Archive for the ‘Mevlit Kandili’ Category

Mar
19

Mevlidin Dindeki Yeri

Posted by zixak

Prof. Dr. Abdulhakim Yüce  

  Öyle zannediyoruz ki, insanlık tarihinin hiç bir döneminde, günümüzde olduÄŸu kadar, kavram kargaÅŸasına rastlanmamıştır. Bu kargaÅŸanın bulaşıcı bir illet gibi, bütün dünyaya ve hemen her kültüre sirâyet etmesinde ise, baÅŸrolü, medya denilen iletiÅŸim araçları oynamışladır. Bu kargaÅŸanın hangi boyutlara varacağı ise maalesef, kestirilememektedir. Aynı kavramın, her kullanana göre ayrı bir anlam taşır hale gelmesi veya konjöktüre göre ayrı anlamlarda kullanılması, insanların doÄŸru bir ÅŸekilde bir birlerini anlamalarına engel olduÄŸu gibi, neticede yanlış ve haksız hükümlerin ortaya çıkmasına da neden olmaktadır. Söz konusu kargaÅŸanın etkisi, özellikle kültürel sömürü altında bulunan yerlerde, çok daha çaplı bir ÅŸekilde görülmektedir. Çünkü kavram kargaÅŸası, kültürel sömürünün temel araçlarından biri haline gelmiÅŸ bulunuyor. İslâm ülkelerinde bu kargaÅŸanın yaygın bir ÅŸekilde hissedildiÄŸi sahalardan birisi de, dinî konulardır. Bu yüzden tartışılan konuların birçoÄŸunda taraflar, bir birlerini anlamakta zorluk çekmektedirler. Tartışılan kavramlardan birisi de, şüphesiz, bidat terimidir. Toplumda yaygın bir ÅŸekilde görülen dinî bilgisizlik, hem birçok bidatın ortaya çıkmasına ortam hazırlamış, hem de bidat olmadığı halde birçok yeniliÄŸin ve dinî unsurun bidat olarak damgalanmasına neden olmuÅŸtur. Bu durum halkın dinî konularda şüpheye düşmesine, dini, ilerleme ve yeniliklere engel, çaÄŸ dışı bir kurum gibi algılamasına ve dine karşı ilgisiz davranmasına neden olmaktadır. AÅŸağıdaki satırlarda bidat kavramından bir nebze söz ettikten yani kabaca sınırlarını çizdikten sonra, bunu mihenk taşı gibi kullanarak deÄŸiÅŸik yönleriyle mevlidin üzerinde durmaya çalışacağız. Kelime olarak bidat, önce bulunmayan veya bir örneÄŸi önceleri görülmeyen ve yeni ortaya çıkarılan fiil veya ÅŸeydir. Bu anlamda Kur’ân’da da geçmektedir. (Bak: Bakara, 2/117; Ahkaf, 46/9) “Falan bir bidat çıkardı” sözü “yeni bir ÅŸey ortaya çıkardı, ilk defa o bu iÅŸi baÅŸlattı, dolayısıyla bu yeni bir iÅŸtir” anlamına gelir. Kısacası kelime olarak bidat, düşünce, fiil, özellik ve eÅŸya türünden, daha önce bir benzeri olmayıp sonradan ortaya çıkan her ÅŸeyi kapsar. Bu anlamda bidat, dinle (iman ve ibadet, günah ve sevap) de sınırlı deÄŸildir. Dinî literatürde kullanılan bidat kelimesi ise bir terimdir ve sınırlı bir anlam taşımaktadır. Alimler tarafından yapılan bidat tariflerinden en kapsamlı ve anlaşılır olanının ÅŸu olduÄŸu kanaatindeyiz: Hz. Peygamber ve ashabı zamanında olmayıp, kavlî, fiilî ve takrirî sünnetten herhangi biriyle ona iÅŸaret olunmayan ve hakkında âsâr ve sahabe sözü dahi bulunmayan; (buna raÄŸmen ÅŸerî imiÅŸ gibi görünen ve onunla Allah’a daha çok ibadet etme kastedilen) ÅŸeye/uygulamaya bidat denir.1 Bu ve benzeri diÄŸer tariflerden bidatın ÅŸu özellikleri olduÄŸu ortaya çıkmaktadır:

  1. Sonradan Ortaya Çıkarılmış Olmalı,
  2. Åžer’î Bir Delile Dayanmamalı,
  3. İbâdet Kastıyla Yapılmalı,
  4. Şerî imiş Gibi Görünmeli ve
  5. Genelleşme İstidadı Göstermelidir.2

Mevlidin Konumu

Mevlid kelime olarak doÄŸum zamanı ve doÄŸum yeri anlamına gelir. Halk arasında bir terim olarak, Peygamber Efendimizin dünyayı ÅŸereflendirdiÄŸi günü, bu gün münasebetiyle yapılan deÄŸiÅŸik etkinlikleri ve bu günde uzun bir zamandan beri farklı makamlarla okunması âdet halini alan naat, kaside veya ÅŸiirleri kapsayan geniÅŸ bir anlamda kullanılmaktadır. Mevlid okumanın/okutmanın asıl amacı, Efendimizin dünyayı ÅŸereflendirmesinden ötürü duyulan sevinci ortaya koymaktır. Kainatın, yaratılmasından kıyamete kadar geçirdiÄŸi/geçireceÄŸi en önemli zaman dilimi olan bu günden ötürü sevinç duymanın ve bunu meÅŸru bir yolla ortaya koymanın dinen bir sakıncası bulunmamaktadır. Elbette mevlidi, yakın zamanda Batıdan alınan doÄŸum günü âdetine benzeterek, oradan alınmış gibi ayrıca yılbaşı âdetine karşı çıkacağız diye “Peygamberin de olsa doÄŸum günü kutlaması dinde yok…!” basitliÄŸi, hatta saygısızlığıyla meseleye yaklaÅŸanlara diyebileceÄŸimiz bir ÅŸey bulunmuyor. Zaten muhatabımız da bu türden kiÅŸiler deÄŸiller. Ama Efendiler Efendisinin doÄŸumuyla dünyaya ÅŸeref verdiÄŸi gün sıradan bir gün olamaz. Öyle ise bu gün münasebetiyle meÅŸru daire içinde bir yere toplanmak, dini konuları konuÅŸmak, salavat getirmek, yemek yedirmek, hediyeleÅŸmek ve Hz. Peygamberi övücü bazı ilahi ve kasideler okumak; hatta son zamanlarda Diyanet İşleri BaÅŸkanlığının baÅŸarılı bir ÅŸekilde yürüttüğü Kutlu DoÄŸum Haftalarıyla O’nu deÄŸiÅŸik yönleriyle ele alıp insanlığa anlatmak neden yanlış olsun veya bidat sayılsın? Farklı uygulamaları olsa da, bir mevlid merasimi kısaca şöyle gerçekleÅŸir: Bir kurum veya ÅŸahıs, Efendimizin doÄŸum günü münasebetiyle bir merasim tertip eder. Bu merasimde bir araya toplanan kiÅŸiler, tercihen sesi güzel bir veya bir kaç kiÅŸinin okuduÄŸu âyet, ilahi ve kasideleri dinler, salavatlar getirir, dualar yapar, ilmi olan birisi dinî konularda bir sohbet eder sonra da hazırlanan yemekler yenilerek sevapları bu merasimi tertip edenlerin geçmiÅŸlerine bağışlar. Süleyman Çelebi’nin yazmış olduÄŸu Vesiletü’n-necât adlı naat/mevlid çok güzel olduÄŸundan ülkemizde mevlid merasimlerinde yaygın olarak okunmaktadır. DoÄŸu illerinde bunun yerine mahalli dille yazılmış baÅŸka naatlar da okunuyor. Aslında mevlid merasimleri dışında da köy odalarında eskiden beri yaygın bir ÅŸekilde bu türden kasideler, cenkler vs. hep okunmuÅŸtur. Efendimizi övmek, üstün özelliklerini ve insanlığa kazandırdıklarını dile getirmek amacıyla yazılan naatların ise ciltlerle olduÄŸunu söylemek mümkündür. Arz edilen ÅŸekliyle bir mevlid merasimin dinen bidat olup olmadığına bakalım ÅŸimdi de… Yukarıda bidatın sınırlarını çizdik ve özelliklerini belirledik. İsterseniz mihenk taşı olarak bu ölçüleri kullanıp Mevlide bu açıdan bakalım: 1. Sonradan ortaya çıkarılmış olmalıdır: Efendimizi övmek, bu amaçla ÅŸiirler yazmak ve okumak, salavat getirmek, yemek yedirmek, dinî meseleleri konuÅŸmak amacıyla bir araya toplanmak vs. yeni olmadığı gibi, bunların bir kısmı dinen önerilen ve sevap getiren hususlardır; bir kısmı da Efendimiz döneminde yapılmış ve güzel görülmüşlerdir; O’nu övücü ÅŸiir yazmak ve okumak gibi… Bidatın seyyie ve hasene ÅŸeklinde iki çeÅŸit olduÄŸunu söyleyenler haseneyi şöyle tarif ederler: “Aslı dinde olup faslı dinde olmayan uygulamaladır.” Ele aldığımız mevlid konusunun da, görüldüğü gibi aslı dinde var. Zira Efendimize hitaben naat yazılmış, huzurunda okunmuÅŸ, kendisi bunu hoÅŸ görmüş ve hediye vermiÅŸtir. Fasıl denilen formülasyon ve detaylar ise sonradan ortaya konmuÅŸtur ki, bu noktada bazı yanlışların olması aslın yokluÄŸuna delalet etmez. 2. Åžer’î bir delile dayanmamalıdır: Birinci maddede zikredildiÄŸi gibi Mevlid merasimlerinde yapılanların bir kısmı sünnettir; diÄŸerleri de Sünnet denilmese bile, ‘Efendimizin bazen iÅŸleyip bazen terk buyurdukları, selef-i salihînin de sevip raÄŸbet ettikleri ve yapılmasında sevap olan ancak yapılmamasında günah olmayan iÅŸler’ anlamında mendub veya müstahabtır. Zira engelleyici hiçbir ÅŸerî delil bulunmamaktadır. 3. İbadet kastıyla yapılmalıdır: Bu madde evvelkilerden daha önemlidir. Zira halktan bazılarının mevlid okutmayı baÅŸlı başına bir ibadet gördükleri biliniyor. Elbette mevlid merasimi münasebetiyle yapılan dualar, getirilen salavatlar, yedirilen yemekler, yapılan dini sohbetler, sevap getirdiklerinden ötürü, bir yönüyle ibadettir. Okunan mevlid metnine ise, dinî terim olarak ibadet denilemez. Ama Efendimize hitaben benzeri ÅŸiirler yazılıp huzurunda okunmuÅŸ ve kendisi de bundan memnun kalarak ÅŸairine mübarek cübbesi gibi çok deÄŸerli bir hediye de vermiÅŸ olduÄŸuna göre, ibadet denilmese de bu türden bir okumaya bidat denilemez. Öyle ise şöyle denilebilir: Bir bütün halinde bakıldığında, mevlid merasimi namaz gibi, hac gibi bir ibadet deÄŸildir, ancak ibadet olan ve sevap getiren birçok unsurlar taşımaktadır. Buna karşılık yasak olan bir unsur taşıdığı ise söylenemez. 4. Åžerî imiÅŸ gibi olmalı: Mevlid merasimi bir bütün olarak, bilinen ÅŸerî ibadetlere benzemediÄŸinden bu noktada da bidat deÄŸildir. Yani halk bunu benzerleriyle karıştırıp yanlışa düşmez, kafası karışmaz; zira benzeri bir ibadet yoktur. 5. GenelleÅŸme istidadı göstermelidir: Ne resmî, ne de özel kurum ve vakıflar tarafından; ne de din adamları tarafından mevlidin umumî bir dinî unsur olarak okunması veya merasimlerinin yapılması yönünde bir telkin ve uygulama bulunmakta, ne de yapmayanlar tenkit edilmektedir. Milyonlarca ailenin bulunduÄŸu ülkemizde acaba kaç aile bu güne kadar mevlid okutmuÅŸtur? Öyle ise bu nokta da bidat haline gelmemiÅŸtir. Bir de Efendimizin dünyayı ÅŸereflendirdikleri günün haricinde okutulan mevlidler var. Zannediyorum tenkitlerin büyük bir kısmı da bu uygulamalara yöneliktir. Hacdan dönme, düğün, sünnet, bir hastalıktan kurtulma, yeni bir iÅŸyeri açma vb. sevinç anlarında ya da vefat eden, ÅŸehit düşen bir ÅŸahıs adına mevlid okutulduÄŸu görülmektedir. Halk yeterince iÅŸin aslını düşünmeden, sadece âdet olduÄŸu için bu iÅŸi yapsa bile hepsinden gaye ÅŸudur/ÅŸu olmalıdır: Sevinçli iÅŸler için mevlid okutulduÄŸunda bununla, bu nimetleri ve imkanları bahÅŸeden Allah’a teÅŸekkür etme gayesi güdülmektedir. Bu teÅŸekkür, yemek yedirme, dua etme, salavat getirme, dinî sohbette bulunma ve mevlid metninde dile getirilen Efendimizin hayatına dair pasajlar dinleme yoluyla yapılmış olmaktadır ki, ‘gayr-i meÅŸru unsur ve niyetler’ iÅŸin içine katılmadığı müddetçe, mahzuru olmayan güzel bir âdettir. Vefat edenler için mevlidin okutulmasının gayesi ise, bu iÅŸten hasıl olacak sevabı vefat edene bağışlamaktır. BilindiÄŸi gibi vefat eden için dua etmek, yemek yedirmek, sadaka vermek vs. dinen mahzuru olmayan hatta teÅŸvik edilen hususlardır. Tırnak içinde verdiÄŸimiz gayr-i meÅŸru unsur ve niyetlerden ne kastettiÄŸimizi birkaç cümle ile açmak istiyoruz: a) Mevlid metni, hiç bir zaman mesela Kur’ân metni gibi, okunması ve dinlenilmesi sevap olan kutsal bir metin olarak düşünülmemelidir. Hatta hadis-i ÅŸerif metni gibi de deÄŸildir. b) Okuyan ÅŸahısların iÅŸi ticarete döktüğü, pazarlıklar sonucu yüksek meblaÄŸlar karşılığı bu iÅŸi yaptıkları söylenmektedir. Elbette sevap yörüngeli böyle bir iÅŸte para ve ticarî düşünce meselenin safiyetini bozar ve haklı olarak tenkitlere neden olur. İyi niyetli insanların saf-temiz duygularını istismar ederek, hatta dolaylı da olsa “âyetlerimi ucuza satmayın” İlahî tehdidine muhatap olacak bir tavırla bu iÅŸ yapılıyorsa, hiç kimse tarafından hoÅŸ karşılanamaz. Ancak okuyan kiÅŸiye, pazarlık olmadan, beklenti içine girmeden, oluÅŸan piyasaya (!) mahkum kalınmadan bir hediye verilmesi, hele bunun Efendimizin cübbesini hediye etmiÅŸ olmasından esinlenerek ve O’na ittiba niyetiyle yapılması mahzursuz bir ÅŸeydir. c) İşlerin sevap kastıyla yapıldığı, bu arada Efendimizden söz edildiÄŸi böyle bir ortamda, baÅŸta okuyanlar olmak üzere, merasimde bulunan herkesin ciddi ve samimi davranması beklenir. Laubali, gösteriÅŸ kokan, her sözün gırtlaktan yukarı bölgelerden çıktığı, kalbî hiç bir duygunun yaÅŸanmadığı bir merasim hem yanlış olur hem de tenkitlere sebebiyet verir; her hangi bir sevap hasıl olur mu o da tartışılır. d) Bu arada, alışılmış, halk tarafından da bir kısmı ezberlenmiÅŸ, yapılan ses deÄŸiÅŸiklikleri ve oyunlarıyla büyük bir kısmı anlaşılmayan, kısacası koyu bir ülfet ve gaflet perdesi altında okunan mevlid metni, hatta bazen Kur’ân âyetleri, dinleyenlerde kalbî bir ürperti, bir duygu seli, yeni bir bilgi, kendine çeki düzen verme vs. hasıl etmemektedir. Öyle ise bu minvaldeki bir uygulama doÄŸrusu faydadan ziyade zarar bile getirebilir. Zira yüksek hakikatlerin konuÅŸulduÄŸu bir yerde gafletin, laubaliliÄŸin, gösteriÅŸin, ‘âdet yerini bulsun’ anlayışının yeri yoktur. Her ibadet ve dinî etkinliÄŸimizde de bu önemli nokta gözetilmelidir. e) Önemli bir nokta da ÅŸudur: İster bazı müessese ve vakıflar tarafından isterse fert olarak halk tarafından yapılsın, mevlid merasimlerinin bir reaksiyon, özellikle de Hz. İsa (as)’ın Hıristiyan alemince kutlanan doÄŸum gününe bir reaksiyon düşüncesi içerisinde ele alınması asla tasvip edilemez ve iÅŸte o zaman dinen de mahzurlu olabilir. Zira biz her iÅŸimizi sadece Allah’ın rızasını tahsil etmek niyetiyle yaparız, O emrettiÄŸi için yaparız, O’nu biraz daha tanımak için yaparız. Öyle ise tamamıyla kendimiz olmalı, kendi deÄŸerlerimizle oturup kalkmalı, her iÅŸimiz kendi boyamızı taşımalıdır. f) Son olarak, maddî durumu iyi olanların bu tür merasimlerde israf denilecek aşırılıklara, gösteriÅŸ kokan harcama ve ikramlara ve okuyanları şımartacak ve safiyetlerini bozacak ücretler verme yoluna gitmelerinin de hoÅŸ karşılanamayacağını vurgulamalıyız. Elbette bu iÅŸ için sabit kıstaslardan söz edilemez, ancak unutmamalıyız ki selim, bozulmamış bir vicdan olup bitenleri en uygun ÅŸekilde deÄŸerlendirir ve her yanlışta isyan ederek görevini yerine getirir.

Netice

Hakkında çok söz söylenmiş bir konuyu sınırlı bir yer için yazılmış bir yazı ile bütünüyle aydınlatmak, takdir edersiniz ki mümkün değildir. Ama birçok konuda olduğu gibi, mevlid konusunda da eksik dinî bilgi ve şuurdan kaynaklanan yanlışlar istisna edilirse- ki her konuda bu durum ciddi bir sorun olarak karşımıza çıkmaktadır- mevlid okumanın ve okutmanın dinen yasak olduğu, hele dinî terim olarak bidat olduğu söylenemez kanaatindeyiz. Konuyla ilgili daha detaylı ve akademik çalışmalar okunmalıdır. Rabbimden niyazım dinimizi şanına uygun ve en doğru şekilde anlama ve yaşamayı nasip etmesidir.

Mar
19

Mevlidi Dini Hükmü

Posted by zixak

 Doç. Dr. Ahmet Özel

Dinî hükmü

 

Hz. Peygamber ve ondan sonraki birkaç asır boyunca kutlanmayan mevlidin dinî açıdan meşrûiyeti ulema arasında tartışılmıştır. Malikî fakihi İbnü’l-Hâc el-Abderî (v.737-1336) bidat konularına geniş yer verdiği el-Medhal adlı eserinde mevlidle ilgili bir bölüm açarak bunun Hz. Peygamber devrinde ve ona son derece bağlı olan ashap ve tabiin zamanında kutlanmadığını ve dolayısıyla dine ilave sayılan bir bidat olduğunu belirterek şiddetle karşı çıkar. O ayrıca bu kutlamalar sırasında kıraat, zikir ve ibadet yanında çalgı çalınıp, şarkı söylenmesi ve oynanmasının, kadın ve erkeklerin bir arada bulunmasının da dinin yasakladığı hususlar olduğunu uzun uzun anlatır ve mevlidin bu haramlara vesile kılındığını belirtir. Anılan olumsuz davranışlarda bulunulmayıp ibadet yapılması, arkadaşlara ziyafet verilmesi, hadis vs. okunması halinde bile bunların mevlid niyetiyle icrasının dinde bir fazlalık ve dolayısıyla bidat olduğunu belirten İbnü’l-Hac, buna karşılık mevlid niyeti taşımaksızın oruç tutulmasını, salih amellerle Hz. Peygamber’in doğduğu bu ayın saygınlığına uygun davranılmasını tavsiye eder. İbnü’l-Hâc’ın bu kitabını Moğol istilası ve Haçlı Seferlerinin İslam dünyasında yol açtığı siyasî çalkantılar yanında sosyal ve iktisadî hayattaki tahriplerinin gittikçe arttığı bir dönemde kaleme aldığı, dinî ölçülere aykırı âdet ve geleneklere, dinî ve sosyal hayatta meydana gelen sapma ve aşırılıklara dikkat çekerek Müslümanların dinleri konusunda doğru bilgi edinmelerini amaçladığı dikkat çekmektedir. İbnü’l-Hâc’ın çağdaşı bir başka Malikî âlim Taceddin Ömer b. Ali el-Lahmî  el-Fâkihânî de (v. 731/1331) mevlidi bidat-ı seyyie kabul ederek karşı çıkmış ve bu amaçla bir risale kaleme almıştır. Venşerisî de sonraki Malikî ulemadan mevlide karşı çıkanların görüşlerine yer verirken genellikle olumsuz uygulama örneklerine atıfta bulunmuştur. İbn Merzuk el-Hatîb (v. 781/1379) mevlid konusunda Mağrib ulemasının müsbet ve menfî yönde iki farklı yaklaşımda bulunduğunu, kendisine göre bu gece iyi amellerde bulunup kötü davranışlardan sakınmanın en uygun tavır olduğunu belirtir. Mevlid gecesinin mi Kadir gecesinin mi, daha üstün olduğu konusundaki tartışmada İbn Merzuk’un ilkini tercih ettiği kaydedilir. Mevlide karşı olumsuz tavır, bidatları iyi ve kötü diye ayırmayan İbn Teymiyye, onu izleyen Vehhabî uleması ve Muhammed Abduh gibi çağdaş âlimler tarafından da desteklenmiştir. Reşid Rıza da Mısır’da mevlidlerde sergilenen çirkin uygulamaları uzun uzun anlatarak eleştirir ve ulemayı da bu konuda sessiz kalmaktan dolayı kınar. Bununla birlikte mevlid kutlamasının bizzat kendisine değil, bu vesileyle işlenen kötülüklere karşı olduğunu belirterek bu uygulamalardan kurtuluş yollarını açıklamaya çalışır. Vehhabi geleneğine mensup çağdaş ulemadan Suudi Arabistan müftüsü Muhammed b. İbrahim Ali Şeyh, Abdülaziz b. Abdullah b. Bâz, Hammûd b. Abdullah et-Tüveycirî ve diğer bazıları da her türlü mevlid kutlamasına karşı çıkarak bu konuda çeşitli risaleler kaleme almışlardır. Kuzey Afrika’da Cezayir gibi bazı ülkelerde ıslahatçı âlimler mevlidin geleneksel şekline karşı çıkmışlarsa da yeni nesillerin inanç ve millî şuurunun güçlenmesi amacıyla mevlidi yeni birtakım etkinliklerle kutlama yolunu tutmuşlardır. Buna karşılık Ebû Şâme el-Makdisî (v. 665/1267), İbn Ayyad en-Nefzî (v. 792/1390), Şemseddin İbnü’l-Cezerî, İbn Nasirüddin ed-Dımaşkî, İbn Hacer el-Askalânî, İbn Hacer el-Heytemî, Şemseddin es-Sehavî, Celaleddin es-Suyutî, Şihabüddin el-Kastallânî ve Muhammed b. Yusuf eş-Şâmî gibi âlimler ise bu kutlama ilk devirlerde olmasa bile Allah’ın âlemlere rahmet olarak gönderdiği Hz. Peygamber’e dünyaya gelmesi sebebiyle sevinmenin, doğum günü münasebetiyle fakir ve muhtaçlara yardımda bulunup ibadet etmenin, Kur’an ve Hz. Peygamber’e olan sevgiyle ilgili şiirler okumanın, temiz ve güzel elbiseler giyerek sevinç gösterisinde bulunmanın ve yoksullara yardım etmenin birer güzel amel olduğunu ve dolayısıyla mevlid kutlamalarının bir bid’at-ı hasene sayılması, halk arasında görülen ve dinen hoş karşılanmayan davranışların ise bundan ayrı düşünülerek önlenmesi gerektiğini, mesela Cuma veya teravih gibi ibadetler sırasında yanlış bazı davranışların meydana gelmesinin bu ibadetlerin de haram sayılmasına yol açmadığını belirtmişlerdir. Hz. Peygamber’e pazartesi günü oruç tutmanın fazileti sorulduğunda “bu benim doğduğum ve bana vahiy indirilen gündür� diyerek bir bakıma bugüne önem atfetmiştir. Sehavî de hristiyanların kendi peygamberlerinin doğum gününü büyük bir bayram yapmaları karşısında Müslümanların böyle bir kutlamaya daha layık olduklarını söyler. Hz. Muhammed (sav) Medine’de Yahudilerin on Muharerem’de oruç tutuklarını görünce sebebini sormuş, onlar da Firavun’un boğulduğu ve Hz. Musa’nın kurtulduğu gün olduğunu söyleyince Resulullah kendisinin bunu yapmaya daha layık olduğunu belirterek oruç tutmuş ve ashaba da oruç tutmalarını emretmiştir. Bu da belli bir günde bir nimete nail olma veya beladan kurtulma sebebiyle her zaman o günü anma ve şükür nişanesi olarak salih amellerde bulunmanın iyi bir davranış olduğunu gösterir. Mevlid kutlamalarına müsbet bakan âlimler, kendisine Hz. Peygamber’in doğum haberini getiren kölesini azad etmesi seebiyle Ebû Leheb’in her Pazartesi gecesi azabının hafifletildiğinin rüyada görüldüğüne dair bir haberi, ayrıca Resulullah’a vahiy indirildiği için Kur’an’da Kadir gecesine atfedilen önemin bütün insanlık için rahmet olan Hz. Peygamber’in bizzat dünyaya geldiği gün için öncelikle geçerli olacağı hususunu da görüşlerine dayanak olarak gösterirler. İnanmadan ölenlerin bütün yaptıklarının ahirette boşa gideceğine dair ayetler (el-Maide 5/5; el-En’am 6/88; Hud 11/16), rüya üzerine hüküm dayandırılamayacağı ve Kadir gecesinin önemi hakkındaki ilahî teyid ve açıklamanın mevlid hakkında sözkonusu olmadığı ileri sürülerek bu gerekçelere karşı çıkılmıştır. Mevlidlere karşı çıkan âlimlerin bu yaklaşımlarında kendi zamanlarındaki kutlamalarda gözlenen olumsuz davranışların rolü büyük olmalıdır. Sonuç olarak Hz. Peygamber’e sevgi ve bağlılığın bir göstergesi olması yanında çeşitli ibadet ve hayırlara vesile olması bakımından da mevlid kutlamalarının dinî yönden meşru bir davranış olduğu söylenmelidir. Bununla birlikte bu kutlamalara karşı çıkan âlimlerin genel olarak görüşlerine gerekçe gösterdikleri gayrimeşru tutum ve davranışların tasvip edilemeyeceği, bu tür uygulamalara vesile olan kutlamalardan uzak durulması gerektiği de açıktır.  

Mar
19

Mevlidin Tarihi

Posted by zixak

Doç. Dr. Ahmet Özel   

 

Tarihi

   Tarih boyunca Hz. Peygamber’in doğum yıldönümüyle ilgili kutlamalar hemen bütün İslam ülkelerinde dinî ve sosyal hayatın önemli bir unsuru haline gelmiş, yöneticiler katında da yerine göre siyasî meşrûiyetin, yerine göre dinî kimlik ve hassasiyetin bir göstergesi olarak son derece renkli ve gösterişli merasimlere sahne olmuştur. Sözlükte “doğulan yer ve zaman� anlamına gelen mevlid kelimesi, İslamî literatürde; Hz. Peygamber’in doğum günü, bu günün yıldönümü münasebetiyle yapılan kutlamalar ve bu konuda kaleme alınan eserler karşılığında kullanılmıştır. Daha sonraları mevlid terimi tasavvuf çevrelerinde velilerin doğum yıldönümünü de kapsayacak şekilde geniş bir anlam kazanmıştır. Hz. Peygamber çoğunluğa göre Habeşistan’ın Yemen valisi Ebrehe’nin Kabe’yi yıkmak üzere Mekke’ye saldırdığı ve Fil Vak’ası denilen olayın meydana geldiği yıl dünyaya gelmiştir. Araplarda nesî geleneğini göz önüne alanlara göre bu tarih miladî 569, diğerlerine göre ise 570 veya 571 yılıdır. Yine kabul edildiğine göre Rebiülevvel ayının on ikisinde ve gündüz dünyaya gelmiştir. Doğumunun pazartesi günü olduğu ise sahih rivayetlere dayanmaktadır. Hz. Muhammed (sav) sağlığında kendi doğum yıldönümünü kutlamadığı gibi böyle bir şey yapılması hususunda herhangi bir istek ve emri de olmamıştır. Hulefa-i Raşidin dönemi ve bunu izleyen Emevi ve Abbasi devirlerinde de mevlidle ilgili bir uygulamaya rastlanmamaktadır. İlk iki halifenin zamanına fetih hareketleri damgasını vurmuş, son iki halifenin dönemlerinde iç karışıklıklar hüküm sürmüşken, Emevi ve Abbasi devirlerinde de Hz. Peygamber soyuna destek anlamı ve imkânı doğurabilecek böyle bir kutlama için siyasi şartlar uygun olmamıştır. Mısır’da şii Fatımî Devleti kurulunca Muiz-Lidinillah (362-365/972-975) döneminden başlamak üzere, soyundan geldiklerini söyledikleri Hz. Peygamber’in doğum yıldönümü resmî olarak kutlanmaya başlamıştır. Buna ilaveten Hz. Ali, Fatıma, Hasan, Hüseyin ve o günkü halifenin mevlidleri (mevalid-i sitte) ile Receb, Şaban ve Ramazan aylarındaki bazı kandiller, Ramazan ve Kurban bayramlarıyla diğer bazı kutlamalar bu dönemde zengin bir şölen geleneğini oluşturmuştur. Ancak bu kutlamaların gündüz ve üst düzey görevlilerin katıldığı bir devlet töreni çerçevesinde geçtiği, halkın geniş bir şekilde katılımının ve şenlik havasının fazla olmadığı anlaşılmaktadır. Özellikle Sünnî çoğunluğun bu kutlamalara katılmadığı bilinmektedir. Fatımîler zamanında Hz. Peygamber ve Ehl-i Beyt’in doğum yıldönümlerini kutlama, dinî hassasiyet yanında siyasî meşrûiyet açısından da önem taşıyordu. Fatımî vezirlerinden olan Efdal, halife Müsta’lî-Billah (487-495/1094-1101) zamanında Hz. Hasan ve Hüseyin’in mevlidleri dışındaki dört mevlidi yasaklattı. Ancak Efdal öldükten sonra yeni gelen vezir tekrar bu törenleri başlattı. Eyyubîler (1171-1462) zamanında birçok bayram ve tören kaldırıldığından mevlide de özen gösterilmediği ve bunu halkın kendi evlerinde kutladıkları anlaşılmaktadır. Ancak Selahaddin-i Eyyubî’nin kayınbiraderi olan ve hayırseverliği ile tanınan Erbil atabegi Begteginli Muzafferüddin Kökböri’nin (586-629/1190-1232) mevlid-i nebeviyi kutladığı bilinmektedir. Bu kutlamaların Fatımîlerinkinden farklı olarak hazırlıklarıyla birlikte uzun bir zaman dilimine yayıldığı, bir şenlik havası içinde halkın geniş bir katılımının sözkonusu olduğu ve özellikle tarikat mensuplarının rolünün ön plana çıktığı dikkat çekmektedir. Endülüslü seyyah İbn Cübeyr 579 (1183) yılında Mekke’ye geldiğinde gördüklerini anlatırken Hz. Peygamber’in doğum gününde doğduğu evin ziyarete açıldığını, halkın tebrik için evi ziyaret ettiklerini belirtir. Memlükler döneminde (648-922/1250-1517) ise, Mısır’da mevlid kutlamaları bütün ihtişamıyla devam etmiştir. Eyyubîler ve Memlükler dönemindeki mevlid geleneğinde Fatımî mirasının devralınması yanında Moğol ve Haçlı saldırıları karşısında Müslüman halkın kimlik ihtiyacının da rolü olmalıdır. Memlükler devrinden itibaren mevlid terimi başta evliya olmak üzere diğer önde gelen şahsiyetlerin doğum yıldönümleri için de kullanılmaya başlamıştır. Bu tür mevlidlerin önemli bir kısmı velilerin doğum değil ölüm yıldönümünde kutlanırdı. Kuzey Afrika’da önceleri mevlid kutlama adeti yokken, ilk defa Şeyh, kadı ve muhaddis Ebü’l- Abbas Ahmed b. Muhammed b. Hüseyin es-Sebtî el-Azefî (v.633-1236) tarafından halkın hristiyan bayramlarını kutlamalarını önlemek amacıyla icra edilmeye başlamıştır. Bu uygulama zamanla Kuzey Afrika ve Endülüs’te yaygınlık kazanmış, hükümdarlar ve yöneticiler mevlid kutlamalarına büyük önem vermişlerdir. Osmanlı hükümdarı III. Murad 996 (1588) yılında merasimle mevlid kutlamalarını başlatmakla birlikte resmî olmasa da Osmanlı İmparatorluğu’nda kutlamaların bundan önceki dönemlerde de yapıldığı, Süleyman Çelebi’nin meşhur mevlidini 812 (1409) yılında yazdığı bilinmektedir. Sultanahmet Camii’nde yapılan resmî kutlamalarda padişah, sadrazam, şeyhulislam, vezirler, Anadolu ve Rumeli kazaskerleri, diğer mülkî ve askerî erkân ile ulema resmî kıyafetleriyle hazır bulunurdu. Ayasofya ve Sultanahmet şeyhleriyle nöbetçi şeyhin vaazlarından sonra mevlid okunur, bu arada şerbet ve buhur dağıtılır ve görevlerini ifa edenlere hil’at ve atiyyeler verilirdi. Genel olarak Sultanahmet Camii’nde yapılan mevlid törenleri daha sonraları Beyazıt, Nusretiye, Beylerbeyi, Hamidiye ve diğer camilerde de icra edilir olmuştur. Tanzimattan itibaren mevlid alaylarında eski teşrifat kurallarına uyulmakla birlikte bazı değişikliklere gidilmiş; padişahın camiye gidiş ve gelişlerinde askerî tören yapılması, minareler yanında saray ve resmî binaların donatılıp aydınlatılması, beş vakitte tophane ve savaş gemilerinden top atılması gibi yenilikler uygulanmıştır. Mevlid 1910 yılından itibaren Osmanlı Devleti’nde resmî bayram ilan edildiyse de, Cumhuriyet’in ilanından sonra kaldırılmıştır. Bugün Suudi Arabistan hariç, Kuzey Afrika’dan Endonezya’ya kadar İslam ülkelerinin bazılarında resmî, bazılarında gayri resmî olarak yaygın şekilde kutlanmaktadır.

 

Mar
19

Osmanlılarda Mevlid Törenleri

Posted by zixak
Prof. Dr. Mehmet Åžeker       Sultanahmet’te MevlidOsmanlı teÅŸrifatında. Hz. Peygamberin doÄŸum günü kabul edilen 12 Rebîülevvel’de düzenlenen törenlerin baÅŸlangıcı hakkında kesin bilgi yoktur. Bazı vakfiyelerdeki kayıtlardan hareketle bunu Osman Gazi’ye kadar götürenler varsa da genel görüş, bu törenlerin Kanunî Sultan Süleyman döneminden itibaren saray protokolünde yer almaya baÅŸladığı ve III. Murad zamanında tamamen resmîleÅŸtiÄŸi ÅŸeklindedir. Mevlid törenlerini saray, konak ve evlerde yapılanlarla padiÅŸahın katıldığı mevlid alayı denilen merasim yürüyüşünün ardından bir selâtin camisinde yapılanlar olmak üzere iki grupta ele almak mümkündür. Topkapı Sarayı’ndaki törenlerin bazen AÄŸalar caminde, bazen da Çinili Köşk’te sonraki yıllarda ise baÅŸta Sultan Ahmed Cami olmak üzere Eminönü Valide Sultan, Eyüp Sultan, Beyazıt, Nusretiye ve Yıldız camilerinde gerçekleÅŸtirildiÄŸi bilinmektedir. Mevlid gününden önce protokole dahil devlet adamlarına davetiyeler gönderilir, ne zaman hangi camide hazır bulunacakları bildirilerek davetlilerin tören kıyafetleriyle belirtilen saatte yerlerini almaları saÄŸlanırdı. Osmanlı teÅŸrifatında padiÅŸahın, merasim erkânı ve muhafızlarının katılımıyla saraydan belli bir güzergâhı takiben baÅŸka bir yere gidiÅŸ geliÅŸini ifade etmek için “alay” kelimesi kullanıldığından mevlid okunacak camiye gidip gelmesine de “mevlid alayı” deniliyordu. Ancak bu tabir zamanla daha geniÅŸ anlamda kullanılıp rebîülevvelin on ikinci günü sarayda ve camide yapılan törenlerin tamamını kapsamına almıştır. Mevlid alayı camiye yaklaÅŸtığında müezzin mahfilinde Feth sûresi okunmaya baÅŸlar, sûre tamamlandığı sırada padiÅŸahın mahfil-i hümayuna geldiÄŸini belli etmek için kafesin küçük penceresi açılır ve cemaat ayaÄŸa kalkarak bulunduÄŸu yerde saygıyla eÄŸilirdi. Müezzin mahfilinde “muarrif” denilen görevlinin Hz. Peygamberin özelliklerini belirten “ta’rîf”i okumasının ardından Ayasofya ve Sultan Ahmed camilerinin vaizleriyle o caminin vaizi sırayla kürsüye çıkıp kısa birer vaaz verirlerdi; kendilerine de kürsüden indikten sonra bazı armaÄŸanlarla birlikte birer samur kürk veya ferace hediye edilirdi. Ayrıca her vaizin kürsüye çıkışı sırasında cemaate ÅŸerbet ve buhur sunulurdu. Ardından Süleyman Çelebi’nin Mevlid’inin okunmasına baÅŸlanır ve birinci mevlidhan ilk bahri bitirip kürsüden inince kendisine hil’at giydirilirdi. İkinci mevlidhan. “Geldi bir ak kuÅŸ kanadıyla revan / Arkamı sığadı kuvvetle heman” beytini okurken herkes hürmeten ayaÄŸa kalkardı. Bu esnada mahfıl-i hümayun tarafında perde arkasında bekleyen müjdecibaşı Mekke emîrinin gönderdiÄŸi mektubu sadrazamın önüne koyar, sadrazamın iÅŸaretiyle reîsülküttâb onu alarak müjdecibaşıyla birlikte padiÅŸahın huzuruna girerdi. Dârussaâde aÄŸası da mektubu kesesinden çıkarıp kendisine geri verir, o da okurdu. Daha sonra aynı zamanda Haremeyn nazırın olan Dârüssaâde aÄŸasına samur kürk, reîsülküttâb ile müjdecibaşıya hil’at giydirilirdi. Ardından padiÅŸah Medine’den gönderilen hurmanın bir miktarını peÅŸkir aÄŸası eliyle sadrazama yollar, o da birkaçını alıp bir ikisini ÅŸeyhülislama verdikten sonra kalanını vezirlere ve orada bulunan diÄŸer devlet erkânına dağıttırırdı; bu iÅŸ tamamlanınca peÅŸkir aÄŸasına bir miktar bahÅŸiÅŸ verilirdi. İkinci mevlidhan okumasını bitirip kürsüden inince hil’atini ve armaÄŸanlarını alır, yerine üçüncü mevlidhan çıkardı. Bu sırada Sultan Ahmed Cami’nin mütevellisi sadrazamın. Ayasofya Cami’nin mütevellisi ÅŸeyhülislamın, diÄŸer vakıfların mütevellileri de vezirlerle defterdar, niÅŸancı gibi devlet büyüklerinin ve ulemanın önüne ÅŸeker tablaları koyar, zamanı gelince de derecelerine göre zaÄŸarcıbaşı. Saksoncubaşı, muhzır aÄŸa ve diÄŸer ocaklılar bunları kaldırırdı. Üçüncü mevlidhanın ve arkasından mevlid duası yapan duahanın kürsüden inip hil’at ve hediyelerini almalarından sonra tören tamamlanırdı. Sadrazam ve yüksek rütbeli devlet ricali camiden çıkıp atlarına binerek abdest çeÅŸmelerinin önündeki alanda padiÅŸahı selamlamak üzere beklerlerdi. PadiÅŸah da yine at üstünde bekleyenlerin önünden geçerken selamlanır ve alkış çavuÅŸlarının alkışlarıyla uÄŸurlanıp yine geldiÄŸi yoldan mevlid alayı ile saraya dönerdi. Sadrazam ve ÅŸeyhülislamla diÄŸer devlet büyükleri de kendi maiyetleriyle ve daha küçük çaplı törenlerle konaklarına giderlerdi.

 

Mar
19

Rusya’dan Mevlid TebriÄŸi

Posted by zixak

МEVLİD EN-NEBİ Bismillahirrahmanirrahim! DeÄŸerli kardeÅŸlerim! Bu günlerde, Rusya Müslümanları, tüm dünyada diÄŸer dindaÅŸlarımızın yaptığı gibi, geniÅŸ çapta mevlid kutlamaları hazırlığında bulunmaktayız. İslâm alimlerine göre Hz.. Peygamber 12 Rebiülevvel 570 yılında, pazartesi günü Mekke’de doÄŸmuÅŸtur. Bu sene Mevlid, Müslüman takviminin özelliklerini göz önünde bulundurarak, 20 Mart günü kutlanacaktır. Rusya’nın bütün camilerinde fetva ve hutbeler verilecek, bu kutsal güne iliÅŸkin dualar okunacak; geleneksel olarak Müslümanlar bu günü, Peygamberimizi öven ve O’na saygı ve sevgimizi gösteren salavatlar getirerek geçirecektir. DeÄŸerli Müslümanlar! Yüce Allah Cebrail’in aÄŸzıyla 27 Ramazan 610 yılında, Cebel-i Nur dağında Hira maÄŸarasında dua eden Muhammed’e mesajını iletmiÅŸtir: ” Yaratan Rabbinin adıyla oku! O, insanı bir aşılanmış yumurtadan yarattı. Oku! İnsana bilmediklerini belleten, kalemle (yazmayı) öğreten Rabbin, en büyük kerem sahibidir.” Böylece Peygamberimizin elçilik misyonu baÅŸlamış oldu. Allah’ın elçisine, İslâm’ın tebliÄŸi için sadece 22 yıl süre verilmiÅŸti. Ancak bu çalışmanın sonucu, tarih açısında inanılmaz kısa bir süre, sadece bizi Müslümanları deÄŸil, diÄŸer din mensupları, araÅŸtırmacıları ve her insanı dini ne olursa olsun hayret içinde bırakıyor.  610 yılında, İslâm’ın tebliÄŸi baÅŸlandığında, Peygamberimizin izinden hanımı, yakın dostu, on bir yaşında bir çocuk ve serbest bırakılan bir köle, gitti. Peygamberimiz vefat yılında ise İslâm Arabistan büyük kısmının dini oldu ve Arabistan dışına da yayılmıştı. Sadece bir asır içerisinde İslâm dünya dini haline geldi. Bugün kainatın her dördüncü insanı her gün dualarla Allah önünde eÄŸiliyor, defalarca tekbir ve salavat getiriyor Allah’a ve O’nun elçisi olan Hz.. Muhammed’e. Neredeyse dünya devletlerin üçte biri Müslümandır, Rusya’nın her yedinci vatandaşı da İslâm dini mensubudur. DeÄŸerli Müslümanlar! Yakın geçmiÅŸe nazaran bugün, bizim, Hz. Muhammed’in hayatı ve faaliyeti konusunda geniÅŸ literatürü okuma olanağımız vardır. Bu literatürün bir kısmından, mesela Hz. Muhammed’in ÅŸahsiyeti, soyu, anne ve babası, ailesi, yakın dostları, takvası ve fazileti ile alakalı bilgi edinebiliriz. Literatürün diÄŸer bir kısmı ise, adım adım İslâm Peygamberinin hayatını yazıyor, doÄŸuÅŸtan ölümüne kadar; bunula birlikte İslâm tarihinde önemli yeri olan olaylar da detaylı bir ÅŸekilde iÅŸleniyor. Yüce Allah’ın Peygamberimize gönderdiÄŸi kutsal kitap Kur’ân-ı Kerim dair çok sayıda araÅŸtırmalara ulaÅŸma imkanına sahibiz.     Kur’ân diyor ki, Peygamberimiz de her ÅŸeyden önce bir insandı ve O’nun da insanî his ve duyguları vardı; O da duruma göre üzülüyordu, seviniyordu, aÄŸlıyordu, gülüyordu, zorlukları aÅŸmakta kendini geliÅŸtiriyordu. Biz 21.asır Müslümanları için hem Müslüman olma hem de özgür düşünen ve modern insan olma sorumluluÄŸumuz var. Bu sorumluluÄŸun örneÄŸi Hz.. Muhammed’in hayatında saklıdır, -bu hayat, din gibi, çok açık ve net olan hayattır - pozitif her ÅŸeye açık olan, ilme ve bilgilere son derece önem veren hayattır. Kutsal hadisler diyor ki: “Kim ki evden ilim peÅŸinden çıkmış ise,  bilsin ki dönene kadar Allah’ın yolundan gidiyor; Allah cennete olan yolu kolaylaÅŸtırıyor ona; melekler kanatlarını üzerine açıp kendisin zorluklar ve kötülüklerden koruyorlar.” Kur’ân İslâm’ın evrensel prensiplerini içermektedir. Bu prensipler dinimizin temelini ve esasını oluÅŸturmaktadır. Allah, Elçisini insanlara Kutsal Kitab’ı öğretmesi, fazileti, kanunları vazetmesi ve cehaleti yok etmesi için gönderdi. EÄŸer insan bu teorik bilgileri öğrenir ve hayata geçirirse kör inatçılıktan uzaklaÅŸmış olur ve böylece Allah’ın dilediÄŸi gibi bu insanın hayatı inanç ışığı ile aydınlanır. Aksi takdirde bilgiler önemini kaybediyor. Hayatı ve inancı anlamamızda ilimî birikim ve çaÄŸdaÅŸ araÅŸtırmalar son derece önemlidir.   Bir düşünelim, ne gibi sıfatlar İslâm’ı 21.yüzyılda inananların sorunlarını çözen bir din haline getirir? Cevabı çok basittir, İslâm dini insan hayatının her yönüyle ilgilenen, ahreti amaçladığı gibi dünyevî yönden de insanı mahrum etmeyen bir niteliÄŸe sahiptir. Bütün bunları İslâm bilgisi ve ibadet sistemi ile dikkate almaktadır.    İslâm’a göre insan ahireti ön plana koymalıdır, ama aynı zamanda Allah’ın lütfu olan dünyevî hayatı da ihmal etmiyor. Yaradan, insanın ölümden sonra cennete mi cehenneme mi düşeceÄŸini bilir, bunu dünyevî hayatını analiz ederek belirler. Dünyevî hayat ise, Yüce Allah’ın da dediÄŸi gibi sadece dînî ibadetten ibaret deÄŸildir. İnsanın hayatta yaptıklarını  deÄŸerlendirirken Allah sadece ibadet yönünü saymıyor. İslâm açısından, insanın ne kadar iyi ve faydalı iÅŸler yaptıkları, ebeveynlerle, aile fertleriyle, akrabalarla ve çevresiyle olan iliÅŸkisi son derece önem taşımaktadır. Bütün bunlara sahip olmak için Müslümanlardan aktif faaliyet, modern anlayış ve düşünce, devamlı çalışma, yeni bilgiler edinme ve ileri görüşlülük gerekiyor.  Allah katında Müslümanın en önemli görevlerin başında baÅŸarıya yönelmesi vardır. Hz. Muhammed’in tebliÄŸ ettiÄŸi İslâm, insana dünyevî hayatta aktif rol veriyor, hayatta olan deÄŸiÅŸikleri düşünen ve bilinçli  olarak uygulayan insan olma ÅŸansını veriyor. Bu tip örnekleri ilk ümmet yapısında fazlasıyla görmekteyiz.    DeÄŸerli Müslümanlar! Rusya müftüler BirliÄŸi adına, ülkemizin dini idareler adına ve bizzat ÅŸahsım adına,  deÄŸerli kardeÅŸlerim ve tüm Rusya vatandaÅŸlarının bu güzel İslâm bayramını tebrik ediyorum! Hepimiz için barış, mutluluk, saÄŸlık, sevgi, saygı, baÅŸarı ve  fazilet nasip etmesi için Allah’a dua ediyorum!     Мüftü ÅŸeyh Ravil Gaynutdin Rusya müftüleri BirliÄŸi BaÅŸkanı     

Mar
19

Ey Güzeller Güzeli Sevgili Gel!..

Posted by zixak

 İlk yaratılan nur O’nun nurudur. O zuhur etmezden evvel gündüzün geceden, baharın da kıştan farkı yoktu. İyilikler, kötülüklerle iç içe; akıl nefse yenik, ruh da bedenin esiri idi. Varlığın sırrını keÅŸfedip akla yüksek hedefler gösteren, düşünceye kapılar açıp insanın ebedlere namzet olduÄŸunu âlemşümul bir dille haykıran O’dur. Her ÅŸey gibi zaman da gerçek manasını o güzeller güzeli Sevgili’yle bulmuÅŸtur. Bizim için çok mühim, bereketli ve feyiz dolu günler vardır. Bunlardan bazıları, inananlar için tam bir bayramdır. Her hafta Cuma günü yaÅŸanan sevincin daha büyük çapta Kurban ve Ramazan Bayramlarında da yaÅŸanması bundandır. Fakat bütün insanlık, hatta bütün bir varlık âleminin bayramı sayılan mübarek bir gün daha vardır ki, o da Allah Rasûlü’nün dünyayı teÅŸrif buyurarak tenezzülen aramıza girip bizi ÅŸereflendirdiÄŸi kutlu zamandır. Bu hakikate baÄŸlı olarak, rahmet-i Rahman’ın galeyana geldiÄŸine inandığımız bu zaman diliminde, Mevlid Kandili’nin bizim için hakiki bayram olması recasıyla, ümmet-i Muhammed’in hal-i pürmelali açısından bayram harçlığına ve hediyesine en muhtaç birer yetim olduÄŸumuz mülahazasıyla, Åžefkat Peygamberi’nin ruhaniyetine sığınarak, O’nun hayatbahÅŸ nefesiyle bir kere daha dirilme arzusunda bulunduÄŸumuzu arz etmek istiyoruz:Ey yaratılışın gâyesi, varlığın özü, peygamberlik hakikatinin zübdesi! Bir zamanlar içimizde Sen vardın, varlığın sayesinde her ÅŸey büyülü ve her ÅŸey çok güzeldi. Belki bazen bir kısım kopuklukların yaÅŸandığı ve davranışların sevimsizleÅŸtiÄŸi, tavırların kabalaÅŸtığı, ses ve solukların hırıltıya dönüştüğü de olurdu; ama, hemen arkasından Senin dünyandan gelen ışık ve esintilerle bütün bu olumsuzluklar silinir gider, düşünce ve his ufkunda sadece Sen ve Senin o rengârenk atmosferin tüllenmeye baÅŸlardı. Ufukların kararması, ruhları hafakanların sarması Senin bütün gönüllerde doÄŸuvermene bir çaÄŸrı gibiydi: Ne zaman bunalıma düşsek, gölgen tıpkı bir dolunay gibi gönlümüzün tepelerinde beliriverir ve bütün kasvetleri siler-süpürür, götürürdü. Ne vakit biraz sıkışsak veya kendimize takılsak, içinde bulunduÄŸumuz o muzlim hal, ışığına bir çaÄŸrıymış gibi, birdenbire dört bir yanda Senin o hususi dünyanın sıcaklığı, yatıştırıcılığı duyulmaya baÅŸlar ve sonsuzdan gelen nurlar sarardı her yanımızı.. esen rüzgarlar Senin kokunu sürünür gezer, ikliminin varidâtı ÅŸelaleler gibi başımızdan aÅŸağı boÅŸalır ve biz ötelerden gelen nurlarla banyo yapmışçasına serinlerdik. Hemen her zaman böyle kısa bir kopukluktan sonra, kendi kendimize: “Eyvah, meÄŸer ne kadar O’nsuz kalmışızâ€? der ve gönüllerimizde Seni bir kere daha taptaze bulmuÅŸ olurduk. Her sürçme, her inhiraf, her bulantıdan sonra adeta Rahmeti Sonsuz Seni bir kez daha bize iade ederdi de duyardık bütün benliÄŸimizle sesini-soluÄŸunu, ışığını-kokunu ve mesajının büyüleyen ÅŸivesini; duyar ve sihirli bir balona binmiÅŸ gibi bir hamlede yer çekiminden kurtulur, ruhlarımızda sonsuza doÄŸru bir hareket havası hissederdik. Böyle bir havanın sihriyle bize ait kirlenmiÅŸ atmosferden hemen sıyrılıverir ve adeta semavîleÅŸirdik. Öyle ki, ruhumuzu ne zaman yoklasak, Senin o ışıktan dünyandan sızıp gelen ve gönlümüzün derinliklerine akan bir ziya, bir ümit, bir inÅŸirah hisseder ve kendimizi Senin o sımsıcak huzurunda sanırdık. Çünkü, içimizde her zaman Sen vardın ve varlığınla her ÅŸey çok güzeldi.Sen bizim için hem geçmiÅŸ hem gelecek hem de hâldin; zaman üstü ve büyüleyen öyle bir duruÅŸun vardı ki, nurunla her vakit içimizde gibiydin.. kendi ışık çağında durur, günümüzü kucaklar, ileriye iÅŸaretlerde bulunur ve bütün zamanlara kendini dinletirdin. Sinelerimiz otağındı; gönüllerimizde yaÅŸar, bizi kendin gibi yaÅŸatır, annelerimizin kucaklarından daha sıcak o mübarek atmosferinde bizlere yumuÅŸak yumuÅŸak ninniler söylüyormuşçasına hafakanlarımızı dağıtır ve rahatlatırdın hepimizi. Çok defa manevî huzurunun câzibesine kendimizi salar ve ışığınla taçlandırdığın çaÄŸlarda dolaşır, bir zamanlar milletçe ortaya koymuÅŸ olduÄŸumuz tarihî güzellikleri temâşâ eder; yitirdiÄŸimiz ya da terk ettiÄŸimiz deÄŸerleri yeniden bulmuÅŸ gibi olur, çocuklar gibi sevinirdik.. derken Senden fışkırıp gelen o nazlı ve hülyalı günler, hafızalarımızda bir kez daha çiçekler gibi açardı ve biz milletçe Nur Çağı’nın memelerinden süt emiyor gibi olurduk; olurduk da o küflenmiÅŸ, kirlenmiÅŸ dünyalarımız yeniden pırıl pırıl bir hal alır; kırılmış, yırtılmış, ÅŸirazeden çıkmış hülyalarımızın parçaları bir araya gelirdi. Seninle nuranîleÅŸen zamanlar, yaÅŸadığımız günlerin, saatlerin, dakikaların içine akar ve bize gerçek hayatın rengini, desenini, ÅŸivesini fısıldardı. Bizimle aynı memeden süt emmeyenler ne yudumlarlarsa yudumlasınlar, biz hemen her zaman hiç kimsenin duyup tatmadığı hazlarla soluklanır, gözlerimizi açıp kapar ve cennetlerdeymişçesine düşündüğümüz, arzu ettiÄŸimiz, istediÄŸimiz, elimizi uzattığımız hemen her ÅŸeye ulaşır ve adeta hep rüyalar âleminde dolaşırdık.. neden olmasın ki, içimizde Sen vardın; zaman, mekan ve bunlara baÄŸlı her ÅŸey de bize yârdı.Ne zaman gönüllerimizde Seninle münasebete geçsek, birden âdî ahvâl ve düşüncelerimizin üstünde Senin âhenkli, hülyalı ve aydınlık dünyan tüllenmeye baÅŸlar, his ve heyecanlarımızı ÅŸahlandıran o esrarlı hayat sergüzeÅŸtin bizi, olduÄŸumuz yerden, Sana vâsıl olacağımız ÅŸehraha ulaÅŸtırır; o yolla tâ Hak kapısının önüne götürür, bize mekan üstü teÅŸrifat salonlarında Firdevs koltukları gibi minderler serer ve gönüllerimize hülyalara denk güzellikler sunardı. Seninle bulunduÄŸumuz o sırlı zamanlarda, düşünülmesi imkansız daha neleri hatırlar, ne zevk ve haz fasılları yaÅŸar ve kim bilir her gün kaç kez “MeÄŸer hayat buymuÅŸâ€? diyerek var olma neş’e ve sevinciyle soluklanırdık. O zamanlar gölgen üzerimizdeydi, biz de varlık ve yokluÄŸunun farkında idik! Senin o masmavi ikliminden süzülüp gelen ruh ve mânâ, bizim özümüz ve canımızdı; bizler onunla yaÅŸar, onunla oturur kalkar, onunla her engeli aÅŸar, ulaÅŸmak istediÄŸimiz zirvelere onunla ulaşır ve yürürdük duraksamadan hedeflerin en kutsalına; Hak rızasına ve ona vesile kabul ettiÄŸimiz nâmını yedi cihana duyurmaya.. ipekler gibi yumuÅŸak nefes ve soluklarla zaman zaman hep kuÅŸlar gibi yükseklerde uçarak, meltem olup her ÅŸeyi, herkesi okÅŸayarak, zaman zaman da bulutların baÄŸrında yaÄŸmurlaÅŸarak; sonra da dört bir yana saÄŸanak saÄŸanak boÅŸalarak her lahza hayatla çaÄŸlardık. Gönlümüzce yaÅŸadığımız o aydınlık gün ve aydınlık saatlerde güneÅŸimiz Seninle doÄŸar, Seninle batar; gündüzler çehren gibi pırıl pırıl gelir geçer, geceler siyah zülüflerinden bize türküler söyler ve nabızlarımız her zaman kalbinin ritimlerine uygun atardı. DimaÄŸlarımız Seni düşünmekle dinlenir, hafakanlarımız gölgene sığınmakla dinerdi ve böylece hayatın hiç kimseye nasip olmayan tadını ve varlığın bitmeyen zevkli maceralarını hep Seninle duyardık. Senin göklere baÄŸlı hayat sergüzeÅŸtinde okurduk imanın yenilmez gücünü, Müslümanlığın kahramanlık olduÄŸunu, doÄŸruluÄŸun paha biçilmez kıymetler ihtiva ettiÄŸini, iffet ve ismetin, meleklerinkine denk insan tabiatının bir buudu haline geldiÄŸini.Sendin gökler ötesi sırları, verâlardan akıp gelen ışıkları, dünya-ukbâ arasındaki münasebetleri; insanların emellerini, isteklerini, ihtiyaçlarını ve bütün bu hususlardaki beklentilere vaadedilen ebediyetleri söyleyen. Mesajların gelip kulaklarımıza çarparken Seni aramızda hissediyor, beynimizin iÅŸitme merkezlerinde sesini duyar gibi oluyor, basiretlerimizle o ışıktan hayatının nuranî karelerini temaÅŸa ediyor ve bütün bir varlığı kendine has muhtevasıyla Sende görüp Sende okuyorduk. Senin terbiyen, Senin üslûbun ve Senin sisteminle yetiÅŸmiÅŸ olan nesiller yıllar ve yıllar boyu, Senden duydukları, Senden dinledikleri, Senden aldıkları o mesajların en renkli, en cazip, en derin ve en çarpıcılarıyla hep ra’şelerle ürperip heyecandan heyecana girdiler; Seninle alâkaları ölçüsünde imanları iz’ân ufkuna eriÅŸti, muhabbetleri çaÄŸlayanlara dönüştü ve onlar en engin bir aÅŸk u ÅŸevk tufanıyla gidip tâ ruhanîlere ulaÅŸtılar. Asırlar ve asırlar boyu art arda gelen nesillerin Seni bu ölçüde duyup sevmeleri, varlığını ve varlığının gayesi sayılan mesajını bu çerçevede hissetmeleri için kim bilir ne kadar cehdler, ne kadar gayretler sarf edilmiÅŸti!. Ne beyin fırtınaları yaÅŸanmış ve ne zahmetlere katlanılmıştı! Mevsimi gelince de bunlar semere vermiÅŸti.. ve artık her iÅŸte, her gönülde Sen vardın ve Seninle geçen her dakika, her saniye adeta bir eÅŸref saatti. Sürekli başımızdan aÅŸağıya dökülen ışıkların ruhlarımıza akıyor ve benliÄŸimize neler ve neler duyuruyordu! Sen, arkandakilere mutluluklar vaadediyor, onların ebedî saadet isteklerini cevaplıyordun; onlar da, daha aydınlık günlerin ileride olduÄŸu/olacağı mülâhazasıyla her an daha da ÅŸahlanıyor ve Senin arkanda bulunma sevinciyle adeta yeni bir asr-ı saadet yaşıyorlardı. Biz insanlar, tâ yaratılırken, âciz, fakir, ihtiyaç içinde ve bir sürü beklentinin çocukları olarak yaratılmıştık: Gönül huzuru bekliyor, dünyevî-uhrevî saadet hülyalarıyla yatıp kalkıyor, ebediyet ve ebedî mutluluk rüyaları görüyor ve hep boyumuzu aÅŸkın ÅŸeylerin peÅŸinden koÅŸuyorduk; Seninle ve Senin ışıktan mesajlarınla beklentilerimizin üstünde ihsanlara nail olduk; Sen gelmeden ölüler gibiydik, risaletinle sûr sesi almışçasına dirilip doÄŸrulduk. Dün Sen içimizdeydin ve günlerimiz gündü; o aydınlık günler tamamen yok olmasa da, bugün büyük ölçüde renk attı ve soldu. Hüznümüz Yakup’un hüznüne denk, ümitlerimiz de onunki kadar; hepimiz, çok yakın bir gelecekte yeniden ufkumuzda tulû edeceÄŸin o aydınlık günlerin hülyalarıyla yaşıyor, bize vaadedilen avdetinin heyecanıyla sabahlıyor ve akÅŸamlıyoruz. Yakın geçmiÅŸte Senden kopup ayrılanların çoÄŸu zayi olup gitti. Gidenler kendilerine yazıklar etti. Hepimizin belli ölçüde bir kopukluk yaÅŸadığı muhakkaktı; ne var ki, Senden uzaklaÅŸmalar farklı farklıydı ve kaybetmeler de o çerçevede cereyan ediyordu. Åžimdilerde geç de olsa, böyle bir ayrılıktan piÅŸmanlık duyduÄŸumuzu ifade ediyor ve Senin anne kucaklarından daha sıcak baÄŸrına dönmek istiyoruz. Yüzümüz yok, hicap içindeyiz; Hak katındaki nazının geçerliliÄŸine de ümitlerimiz tam. KeÅŸke ne seviyede olursa olsun Senden hiç kopmasaydık; kopmasaydık da, Senden, Senin dünyandan akıp gelen ışıklardan ve ruhlarımıza boÅŸalan mânâlardan hiç mahrum kalmasaydık.. ve Seni o inandırıcı çehrenle içlerimizde hep taptaze ve dipdiri duyabilseydik!.. Heyhat! Farkına vararak veya varmayarak bir kere koptuk Senden.. uzaklaÅŸtık kendimizden. Oysa ki bizim, Senin gölgenin üzerimizde olduÄŸu ve ÅŸeytanlara meydan okuduÄŸumuz günlerimiz, haftalarımız, aylarımız, yıllarımız vardı. Çevre hazanla inlerken günler de geceler de bizde hep bahardı. Yıllarımızı, aylarımızı, günlerimizi çaldılar ve bizi birer zamanzede haline getirdiler. Åžimdilerde oturmuÅŸ “Karanlığın son serhaddi, fecrin en sadık emâresidirâ€? diyor ve bu zifiri karanlıkların yırtılacağı eÅŸref saatleri bekliyoruz; bekliyor ve viladet yıldönümünde iyice coÅŸan ÅŸefkatine sığınarak sana yalvarıyoruz:Yıllar geçiyor ki, yâ Muhammed,
Aylar bize hep Muharrem oldu!
Akşam ne güneşli geceydi;
Eyvah o da leyl-i mâtem oldu!
………………
Allah için ey Nebî-yi Mâsum,
İslâm’ı bırakma böyle bîkes,
Bizleri bırakma böyle mazlum. (M. Akif)Ey güzeller güzeli Sevgili gel, bir kere daha misafirimiz ol.. tahtını sinelerimize kur ve bize buyurabildiÄŸin her ÅŸeyi buyur. Gel, gönüllerimizdeki karanlıkları kov, bütün benliÄŸimize ruhunun ilhamlarını duyur ve bize yeniden diriliÅŸ yollarını göster. Gel, her gün biraz daha azgınlaÅŸan ÅŸu zulmetleri ışığınla dağıt ve herkesi inleten zulüm ve adaletsizlik ateÅŸini söndürüver. Gel, her ÅŸekliyle kine, nefrete, düşmanlığa kilitlenmiÅŸ ÅŸu zavallı ruhların boyunlarındaki zincirleri çöz; sevgiye, merhamete, ÅŸefkate hasret giden sinelerimizi muhabbetle, hoÅŸgörüyle coÅŸtur; gel, ruhlarımızı aklın aydınlığı, gönüllerimizi de mantık ve muhakeme enginliÄŸiyle buluÅŸtur ve bizi kendi içimizdeki kopukluklardan kurtar. Ey ÅŸefkati, adaletini aÅŸkın gönüller sultanı, Seni unuttuÄŸumuzun, Sana saygısızlıkta bulunduÄŸumuzun farkındayız; ama Sen, ÅŸimdiye kadar bundan daha acılarını da gördün; incinsen de küsmedin, vefasızlık görsen de alâkanı kesmedin. Başını yaranlar, diÅŸini kıranlar karşısında bile ellerini açıp dua dua yalvardın. Seni bilmemelerini mazeret sayarak, lânet ve bedduada bulunmadın, lânet ve bedduaya “âminâ€? de demedin. Sineni, Ebû Cehil’leri bile ümitlendirecek ölçüde açabildiÄŸin kadar açtın ve her sözünü, her davranışını Hakk’ın rahmetinin enginliÄŸine baÄŸladın. Beklediklerimiz hakkımız olmasa da, bütün bu yaptıklarının karakterinin gereÄŸi olduÄŸunda şüphemiz yok. Ey dost, kaç bahar gelip geçti biz hep hazandayız ama, düşe-kalka olsa da hep izinde yürüme gayretindeyiz. Gel bizi bir kere daha sevindir. Sevindir ki; bağının taptaze fidanlarıyla nâmını âleme tam duyuracak demdeyiz. Bu dünya ışığa hasret gidiyor. Bizler o kırık azimlerimiz ve o çatlamış ümitlerimizle, yolların hakkını veremesek de hep yollardayız. Sadece hislerimizle de olsa, aradığımız sevgili Sensin; gel son kez içimize doÄŸ ki gönüllerimiz ışıkla dolsun, ufuklarımızı saran ÅŸu upuzun geceler yerlerini gündüzlere bıraksın ve viladetin hakiki bayramımız olsun.. gel ki; (YaÄŸmur ÅŸairinin ifadesiyle)Nefesinle yeniden çizilecek desenler
Çehreler yepyeni bir değişim geçirecek
Aydınlığa nurunla kavuşacak mahzenler
Anneler çocuklara hep Seni içirecek
YaÄŸmur, Seninle biter susuzluÄŸu evrenin
Sana mü’mindir sema; Sana muhtaçtır zemin. (Not: Bu yazı, İnsanlığın İftihar Tablosu’nun doÄŸum yıldönümü münasebetiyle, okuyan herkesin bir “aminâ€? deme ya da bir iç geçirme ile de olsa aynı duygulara iÅŸtirak etmesi sayesinde Rasûl-ü Ekrem (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz’e küllî bir davet olması recasıyla, Muhterem Hocamızın sözlerinden derlenmiÅŸtir.)  http://www.herkul.org

Mar
19

Mevlid Kandili

Posted by zixak

“Biz seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik.”
(Enbiyâ, 107)
İnsanlığın kurtuluÅŸu için gönderilen son ve en büyük peygamber, bizim Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.s.) 571 yılında Kameri aylardan Rebiü’l-evvel ayının 12.gecesi doÄŸmuÅŸtur. Milâdî takvime göre ise bu, 571 yılı Nisan ayının yirmisine rastlamaktadır. Bu mübarek geceye “Mevlid Kandili” denir. O’nun doÄŸduÄŸu çaÄŸda dünyanın her tarafında cehalet, zulüm ve ahlâksızlık almış yürümüş, Allah inancı unutulmuÅŸ, insanlık korkunç ve karanlık bir duruma düşmüş, dünya yaÅŸanmaz hale gelmiÅŸti.  O’nun doÄŸduÄŸu gece, insanlığın kurtuluÅŸu için çok hayırlı ve mübarek bir baÅŸlangıçtır.O gecenin sabahı gerçekten de feyizli bir sabahtı. İnsanlık için yepyeni bir gün doÄŸmuÅŸ, aydınlık bir devir açılmıştı. Bir fazilet güneÅŸi ve hidâyet meÅŸalesi olan sevgili peygamberimizin gönderiliÅŸi, Yüce Allahın bütün insanlara en büyük nimetlerinden birisidir. Bu hususta Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurulmuÅŸtur: ”Andolsun ki içlerinden, kendilerine Allah’ın âyetlerini okuyan, (kötülüklerden ve inkârdan) kendilerini temizleyen, kendilerine Kitap ve hikmeti öğreten bir Peygamber göndermekle Allah, müminlere büyük bir lütufta bulunmuÅŸtur. Halbuki  daha önce onlar apaçık bir sapıklık içinde idiler.” (Âl-i İmrân, 164) Bu gece, müslümanlar arasında yüzyılllardan beri büyük bir coÅŸku ile kutlanmakta, Sevgili Peygamberimiz derin bir saygı ile anılmaktadır. Büyük Türk Alimi Süleyman Çelebi tarafından yazılan ve asıl adı “Vesiletün’necat” olan mevlid kitabı O’nun doÄŸumunu, üstünlüğünü ve mucizelerini en güzel bir ÅŸekilde dile getiren deÄŸerli bir eserdir.
Peygamberimizin doÄŸum yıldönümlerinde okunan mevlidleri saygı ile dinlemek, O’nun mübarek ruhuna salât ve selâm okumak hiç şüphesiz büyük milletimizin Sevgili Peygamberimize olan engin sevgi ve baÄŸlılığının bir ifadesidir.

Bununla beraber, O’nun ahlâk ve fazilet dolu hayatını öğrenmek ve kendimize örnek almak baÅŸta gelen görevlerimizdendir. Asıl o zaman O’nun sevgisini ve hoÅŸnutluÄŸunu kazanmış oluruz.

O âlemlerin Rabbinden, “Alemlere rahmet olarak gönderildi.” Asırlara sığmayacak inkılapları birkaç sene içerisinde gerçekleÅŸtirdi. Evlâtlarını diri diri topraÄŸa gömen babalar O’na ve getirdiÄŸi prensiplere iman ettikten sonra mükemmelleÅŸtiler, dünyaya insanlık, adalet ve medeniyet rehberi olacak hale geldiler. İnsanlar O’nun tek emriyle, kökü yüzlerce yıl derinde olan alışkanlıklarını bıraktı. 

O, yirminci asır insanının yüzyılda yerleştiremediği hakkı, hukuku, adâleti, hürriyeti, demokrasiyi ve insan haklarını bir solukta yerleştirdi. Böylece cehâlet asrı bir saâdet asrı olup, çıktı. Nihayet asır, asırlara taştı. Ve O, çağlar ötesiyle kucaklaştı.

Sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed kendisinden önceki peygamberler gibi sadece bir kavme veya millete deÄŸil, bütün insanlığa peygamber olarak gönderilmiÅŸtir. O’nun diÄŸer peygamberlerden en farklı yönlerinden birisi budur. Nitekim Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurulur:   ”Biz seni bütün insanlara ancak müjdeci ve uyarıcı olarak gönderdik; fakat insanların çoÄŸu bilmezler.”(Sebe, 28)
İnsanlığın her zaman ve mekânda Hz. Peygamber’in tebliÄŸ ettiÄŸi ilâhî mesaja ve bu mesajın hayata geçirilmiÅŸ ÅŸekli olan onun sünnetine ihtiyacı vardır.  O’nu örnek almak, Kur’an’a uymaktır. Çünkü Hz. AiÅŸe (r.a.)’nın ifâdesiyle O’nun ahlâkı Kur’an’dı.(Müslim, Misâfirîn, 139). Kur’an-ı Kerim, Peygamberimiz Hz. Muhammed’in inananlar için en güzel örnek olduÄŸunu bildirmekte ve bu hususta şöyle buyurulmaktadır:  ”Andolsun, Allah’ın rasûlünde sizin için, Allah’a ve âhiret gününe kavuÅŸmayı umanlar için ve Allah’ı çok ananlar için güzel bir örnek vardır.” (Ahzâb, 21)
Bu geceyi nasıl ihya edelim?

Bütün insanlık âlemine bir hidayet tarihi açan ve âlemlere halis ilâhî rahmet olan böyle yüksek ÅŸanlı bir Peygamber’in ümmeti olmakla ÅŸereflenmiÅŸ bulunan biz müminlere ne mutlu!  Bu geceyi vesile bilerek, O’na ümmet olmanın ÅŸuuruna erebilmek,  Bu gecenin manevî zenginliÄŸinden istifâde etmek için en azından bir Tesbih Namazı kılalım, bir de Hatm-i Enbiyâ yapalım.

O’na  ümmet olan müminlere gevÅŸeklik yakışmaz.

Unutmayalım… 

Alemlere rahmet olarak gönderilen muazzez Peygamberimizin, doÄŸumunu anarken, yalnız mevlid okumak, ilâhîler söylemek ve kandil simidi dağıtmak yeterli deÄŸildir, sadece bu geceyi yaÅŸamak yeterli deÄŸildir. Yüce Allah’ın sevgisine, hoÅŸnutluÄŸuna ve bağışlamasına ermenin yegâne yolu, Peygamberimizin yolundan gitmektir…   ”De ki: Allah’ı seviyorsanız bana uyunuz ki, Allah da sizi sevsin ve günâhlarınızı bağışlasın…”  (Âl-i İmrân, 31) 

Mar
19

Mevlid Kandili Duası

Posted by zixak

EÛZÜ BİLLAHİ MİNE’Ş-ŞEYTANİ’R-RACÎM, BİSMİLLAHİRRAHMANİRRRAHİM

Ya ilahel alemin
İlk yarattığın nur efendimizin nuruydu.
Sen onu var etmeden evvel gündüzün geceden,
baharın da kıştan farkı yoktu.
İyilikler, kötülüklerle iç içe;
akıl nefse yenik,
ruh da bedenin esiri idi.
O güzeller güzeli
Varlığın sırrını keşfedip akla yüksek hedefler gösterdi
düşünceye kapılar açıp
insanın ebedlere namzet olduğunu âlemşümul bir dille haykırdı.
Böyle bir elçiyi insanlığa bahşetmenden
Ve sayısız nice nimetlerinden ötürü
sana sonsuz hamd ü senalar olsun ya rabbi!

Güç ve kuvvet ancak kendisine has olan yüce ve büyük Allâh’ım!
Mahlûkatın adedince,
Zatının rızası,
Arşının ağırlığı ve kelimelerinin toplamınca
Efendimiz Hz. Muhammed (sas) ve O’nun ehli ve ashabı üzerine salât ü selam la bir kere daha yâdederek huzûr-u İlahi’de el açıp yakarıyoruz

Ey her şeye hayat bahşeden Allah’ım
bütün insanlık, hatta bütün bir varlık âleminin bayramı sayılan
mübarek günleri vardır.
bir gün daha vardır ki,
o da Allah Rasûlü’nün dünyayı teşrif buyurarak
tenezzülen aramıza girip bizi şereflendirdiği kutlu zamandır.
Bizler şimdi o anı yaşıyoruz.
Rahmet-i Rahman’ın galeyana geldiğine inandığımız
bu kutlu zaman diliminde,
Mevlid Kandili’nin bizim için hakiki bayram olması ümidiyle,
ümmet-i Muhammed’in hal-i pürmelali açısından
bayram hediyesine en muhtaç birer yetim olduğumuz mülahazasıyla, Şefkat Peygamberi’nin ruhaniyetine sığınarak,
sen den yeniden bir kere daha diriliÅŸ istiyoruz ya rabbi

Ey her şeye gücü yeten Allah’ım
Efendimizi düşünmekle
hayatın hiç kimseye nasip olmayan tadını
ve varlığın bitmeyen zevkli maceralarını duyarız.
Duyarız imanın yenilmez gücünü,
Duyarız Müslümanlığın kahramanlık olduğunu,
Duyarız doğruluğun paha biçilmez kıymetler ihtiva ettiğini,
Duyarız iffet ve ismetin, meleklerinkine denk insan tabiatının bir buudu haline geldiğini.
N’olur bu ve benzeri nice güzellikleri daha derince ve engince
Bütün insanların ruhlarına duyur ya Rabbi!

Ya Rabbel alemin
Onun terbiyesi, onun üslûbu ve onun sistemiyle yetişmiş olan nesillerin
imanları iz’ân ufkuna erişiyor,
muhabbetleri çağlayanlara dönüşüyor.
efendimizi bu ölçüde duyup sevmeleri münasebetiyle
her an daha da şahlanıyor
ve o kutlunun arkasında bulunma sevinciyle adeta yeni bir asr-ı saadet yaşanıyor.
Sen dünyamıza yeniden bir huzur çağı
ve gül devri yaşat ya Rabbi!

Ey yüceler yücesi Allah’ım
Yüzümüz yok, hicap içindeyiz;
Efendimizin senin katındaki nazının geçerliliğine de ümitlerimiz tam.
KeÅŸke ne seviyede olursa olsun
efendimizden hiç uzaklaşmasaydık;
ondan gelen ışıklardan
ve ruhlarımıza boşalan mânâlardan
hiç mahrum kalmasaydık..
ve onu o inandırıcı çehresiyle
içlerimizde hep taptaze ve dipdiri duyabilseydik!..
sen bizleri kendi uzaklıklarını aşabilen
hak ve hakikatleri de bütün derinlikleriyle duyabilenlerden eyle ya rabbi!

ya ilahel alemin
O güzeller güzeli Sevgiliyi, bir kere daha misafirimiz eyle..
tahtını sinelerimize kur
gönüllerimizdeki karanlıkları kov,
bütün benliğimize ruhunun ilhamlarını duyur
ve bize yeniden diriliş yollarını göster ya rabbi

İnananları karanlıklardan aydınlığa çıkaran Allah’ım
her gün biraz daha azgınlaşan şu zulmetleri o kutlunun ışığıyla dağıtıver
herkesi inleten zulüm ve adaletsizlik ateşini söndürüver.
her şekliyle kine, nefrete, düşmanlığa kilitlenmiş şu zavallı ruhların boyunlarındaki zincirleri çözüver
sevgiye, merhamete, şefkate hasret giden sinelerimizi muhabbetle, hoşgörüyle coşturuver
ruhlarımızı aklın aydınlığı, gönüllerimizi de mantık ve muhakeme enginliğiyle buluşturuver
ve bizi kendi içimizdeki hicran ve hasretlerimizden kurtarıver ya Rabbi!

Ey merhameti bol olan Allah’ım!
şefkati, adaletini aşkın gönüller sultanını unuttuğumuzun
ve saygısızlıkta bulunduğumuzun farkındayız.
Biliyoruz ki o rahmet nebisi
incinse de küsmedi
Vefasızlık görsede alakayı kesmedi
Başını yaranlar, dişini kıranlar karşısında bile ellerini açıp dua dua yalvardı. Katiyen lanette bulunmadı. Lanet ve bedduaya “âmin� de demedi.
Sinesini, Ebû Cehil’leri bile ümitlendirecek ölçüde açabildiÄŸi kadar açtı
ve her sözünü, her davranışını senin rahmetinin enginliğine bağladı.
Sen bizleri onun o engin merhametinden istifade eden
ve şefaatine de nâil olanlardan eyle ey Rabbi!

Ey ihsanları sonsuz olan Allah’ım
düşe-kalka olsa da hep Efendimizin izinde yürüme gayretindeyiz.
N’olur bizi bir kere daha sevindir.
Sevindir ki; bağının taptaze fidanlarıyla
adını âleme tam duyuracak demdeyiz.
Bu dünya ışığa hasret gidiyor.
Bizler o kırık azimlerimiz ve o çatlamış ümitlerimizle,
yolların hakkını veremesek de hep yollardayız.
Sadece hislerimizle de olsa, aradığımız hep senin habibin;
N’olur gönüllerimiz bir kere daha onunla dolsun,
ufuklarımızı saran şu upuzun geceler yerlerini gündüzlere bıraksın
ve viladeti bizim hakiki bayramımız olsun..

Ey yapılan dualara cevap veren Allâh’ım
Sana itaat edilir Sen karşılığını veririsin;
Sana isyan edilir, sen bağışlar ve affedersin,
Darda kalanlara icabet edersin,
Zararı sıkıntıyı ortadan kaldırırsın
Hastalara ÅŸifa, dertlilere deva verirsin
Günahları bağışlar, tövbeleri kabul edersin
Sen bizlerin dualarını kabul buyur ya Rabbi!

Allâh’ım
acizlikten, üzüntüden, tasadan, kederden,
Korkaklıktan, kabir azâbından, cehennem ateşinden sana sığınırız.
Bizleri kötülükten ve kötülerin şerrinden emin eyle ya Rabbi!

Ey Yüceler Yücesi!
bize karşı düşmanlık duygularıyla oturup kalkanların kalblerini yumuşatmak murad ediyorsan,
bize ve gönüllüler hareketine karşı onların kalblerini yumuşat
ve sinelerini daimî bir sevgiyle doldur! Ya Rabbi!
Ey kalbleri evirip çeviren Sultanlar Sultanı!
Bizim kalblerimizi de, onların kalblerini de sevdiğin ve hoşnut olduğun güzelliklere çevir! Ya Rabbi!

Allahım
Sen bizlere bizi aÅŸan istidat ve kabiliyetler ver
ve lutfedeceÄŸin bu kabiliyetleri
senin rızan yolunda kullanmayı
bizlere nasip eyle ya Rabbi!

Allahım
Sen bizlere peygamberleri donattığın sıfatları lutfet lakin biz lutfedeceğin bu sıfatları tefahur vesilesi yapmayalım ve hep kendimizi sıfır görelim ya Rabbi!

Allahım
Cümlemize vicdan genişliği lutfet
Kalplerimize inÅŸirah bahÅŸet
Bizleri kollektif şuura sahip kullarından kıl
Ve bizleri müttakilere rehber eyle ya Rabbi!

Ey yüceler yücesi olan Allahım
Biz ümmeti Muhammedin dağınıklığını gider
Bize ve ülkemize birlik ve dirlik ver
Bütün dünyaya da huzur ve barış nasibeyle..
Kalplerimizi birbirene ısındır ve
Bizleri birbirimize sevdir
Dünyanın dört bir tarafında hizmet eden kardeşlerimizi
Bizlerle beraber ihlas-ı etemme muvaffak kıl ya Rabbi!

Allâh’ım!
Efendimiz Hz. Muhammed (sav)’in Sen’den istediÄŸi
her türlü hayrı Sen’den istiyor,
yine Peygamber Efendimizin sana sığındığı
her türlü şerden de
sana sığınıyoruz.

Yâ Erhamerrâhimîn ve Yâ Ekremelekremîn!
Bizim, anne-baba ve ecdadımızın
Bize rehberlik ve kılavuzluk yapan büyüklerimizin,
Bir harf bile olsa kendilerinden istifade ettiğimiz hocalarımızın,
Sevdiklerimizin, sevenlerimizin,
Içinde neş’et ettiğimiz beldedeki insanların,
Milletimiz fertlerinin,
Kadın-erkek inanan bütün arkadaşlarımızın,
Dostlarımızın, kardeşlerimizin..
Bize karşı hep civanmertçe davrananların..
Hayır dualarında unutmayıp
Her zaman bizi de yâd edenlerin..
Üzerimizde hakkı bulunan kimselerin..
Kıymetli nasihatleriyle
Bize bekâ desenli sâlihatın yollarını gösterenlerin…
Ve bütün ümmet-i Muhammed’in
Günahlarını bağışla! Ya Rabbi!

Allahım!
Duamızın sonunda Sana olan minnet ve şükran hislerimizi
Bir kere daha tekrarlıyor,
Resûl-ü zîşânı, âlini, ashabını
Bir kez daha salavâtlarla anıyor
Ve dualarımızı kabul buyurmanı istirham ediyoruz.
Ne olur, bizlerin dualarına icabet buyur ya Rabbi!

amin ve selamün alel murselin
vel hamdü lillahi Rabbi’l-alemin…

ÖMER FARUK ŞENTÜRK