… (Zümer 39/53), Ğâfiri’z-zenb, kÄ?bili’t-tevb (Gâfir 40/1-3), Ketebe Rabbüküm ‘alâ nefsihi’r-rahme (En’âm 6/54) âyetleri ile Allah’ın engin rahmeti vurgulanarak ümitsizlik reddedilmekte; Mescid-i Nebevî’nin Kadınlar Kapısındaki Ve men yaknüt… (Ahzâb 33/31-34) âyetleriyle -Peygamber hanımları özelinde- mümin kadınlara birtakım tavsiyelerde bulunulmakta; yine aynı yerdeki Li’r-ricâli nasÄ«b… (Nisâ 4/33) âyetiyle kadınlara ve erkeklere, kadın ve erkek olarak kendi rollerini oynamaları, birbirlerinin özelliklerine göz dikmemeleri salık verilmekte; Kubâ mescidindeki ElifLâmMîm zâlike’l-kitâb… (Bakara 2/1-5) âyetleriyle felâha ereceklerin kimler olduÄŸu, dış pencerelerdeki Ve sâri’û ilâ maÄŸfiratin min Rabbiküm ve Cennetin (Âl-i İmrân 3/133) ifadesiyle insanlar ibadete teÅŸvik edilmekte; Kanuni ve Kayıtbay mihraplarındaki et-Tâibûne’l-‘âbidûn… (Tevbe 9/112), Kul sadaka’llÄ?h… (Âl-i İmrân 3/95), İnne evle’n-nâs... (Âl-i İmrân 3/68) âyetleri ve Kâbe örtüsündeki KureyÅŸ suresi ile ziyaretçilere bir müminin taşıması gereken sıfatlar ve Allah’a -Hz. İbrahim’in yolundan giderek- kulluk etmeleri gerektiÄŸi hatırlatılmaktadır.
Sonuç olarak;
Mimarîde Kur’ân iktibas etme geleneğinde, kuşak yazılarını bir tarafa bırakırsak, kısa, özlü ve etkileyici âyetlerin tercih edildiği görülmektedir. Bu âyetler genelde Yüce Allah’ı vecîz bir şekilde tasvîr etmekte, Kur’ân’ı özetlemekte ve İslâm’ın temel inançlarını özlü biçimde yansıtmaktadır. Herhangi bir âyetle
(i) Yapının veya yapıdaki herhangi bir birimin fonksiyonu ve
(ii) Yapının bânisi veya orada medfûn kiÅŸiler arasında çok yönlü ve hoÅŸ baÄŸlantıların kurulduÄŸu bu gelenekte, âyetlerin asıl mânalarında alınması ÅŸart deÄŸildir. Haremeyn-i Åžerîfeyn’de yazılı âyet ve surelere gelince, bunlar Mescid-i Harâm, Hz. Peygamber, kıble, hacc, namaz, Allah’ın engin rahmeti, Hz. İbrahim çerçevesinde yoÄŸunlaÅŸmaktadır. Yapılarla âyetler arasında hoÅŸ baÄŸlantılar kurulmakta; kutsal mekânlara gelenlere her türlü günaha tevbe etme imkânı bulunduÄŸu hatırlatılmak suretiyle belli bir eÄŸitim – öğretim yapılmaktadır. Bu gelenek Suûdî Arabistan yetkililerince Mescid-i Haram’da deÄŸilse de diÄŸerlerinde sürdürülmüştür: Mescid-i Harâm’ın ÅŸu anki 95 kapısından Kral Fahd ve Kral Abdülaziz kapıları gibi ana giriÅŸlerine büyükçe kûfî Besmele ve Mescid-i Harâm duvarlarının imkân verdiÄŸi hemen her yere, özellikle de revakların birbiri ile buluÅŸtuÄŸu müsâit kısımlara kûfî Lâ ilâhe illâllah ve Muhammedün rasûlûllah (ayrı ayrı) cümleleri yazılıdır. Mescid-i Nebevî’nin yeni bölümünün duvarlarına, Kubâ mescidi duvarlarına ve kubbe eteklerine Türk hattatlara âyet ve sureler yazdırılmıştır. Ancak, -kubbelerin tam ortasına yazılacak yazılar biraz daha ustalıklı/dairevî bir istif gerektireceÄŸi, fazîleti hakkında hadîs bulunan bütün âyetlerin dairevî istifleri bulunmadığı, bu istifleri oluÅŸturmak oldukça meÅŸakkatli bir iÅŸ olduÄŸu, kubbe etekleri kubbe merkezlerine göre daha fazla âyet istîâb edeceÄŸi için- kubbe ve tavanlara yazma geleneÄŸi sürdürülememiÅŸtir. Kâbe kapısı, örtüsü ve anahtarı için zaman zaman farklı pasajların tercih edildiÄŸi de görülmektedir. İsm-i Nebî, yani “Muhammedâ€? lâfzının (ayrıca Ebu Bekr, Ömer, Osman, Ali) hemen her yerde, lâfza-i celâlle birlikte yazıldığı bilinmektedir. Nitekim Kâbe örtüsü, Kâbe revakları, Mescid-i Nebevî vb. yerlerde de böyledir. Ancak Kubâ mescidinde, -Hz. Peygamber ve diÄŸerlerinin isimlerini, onlarla tamamen farklı bir ontolojik yapıya sahip bulunan “Yüceâ€? Allah’la eÅŸdeÄŸer tutmamak gerektiÄŸi düşüncesiyle- büyükçe “Allahâ€? isminin altına daha küçük LâtÄ«fun bi-‘ibâdih… (Şûrâ 42/19) âyeti, aynı büyüklükteki Muhammed isminin altına da yine küçük RasûlûllÄ?h ve’llezîne ma’ahû eÅŸiddâ’ü ‘ale’l-küffâri ruhamâu beynehüm (Fetih 48/29) âyeti yazılmış; böylece “yan yana ve aynı büyüklükte yazılanın, Allah’ın ve Peygamber’in isimleri deÄŸil, bu isimlerin geçtiÄŸi âyetler olduÄŸuâ€? izlenimi verilmek istenmiÅŸtir. Hücre-i Muattara’nın ön duvarındaki Sultan Ahmed’in yadigârı yâ Allah yâ Muhammed ibârelerinin, yâ Allah yâ Mecîd’e dönüştürülmesinde de aynı inancın izleri görülebilir. |