Archive for the ‘Osmanlılarda Hz. Peygamber Sevgisi’ Category

Mar
06

Sakal-ı şerif

Posted by zixak
Prof. Dr. Mefail Hızlı   
 

Konumuzu, Hz. Peygamber’e beslenen hürmet ve sevginin bir başka tezahürü olan “sakal-ı şerif� hakkında kısaca bilgi vererek bitirmek istiyoruz. Mahkeme sicillerine intikal eden bir belgeye göre, Bursa Ulucamii’nde dönemi için muazzam kabul edilebilecek bir kütüphaneyi cemaatin istifadesine sunan Münzevî Abdullah Efendi, gerçekten hayırsever ve faziletli bir kişiliğe sahip olduğunu göstermişti. Ancak en az bu kadar önemli başka bir güzel faaliyete de imzasını atan Münzevî, zor şartlar altında elde ettiği bir de “sakal-ı şerif�e sahipti. Kendisine verilen bir beratla, “üç aded lihye-i mübâreke�nin mübarek gecelerde müslüman cemaatin ziyareti sırasında “feth ve küşâd� olunduktan sonra sözkonusu kütüphanede muhafazasına özen gösterilmesi istenmişti.25 Öte yandan, 1901 yılında yeniden inşâ edilen Şible Mescidi’nin açılış töreninde âyândan Sıdkızâde Ali Rıza Efendi’nin bir “sakal-ı şerif� hediye ettiğini kaynaklardan öğreniyoruz.26Günümüzde de özellikle Ramazan ayında ve daha çok büyük camilerde salât ü selâmlar eşliğinde Hz. Peygamber’in sakalından bir telini de olsa görebilmek için can atan yüzbinlerce müslüman, bu geleneği büyük bir ihtimam ve muhabbetle sürdürmektedir. Sonuç olarak, Osmanlı kültüründe farklı bir şekilde yoğrulan Hz. Peygamber sevgisi, elbette sadece bizim aktardıklarımızdan ibaret değildir. Mahkeme sicilleri ve vakfiyeler gibi arşiv belgeleri ile diğer önemli kaynaklardan tespit edebildiğimiz bu bilgiler bile, Osmanlı toplumunda ne denli sıcak, içten ve etkili bir peygamber bağlılığı ve muhabbetinin beslendiğini göstermeye yeter niteliktedir. Öylesine bir kültür ki, asırlar geçmiş olsa da günümüzde birçok unsuru, aynı sıcaklığı ve heyecanıyla inananların gönüllerinde yaşamaktadır. Bugün vatandaşlarımız, yüzyıllardır olduğu gibi, doğan erkek çocuklarına Peygamberimizin, kız çocuklarına ise eş veya kızlarının adını vermekte, peygamberine duydukları hürmet ve edeb sebebiyle daha ziyade Mehmet adını kullanmaya özen göstermekte, askere gidenlerin ortak ismi olarak Mehmetçik adı şeref ve gururla kullanılmaktadır. Hz. Peygamber’e duyulan bu sevgi ve hürmet atmosferinin kıyamete kadar bütün müslümanları çepeçevre kuşatacağı açıkça ortadadır.

  http://www.sonpeygamber.info

Mar
06

Miraciye GeleneÄŸi

Posted by zixak
Prof. Dr. Mefail Hızlı     
  Osmanlı toplumunda Hz. Peygamber’in Mi‘râc’a çıktığı kabul edilen Receb ayının 27. gecesine münhasır olarak bir de mirâciye okuma geleneÄŸi de vardı. Günümüzde de kısmen varlığını devam ettiren bu uygulama için geçmiÅŸ asırlarda vakfiye düzenlendiÄŸi bilinmektedir. Mirâciye ile ilgili bilinen dört vakıf kurulmuÅŸtur ki bunların üçü İstanbul’da, biri Bursa’daydı. Daha çok, güfte ve bestesini Nâyî Osman Dede’nin (öl.1729) yaptığı mirâciyenin okunduÄŸu bu merasimler, hâlen İstanbul ve Bursa’da icrâ edilmektedir. Mirâciye okunurken süt ikram edilmekte ve buhur yakılmaktadır. Bursa’da 1306/1888 yılında düzenlenen Safiye Hatun vakfiyesinde, her kandil gecesi okunacak mevlidin yanısıra yapılacak ikramlardan söz edilirken, özellikle Mi‘râc gecesinde İbrahim PaÅŸa Camii’ndeki uygulama hakkında ÅŸu bilgiler kayda geçirilmiÅŸtir: “…ve yine galle-i mezkûreden yüz elli guruÅŸ harc u sarfla beher sene Recebü’l-ferdinin yirmi yedinci gecesi câmi‘-i ÅŸerîf-i mezkûrda Mi‘râcü’n-Nebî -‘aleyhi’s-selâm- kırâat olunup mikdâr-ı kâfî süt ve ÅŸeker ve ÅŸerbet iÅŸtirâ ve sâmi‘îne tevzî‘ olunup fazla kalan akçe mi‘râc-hân ve zâkir efendilere verile…â€?22 Hz. Peygamber’e muazzam övgülere ve sayısız salât ü selâm dileklerine yer verilen vakfiyelerden sadece birinde yer alan ifade, vâkıfta bu sevgi ve iÅŸtiyakın nasıl yansıdığına iyi bir örnek olacağına inanıyoruz. 1261/1845 yılına ait Seyyid Åžeyh el-Hâc Ahmed Baba Efendi’nin zaviye vakfiyesinde ÅŸu ilginç satırlara rastlanmaktadır: “…beher sene ‘îd-i adhâda yetmiÅŸ beÅŸ guruÅŸ bir re’s ganem alınıp zâviye-i mezkûrede rûh-ı Rasûl-i Ekrem -salla’llâhü te‘âlâ ‘aleyhi ve sellem- içün zebh oluna ve üç yüz guruÅŸu beher sene ÅŸehr-i Rebî‘u’l-evvelde zâviye-i mezkûrede risâle-i mevlidü’n-Nebiyyi -‘aleyhi’s-selâm- kırâat etdirilip it‘âm-ı cemâ‘at-i müslimîn ve sâirîne ve fukarâ ve mesâkîne sarf oluna…â€?23 1538’de mahkeme sicillerine bir sureti geçirilen Kemal Bey b. Abdülhayy’ın vakfiyesinde de NakkaÅŸ Ali Mahallesi’ndeki mektebinde görev yapacak halifeye verilen günlük iki akçeden biri, “Rasûlullâh hazretlerinin -salla’llâhü ‘aleyhi ve sellem- rûh-ı mutahharı içün günde bir cüzâ€? okuması gerekçesiyle tahsis edilmiÅŸti.

  http://www.sonpeygamber.info

Mar
06

Sürre Alayları

Posted by zixak

Prof. Dr. Mefail Hızlı  

 

 Osmanlı hükümdarlarının Hz. Peygamber’e ve onun hayatını geçirdiÄŸi Hicaz bölgesine öteden beri büyük bir önem verdikleri anlaşılmaktadır. Bu konuda sadece bir örnek vermek istiyoruz. Sultan II. Murad, 9 Cemaziyelevvel 850 / 2 AÄŸustos 1446 Salı günü Kazasker Molla Husrev b. Feramurz ile Vezir-i âzam Çandarlı Halil PaÅŸa ve vezirlerden Saruca ve İshak paÅŸaların huzurlarında, ölmeden önce Hz. Peygamber’in bir hadisine istinaden Manisa’daki malının üçte birini vasiyet ettiÄŸi vasiyetnamesinin bir bölümüne aynen ÅŸunları dikte ettirmiÅŸti: “…malımın sülüsü vasiyyet olsun canumçün. Bu mâlden tayin etdi. Onbin filori ki sarfoluna ÅŸol mucebince ki zikrolunur. Üçbin beÅŸyüz filori Mekke-i Åžerife fukarasına üleÅŸdüreler. Ve üçbin beÅŸyüz filori Medîne-i Åžerife fukarasına ÅŸerrefehallahü Teâlâ üleÅŸdüreler ve kalan üçbinün beÅŸyüzine Kâbe ile Hatiym arasında yetmiÅŸ bin kerre Lâ-ilâhe ill’allah dedüreler kalanına hatim okıdalar ne kadar yeterse ve beÅŸyüzine Medîne-i Åžerife’de Peygamber Hazretinün Sall’allahü aleyhi ve sellem Mescid-i Åžerifi içinde Türbe-i Mutahheresine karÅŸu yetmiÅŸ bin kerre Lâ-ilâhe ill’allah dedüreler kalanına hatim okıdalar ne kadar yeterse ve bin beÅŸyüzin Kuds-i Mübarekde fukaraya üleÅŸdüreler ve beÅŸyüzin dahi Kubbe-i Sahrada ve Mescid-i Aksada kelime-i Lâ-ilâhe ill’allah dedüreler kalanına hatim okıdalar ne kadar yeterse. Her kim bunu taÄŸyir ede Allah Teâlâ’nun ve cemi-i halkun lâneti anun üzerine olsun…â€?7 II. Murad’ın bu vasiyetnamesinde yer alan ve Harameyn’e gönderilmesi istenen tahsisatın surre adıyla kurumlaÅŸtığını ve bunun, kendisinden önceki padiÅŸahlardan Yıldırım Bayezid döneminden itibaren bütün Osmanlı hanedanınca tatbik edildiÄŸi bildirilmektedir. Mekke ve Medine’yi içine alan bir kavram olarak Harameyn’e her yıl gönderilen para ve hediyeler anlamındaki surre, Osmanlı Devleti’nin hazinelerinden büyük harcamalar gerektirmiÅŸ ve bu hususta yapılan merasimler “surre-i hümâyûnâ€? ya da “surre alaylarıâ€? adıyla anılır olmuÅŸtu.8 Surre, sadece Osmanlı padiÅŸahlarının tantanalı törenlerle gönderdikleri bir tahsisat ÅŸekli deÄŸildi. Surre aynı zamanda, sultanların dışındaki bazı vakıfların da fonlar ayırdıkları bir müessese idi. Konuyla ilgili olarak deÄŸiÅŸik ÅŸehirlerin mahkeme sicilleri arasında yer alan muhasebe defterlerinde bilgi bulmak mümkündür. Bursa YeÅŸil Camii’nin de mimarı olan Hacı İvaz PaÅŸa, diÄŸerlerinden farklı olarak vakfiyesinde farklı amaçlı fonlar tahsis eden bir kiÅŸidir. Onun, özellikle müslüman olmayan kiÅŸilerin İslâm’a ısındırılmasıyla ilgili olarak bir ödenek ayırdığı ve bunu ifade etmek için “destâr-ı mühtediyânâ€? isminin kullanıldığını Bursa Mahkeme Sicilleri’nden öğreniyoruz. 1820’lerde vakfiye doÄŸrultusunda yıllık 22 kuruÅŸun tahsis edildiÄŸi bu fonun benzerine diÄŸer vakıflarda pek rastlanmamaktadır.9 Hacı İvaz PaÅŸa’nın mühtedilere ayırdığı bu fonun dışında, Osmanlı sultanlarının Haremeyn’e gönderdikleri surre gibi, aynı yıllarda her sene için 62,5 kuruÅŸluk bir tahsisat, “surre-i haremeyn-i muhteremeynâ€? adıyla aksatılmadan Mekke ve Medine’ye ulaÅŸtırılmaktaydı.10 Ekonomik gücü daha az olan diÄŸer bazı vakıfların da bu kutsal ÅŸehirlerin fakirlerine ödemelerde bulundukları anlaşılmaktadır.11 Benzer bir ÅŸekilde XVII. yüzyılın ikinci yarısında Emine Hatun adında biri NalbandoÄŸlu Mahallesi’ndeki geniÅŸ bahçeli bir evini vakfetmiÅŸ ve kiraya verilmesinden oluÅŸacak gelirin “medîne-i münevvere fukarâsına îsâlâ€? olunmasını istemiÅŸti.12Selâtin vakıflarından ayrı olarak bu tür vakıfların Bursa gibi Osmanlı coÄŸrafyasının diÄŸer ÅŸehirlerinde de kurulduÄŸunu tahmin etmek pek güç olmasa gerektir. Bu konuların ele alındığı aynı muhasebe defterlerinden öğrendiÄŸimize göre, Hacı İvaz PaÅŸa Vakfı ayrıca, daha önceki asırlarda olduÄŸu gibi, XIX. yüzyılın ilk yarısında da 30-40 kuruÅŸ arasında deÄŸiÅŸen ve pek de küçümsenmeyecek bir miktarı her yıl “mevlid kırâatiâ€? için harcamaktaydı. Mevlid kırâati konusunda Osmanlılar döneminin tamamında yoÄŸun bir gayret olduÄŸu söylenebilir. Bunun en açık delili ise muhasebe defterlerinin hemen her sayfasında rastlanabilecek harcama kayıtlarıdır. Bursa Mahkeme Sicilleri’nden örneklemek gerekirse, XIX. yüzyıl sonlarında, Ümmü Gülsüm Hatun adında birinin kurduÄŸu vakfa, hemcinsi olan Hanım Hatun, sadece mevlid okunmasına matuf olmak üzere büyük bir miktar parayla katkıda bulunmuÅŸtu.13 Hisar içinde NakÅŸibendî-i Atîk Zaviyesi vakfına aynı dönemde, Emetullah Hanım ile İmamzâde kerimesi mevlid merasimlerine harcanmak üzere tahsisat ilâvesi cihetine gitmiÅŸlerdi.14 Bu ve benzeri birçok vakıfta mevlid için ayrılan fonlarla mübarek gün ve gecelerde okunan ve genellikle altı adedi geçmeyen mevlidlerin yanısıra neredeyse yılın her ayına tesadüf edecek miktarda 10-12 kez okunan mevlid için fon ayrılan vakıflar da vardı.15 Vakıf faaliyetleri ve giderleri arasında mevlid okutmaya bu ÅŸekilde fon ayıran vâkıflara ilâveten vakfı tamamen buna tahsis edenlere de rastlanmaktadır.16Bu vakıflarda mevlid okunma sırasında ayrıca gelenlere yemek verildiÄŸi ya da bazı ikramların yapıldığı da belirtilmelidir.17 Muhasebe defterleri, mevlid dışında yine Hz. Peygamber’e duyulan muhabbetten kaynaklanan daha farklı etkinliklerin de olduÄŸunu göstermektedir. Sözgelimi mevlid için özel tahsis edilen vakıflara, Ulucami ya da diÄŸer mabedlerde bu alanın önde gelen kiÅŸileri tarafından okunmak üzere Muhammediye ve naat için kaynak ayrılmış vakıfları da ilâve etmek gerekir. İslâm Peygamberini deÄŸiÅŸik yönleriyle ve beyitler halinde okunması amaçlanan bu faaliyetler sırasında, mevlidhanların yanında Muhammediyehan ve naathan gibi bir okuyucu grubunun görev aldığı görülmektedir.18XVIII. yüzyılın ilk senelerinde II. Murad’ın Bursa’daki vakfından günlük iki akçe ve yıllık iki müd buÄŸday tahsis edilen Ahmed oÄŸlu Mahmud, Muradiye Camii’nde naathanlık yaparken vefat etmiÅŸ, yerine oÄŸlu Süleyman Halife görevlendirilmiÅŸti.19Öte yandan XVII. yüzyılın ikinci yarısında Hacı Mehmed Kefevî adında bir hayır sahibi, Ulucami’de okunmak üzere Muhammediye vakfını hayata geçirmiÅŸti.20Seyyid Ali Çelebi oÄŸlu Mehmed Çelebi ise düzenlediÄŸi vakfiye ile Dâye Hatun Camii’nde Muhammediyehanın dışında Yasinhan, aşırhan gibi görevlilere de ödeme yapılmasını öngörmüştü.

  http://www.sonpeygamber.info

Mar
06

Mevlid GeleneÄŸi

Posted by zixak

Prof. Dr. Mefail Hızlı   

 

 Gerçekten de İslâm tarihi boyunca müslümanların gönlünde önemli bir yer tutan Rasûlullah sevgi ve baÄŸlılığı, daha ilk dönemlerden bu yana canlı bir ÅŸekilde yaÅŸanmıştır. Yüzyıllardan beri, Peygamberimizin doÄŸum günü olan 12 Rebiulevvel’de müslümanların, Rasûlullah’ın Mekke’de doÄŸduÄŸu evi ile Medine’deki nurlu kabrini ziyaret ettikleri bilinmektedir.1 Hz. Peygamber’in doÄŸum günü yapılan bu kutlamalar, daha sonraki asırlarda da geliÅŸerek ve deÄŸiÅŸerek devam etmiÅŸ, ancak bütün bu merasimler ortak bir adla “leyletü’l-mevlidâ€? ya da “mevlidü’n-Nebîâ€? olarak günümüze kadar gelmiÅŸtir.2 Mevlid-i Nebî merasimleri konusunda hatırlanması gereken en önemli isimlerden biri Erbil Atabeyi Muzefferuddin Gökböri (1190-1233)’dir. Kaynaklar, İslâm tarihinde Haçlılara karşı verdiÄŸi mücadelelerle şöhret kazanan Selahaddin Eyyubî’nin eniÅŸtesi olan Gökböri’nin erdemli ve iyiliksever tavır ve faaliyetleri yanında, Hz. Peygamber’e duyduÄŸu derin muhabbet nedeniyle, çok büyük harcamalar gerektiren mevlid merasimleri düzenlediÄŸini de haber verirler. Melik Gökbörî’nin her yıl tertip ettiÄŸi görkemli mevlid törenlerine Erbil’e yakın bölgelerden çok sayıda fakih, sufi, vaiz, kurrâ, ÅŸair ve sade vatandaÅŸ katılırdı. Gökböri, merasimlerin baÅŸlamasından yaklaşık iki ay önce gelmeye baÅŸlayan misafirler için kalacak yerler yaptırırdı. Erbil’de kale kapısıyla hankâh arasındaki alanda ahÅŸap olarak birkaç kattan oluÅŸan 20 kubbe inÅŸa edilir, bunlardan biri melike, diÄŸerleri ise emirlerine tahsis edilirdi. Mevlid-i Nebî merasimleri süresince halk eÄŸlenir, ziyafetlere katılır, musikî dinler ve ÅŸenlikleri takip ederdi. Mevlid gecesi ise, kalede kılınan akÅŸam namazını müteakip fener alayları düzenlenir ve meÅŸalelerle hankâha gidilirdi. Ertesi gün Melik Gökböri, kendisi için kurulan ahÅŸap kuleden eÄŸlenceleri ve askerî törenleri izler, çevreden gelen vaizlerin sıra ile yaptığı vaazları dinlerdi. Bu arada Melik, huzura çıkanların tebriklerini kabul eder, ayrıca önde gelen sivil ve askerî görevliler ile merasimler nedeniyle Erbil’e gelen fakih, vaiz, sufi, kurrâ ve ÅŸairlere hil‘atlar giydirilir, hediyeler dağıtılırdı. Gökböri’nin 300.000 dinar tahsisat ayırdığı bu muazzam tören ve ÅŸenlikler her yıl tekrarlanırdı.3 Melik Gökböri’nin resmî bir organizasyonla baÅŸlattığı bu mevlid merasimi geleneÄŸi daha sonraki yüzyıllarda resmî ya da hususî olarak devam etmiÅŸ ve Osmanlılar döneminde farklı bir heyecana bürünmüştür. Osmanlıların Hz. Peygamber’e duydukları muhabbet ve hürmetin izlerini birçok örnekle vermek mümkündür. Osmanlı döneminin sadece âşıkları ve sufileri deÄŸil, alelâde vatandaÅŸtan padiÅŸaha kadar pek çok kiÅŸi ona beslediÄŸi sevgiyi bir biçimde ortaya koymuÅŸtur. Topkapı Sarayı’nda yüzyıllardır büyük bir gurur ve iftiharla korunan mukaddes emanetlerin İstanbul’a geliÅŸinden çok daha önce de Osmanlı coÄŸrafyası, Hz. Peygamber’e duyulan hasretin örnekleriyle doludur. Osmanlılarda basılan ilk parada yer alan kelime-i tevhidin yanısıra, özellikle devletin önde gelenlerinin ve diÄŸer vatandaÅŸların mezar taÅŸlarında Hz. Peygamber’in, dünya hayatının nasıl algılanması gerektiÄŸi konusunda yer alan muhtelif hadisleri ya da vakfiyelerinde hiçbir zaman ihmal edilmeyen salât ü selâmlar, hep ona duyulan özlem ve sevginin bir ürünüydü. Camilerde bulunduÄŸu müşahede edilen hadislerde de aynı duygunun tezahürünü bulmak mümkündür. ÖrneÄŸin, âdeta bir hat müzesi Bursa Ulucami’de yazıldığı bilinen ilk yazının, “Şefaatim, ümmetimden büyük günah iÅŸleyenler içindirâ€? anlamındaki hadis olması, ayrıca düşünmeye deÄŸer niteliktedir. Söz, Osmanlıların ilk en büyük camii olan Ulucami’den açılmışken, buranın ilk imamı olduÄŸu belirtilen Süleyman Çelebi ve onun Mevlid adıyla şöhret bulan Vesîletü’n-Necât adlı eserine de mutlaka deÄŸinmek gerekir. Sadece Bursa ve Anadolu ile sınırlı kalmayan ve çok geniÅŸ bir coÄŸrafyada okunmasından büyük zevk alınan sözkonusu mevlidin, bu denli gönüllerde taht kurmasının altında, yazılışına neden olan hadise sırasında Süleyman Çelebi’nin gösterdiÄŸi ve Hz. Peygamber’e duyulan sevgiden kaynaklanan tepki yatmaktadır. Olay, Ulucami’in ibadete açıldığı 1400’den birkaç yıl sonra ve Süleyman Çelebi’nin de camide imam olarak görevde bulunduÄŸu bir sırada gerçekleÅŸmiÅŸti. Kaynaklardan öğrenildiÄŸine göre, İran asıllı bir vâiz Ulucami’de yaptığı bir vaaz sırasında, “Âmene’r-rasûlüâ€? diye şöhret bulan ve “Biz, O’nun peygamberleri arasında bir fark gözetmeyizâ€? anlamının da yer aldığı Bakara suresinin 285. âyetini yorumlarken, bu âyet gereÄŸi Hz. Peygamber’i Hz. İsa’dan üstün görmediÄŸini söylemiÅŸti. Bunun üzerine, dinleyenler arasında bulunan Hz. Muhammed (sav) aşığı ve bilgili bir Arap, vâizin bu yorumuna karşı çıkmış ve “Bu konuda cehaletinizi giderememiÅŸsiniz, tefsir ilminde pek çok eksiÄŸiniz var. Âyetlerin nâsihinden, mensûhundan, muhkeminden, müteşâbihinden gafilsiniz. ‘Peygamberler arasında fark yoktur’ demekten ilâhi maksat, risâlet emri ve nübüvvet hususundadır, yoksa fazilet mertebelerinde deÄŸildir. EÄŸer âyet-i kerimenin manası her bakımdan kuÅŸatacak olsaydı, bu durumda Allah, ‘O peygamberlerin kimine kiminden üstün meziyetler verdik’ (Bakara, 253) buyurur muydu?â€? diyerek vâize gereken cevabı vermiÅŸti. Bu sözlere raÄŸmen cemaat İranlı vâizin tarafını tutmuÅŸ, bunun üzerine Arap, Arabistan, Mısır ve Halep bölgelerine giderek kendi görüşü lehine fetvalar getirmiÅŸ, yine rivayete göre vâizin katline dahi hükmettirmiÅŸti. Bütün bu geliÅŸmelere tanık olan Süleyman Çelebi son derece müteessir olmuÅŸ, vâizin ilk sözlerine karşılık irticâlen, Ölmeyip İsâ göğe bulduÄŸu yol, Ümmetinden olmak için idi ol
beytini söylemiş ve akabinde şu dört beyti ilâve etmişti:
Hem dahi Mûsâ elindeki âsâ Oldu onun izzetine ejderhâ Çok temennâ kıldılar Hak’tan bular Ki Muhammed ümmetinden olalar Gerçi kim onlar dahi mürseldürür Lâkin Ahmed efdal ü ekmeldürür Zirâ efdallığa ol elyakdurur Onu öyle bilmeyen ahmakdurur4 Bu beyitler her seviyeden insanın çok hoşuna gidince Süleyman Çelebi, bugün dahi okunmaya devam edilen Vesilet’n-Necât adlı mevlid manzumesini yazmıştı. Süleyman Çelebi’nin 1409’da tamamladığı bilinen eseri, sade dili ve tesirli üslubu ile kendisinden sonra kaleme alınan birçok mevlide rağmen üstünlüğünü muhafaza etmiştir. İslâm Peygamberi Hz. Muhammed (sav)’in doğumu, mirac, tevhid ve diğer konular o kadar ustalıkla nazma dönüştürülmüştür ki, Osmanlılardan günümüze birçok vesile için okunagelmiştir. Gerçekten de mevlid; Peygamberimizin doğum günü gecesi, dinî merasimlerde, zikir ve âyin esnasında, çocuğun doğumu münasebetiyle 40. günü, bir kişinin vefatının 40. veya 52. günü, yapılan bir adak sebebiyle5  okunabildiği gibi, evlenme ve sünnet düğünleri, hacıların dönüşü, asker uğurlama vs. amaçlarla da mevlid okunması âdetine devam edilmektedir. Her Rebiulevvel ayının 12’sinde özellikle Sultan Ahmed Camii’nde bütün devlet protokolünün hazır bulunduğu, son derece debdebeli kutlamalar sırasında olduğu gibi, Osmanlı padişahlarının, diğer kandil gecelerinde de mevlid okunmasını takip ettikleri bilinmekte, bu sırada cami ve minare şerefeleri aydınlatılmakta, toplu ibadetler yapılmakta bol bol Kur’ân tilâveti gerçekleştirilmekteydi.

  http://www.sonpeygamber.info

Mar
06

GiriÅŸ

Posted by zixak
Prof. Dr. Mefail Hızlı   
   Hayatı boyunca olduğu gibi, 632’deki vefatını müteakip bütün İslâm coğrafyasında büyük bir hasret ve iştiyakla sevgi beslenen Hz. Muhammed (sav), tarihin değişik dönemlerinde muhtelif biçimlerde hatırası özenle yâd edilen bir peygamberdir. Ona duyulan muhabbet ve hürmet, ashâb-ı kirâmdan günümüze, hatta kıyamete kadar devam edecek bir derinlik ve zenginliğe sahiptir. “Allah’ın habîbi� olarak telâkki edilmesi sebebiyle, cami ve mescitlere mübarek adı büyük bir saygı nişânesi olarak konulmakta; mezar, çeşme ve yapı kitâbelerinde adına veya sözlerine rastlanmakta ve salât ü selâmların bolca zikredildiği toplantılar düzenlenmekte olup bütün bunlar, onun ümmetinden olabilme bahtiyarlığına ve şefaatine nail olma arzusuna ulaşabilme uğruna gerçekleştirilmektedir.

  http://www.sonpeygamber.info

Åžub
22

III. Ahmet

Posted by zixak

Necip mahlasıyla şiirler yazan III. Ahmet’i unutmamak gerekir. III. Ahmet, (1673-1736), zamanda hattattır. Topkapı Sarayı önünde yaptırdığı çeşmenin cephesine, şu tarihi bizzat kendisi yazmıştır:  III. Ahmet, sarayın arz odası üzerindeki besmeleyi de bizzat kendisi yazmıştır.

Târihi Sultân Ahmet’in cârî zebân-ı lüleden
Aç Besmeleyle iç suyu Hân Ahmed’e eyle du’â.

Åžub
22

I. Ahmet

Posted by zixak

I. Ahmet şiirlerinde tasavvufî birikimi yoğun olarak görülen bir şair padişahtır. Şiirlerinde Bahtî mahlasını kullanmış olan I. Ahmed (1590-1617), Mevlevî olmakla beraber, Şeyh Üftâde müridlerinden olan ve Bayramiyye’nin Celvetî kolunun pîri ünlü mutasavvıf Aziz Mahmud Hüdâyî’ye (1543-1628) bağlı idi. Bu bağlılık, aynı zamanda her ikisi de şair olan I. Ahmet ile Hüdâyî’nin şiirlerine de yansımıştır. Aziz Mahmud Hüdâyî III. Murat’ın vefatı üzerine:

Nola tâcım gibi başımda götürsem dâim
Kadem-i pâkini ol Hazret-i Şâh-ı Rüsül ‘ün
Gül-i Gülzâr-ı nübüvvet o kadem sâhibidir
Bahtiyâ durma yüzün sür kademine o gülün.

Åžub
22

Kanunî Sultan Süleyman

Posted by zixak

Şair padişahlar arasında en önemli kişidir Kanuni. Osmanlı sultanları arasında en çok şiir yazan sultan şâir unvanına sahip olan Kanunî Sultan Süleyman, şiirlerinde Muhibbî, Meftûnî ve Âcizi mahlaslarını kullanmıştır. Kanûnî Sultan Süleyman, biri Farsça olmak üzere iki Divân sahibidir. Muhibbî Divânı’nda 2799 gazel bulunmaktadır. Şiirlerinin toplamı 15.935 beyite ulaşmaktadır. Bu haliyle o, aynı zamanda Divan edebiyatının en hacimli divânını kaleme alan şairdir.

Halk içinde mu’teber bir nesne yok devlet gibi
Olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi

Saltanat dedikleri ancak cihân gavgâsıdır
Olmaya baht ü sa’âdet dünyede vahdet gibi

Ko bu ıyş u işreti çün kim fenâdır âkibet
Yâr-ı bâkî ister isen olmaya tâ’at gibi

Ola kumlar sagışınca ömrüne hadd ü aded
Gelmeye bu şîşe-i çarh içre bir sâ’at gibi

Ger huzûr etmek dilersen ey Muhibbî fârig ol
Olmaya vahdet cihânda kûşe-i uzlet gibi.

NA’T

1. Nûr-i âlemsin bugün hem dahi mahbûb-ı Hüdâ
Eyleme âşıkların bir lahza kapından cüdâ.

2. Gitmesin nam-ı şerîfin bu dilimden dem-be-dem
Dertli gönlüme davâdır cân bulur andan safâ.

3. Umaram her bir adın başka şefâat eyleye
Ahmed ü Mahmûd Ebü’l-Kaasım Muhammed Mustafâ.

4. Çünki denildi ana “ve’ş-şems� dahi “ve’d-duhâ�
Rûyuna alnına mihr ü mâhı benzetsem nola.

5. Bu libâs u hây u hûy ü tantana nedür dilâ
Eğnine hil’at yeterken bir palâs ü bir abâ.

6. Cürm ü isyânım bürûndur gerçi hadden serverâ
Sen şefâat kânısın geldim sana şefkat uma.

7. Bu Muhibb’î tevbe eyler tevbesin eyle kabûl

8. Fitne-i şeytândan sakla anı Yâ Rabbenâ.
Kanunî Sultân Süleymân Hânın bir başka na’tı.

Åžub
22

Yavuz Sultan Selim

Posted by zixak

Hayatını Müslümanların birliğine ve dirliğine vakfeden büyük Türk Hükümdarı Yavuz Sultan Selim bu uğurda nice zorlukları göğüslemiş bunu yaparken de peygamber aşkını hayatının her safhasında göstermiştir.

“Merdüm-i dîdeme bilmem ne füsun etdi felek
Giryemi kıldı füzûn eşkimi hûn etdi felek
Şîrler pençe-i kahrımda olurken lerzân
Beni bir gözleri âhûya zebûn etdi felek.�

NA’T

1. Ey cemâl-i nûr-ı çeşm-i evliyâ
El-meded v’ey mâden-i nûr-i Hüdâ
Hâk-i pâyı tûtiyâ-yı asfiyâ
El-meded ey mâden-i nûr-i Hüdâ.

2. Kimse sensin bulamaz Hakka vüsûl
Feyz-i lutfunda olur merd-i kabûl
“Rahmeten lil-âlemîn� ‘sin yâ Resûl
El-meded ey mâden-i nûr-i Hüdâ. 

3. Eyledim bî hadd cürm ile cerîm
Oldum eşhâs-ı hevâ ile nedîm
Eyle isyânım şefâat yâ Kerîm
El-meded ey mâden-i nûr-i Hüdâ. 

4. Ey kerem kânı Resûl-i Kibriyâ
Kemterindir bu Selîm-i pür hatâ
Dergehinden ilticâ eyler ‘atâ
El-meded ey mâden-i nûr-i Hüdâ.

Åžub
22

II. Beyazıt

Posted by zixak


II. Beyazıt da (1448–1512) şair, sanatkâr ve âlim padişahlarımızdandır. Yazdığı dini şiirlerle bilinmektedir. Fatih’in halefidir.

NA’T-I ŞERÎF

1. Muhammed-i ‘ Arâbî kim resûl-i ekmeldir
Tekarrübiyle kamu enbiyâdan efdaldir.

2. Kılan resûllerin kavmineydi dâveti çün
Nübüvveti ile bu ins ü câna mürseldir.

3. Kim anı medh ede çün medhidir anın Lev lâk
Defâtir-i dü cihân midhatinde mücmeldir.

4. ‘Adû-yı bî-basar ana muhâlif olasa ne tan
Sahîhi eğri görürler şular ki ahveldir.

5. Eğerçi hatm idi Yûsuf’da hüsn-i icâzı
Bu hüsn-i hulku ile cümlesinden ecmeldir.

6. Eyâ mu’în-i beşer rahm kıl fütâdelere
Şefâat âyeti şânında çünki münzeldir.

7. Kapun gedâsı dürür Adlî anı reddetme
K’âna muhabbet-i âlim delîl-i a’deldir.