19
İslâm’da HoÅŸgörü ve Hz. Peygamber’in HoÅŸgörü Anlayışı
Posted by zixak|
Prof. Dr. İsmail Hakkı Atçeken   Arapça “semaha” kökünden gelen müsamaha, affetmek ve bağışlamak anlamına gelir. Türkçemizdeki karşılığı hoÅŸgörü olan bu kelime, batı dillerinde ise tolerans olarak kullanılır. Müsamaha bir terim olarak, olgun ve iyi niyet sahibi kimselerin çevresinde bulunan herkese ayırım yapmadan uyguladıkları anlayışlı ve yumuÅŸak davranıştır. Bunun ancak üstün bir ahlaka sahip kimselere ait yüce bir fazilet olduÄŸu bir gerçektir. HoÅŸgörülü davranışın aşırısı olduÄŸu gibi, yokluÄŸu da zararlı sonuçlar doÄŸurmaktadır. Peygamberlerin Allah (cc) katından getirdikleri ilahi mesajlar içerisinde ahlâkî prensipler önemli bir yer tutmaktadır. Bu ahlâkî ilkeler arasında da hoÅŸgörünün ayrı bir yeri vardır. Hz. Peygamberin getirdiÄŸi dine “İslâm” isminin verilmesi, diÄŸer anlamların yanı sıra bu dinin müsamaha ve hoÅŸgörü dini olduÄŸunu göstermektedir. Nitekim İslâm kelimesinin çeÅŸitli anlamları arasında sulh, barış ve uzlaÅŸma gibi anlamları da bulmak mümkündür. Kur’ân-ı Kerim’deki konuyla ilgili âyetlerden bir kaçına göz atalım: “O takva sahipleri ki, bollukta da, darlıkta da Allah için harcarlar; öfkelerini yutarlar ve insanları affederler. Allah da güzel davranışta bulunanları sever.”1 “…İyilik ve (Allah’ın yasaklarından) sakınma üzerinde yardımlaşın, günah ve düşmanlık üzerinde yardımlaÅŸmayın. Allah’tan korkun, çünkü Allah’ın cezası çetindir.”2 “Müminler ancak kardeÅŸtir. Öyleyse kardeÅŸlerinizin arasını düzeltin ve Allah’tan korkun ki esirgenesiniz.”3 “Ey iman edenler! EÅŸlerinizden ve çocuklarınızdan size düşman olanlar vardır. Onlardan sakının. Ama affeder, kusurlarını baÅŸlarına kakmaz, hoÅŸgörür ve bağışlarsanız, bilin ki, Allah çok bağışlayan, çok esirgeyendir“4 HoÅŸgörülü olmanın ÅŸartları ÅŸunlardır:1- Nefis muhasebesi yapmak: “Kendinizi beÄŸenip temize çıkarmayın.” 5 2- İnsanların kusurlarını örtmek: Hz. Peygamber bir hadislerinde şöyle buyurur:”Kim bu dünyada bir kulun ayıbını örterse Allah da onun ayıbını kıyamette örter.” 6 3- Öfkeyi yenmek: “O takva sahipleridir ki, öfkelerini yutarlar ve insanları affederler. Allah güzel davranışta bulunanları affeder.“ 7 “Güçlü, kimse güreÅŸte rakibini yenen deÄŸildir. Asıl güçlü öfke anında kendine sahip olandır.” 8 4- Affedici olmak: “(Ey Nebi!) Af yolunu tut, iyiliÄŸi emret, cahillere aldırış etme.”9 5- Beddua edici olmamak: Hz. Peygamber şöyle buyuruyor: “Ben lanet edici olarak gönderilmedim. Rahmet olarak gönderildim.“10 6- Sû-i zan etmemek: “Ey iman edenler! Zandan çok sakının. Çünkü zannın bir kısmı günahtır.”11 7- Kibir ve gururdan sakınmak: “İnsanlara yanağını bükme ve yeryüzünde böbürlenerek yürüme. Çünkü Allah kendini beÄŸenip övünen kimseyi sevmez.”12 Hz. Peygamber bu konuda şöyle buyurur: “Müslüman kardeÅŸini hor görmesi kiÅŸiye kötülük olarak yeter.“ 13 8- İnsanlarla alay etmemek: “Ey iman edenler! Sizden bir topluluk diÄŸer bir toplulukla alay etmesin. Belki kendilerinden daha iyidirler.”14 9- Sabırlı olmak: Kur’ân-ı Kerim’de yetmiÅŸten fazla âyette sabırdan bahsedilir. “Sabredin. Çünkü Allah sabredenlerle beraberdir.”15 Hz. Peygamber de: “Hiç kimseye sabırdan daha geniÅŸ ve daha hayırlı bir bağışta bulunulmamıştır.” buyurmuÅŸtur. 16 Aile hayatında hoÅŸgörü hanımlara karşı iyi davranmak, çocuklara sevgi ve ÅŸefkatle yaklaÅŸmak ve anne-babanın hukukuna riâyet etmekle saÄŸlanır. Bu konularda Hz. Peygamber model ve örnek ÅŸahsiyettir. Onun eÅŸlerine nasıl merhametle, iyilikle, sabırla, sevgiyle yaklaÅŸtığı bilinen bir husustur. Çocukları ve torunlarına karşı bir merhamet abidesi olan Hz. Peygamber sürekli olarak onlarla ilgilenmiÅŸ, sevgiyle ve yumuÅŸaklıkla davranmıştır. Torunları Hz. Hasan ve Hüseyin’in kendisi namazda bulunduÄŸu sırada kendi omuzlarına binmesine rıza göstermiÅŸtir. Bu örnekleri çoÄŸaltmak mümkündür. İslâmiyet’te din ve inanç konusunda zorlama yoktur. Birisinin inancını deÄŸiÅŸtirmek zorla deÄŸil, ancak onu ikna yoluyla ve kiÅŸinin kendi rızasıyla mümkündür. İnanç hürriyeti, insanın en baÅŸta gelen haklarından birisidir. Din insanlara korku ve zulümle iletilseydi, inancın hiçbir anlamı kalmazdı. İnsanların hayatlarını yönlendirmeleri hür iradeleriyle kendilerine bırakılmıştır. Yaptıkları iÅŸlerden Allah’a hesap verecekleri için insanlara seçme hürriyeti verilmiÅŸtir. Aksi takdirde bu hususta insanlara zorlama yapılsaydı adaletsizlik yapılmış olurdu. Dinde zorlama olmadığıyla ilgili olarak Cenâb-ı Hak şöyle buyurmaktadır: “Dinde zorlama yoktur. Çünkü doÄŸruluk, sapıklık ve eÄŸrilikten ayırt edilmiÅŸtir. O halde kim tâğutu inkar edip Allah’a inanırsa, saÄŸlam kulpa yapışmıştır ki hiçbir zaman kopmaz. Allah iÅŸitir ve bilir.”17 Konuyla ilgili bir diÄŸer âyet ise ÅŸu ÅŸekildedir: “EÄŸer Rabbin dileseydi, yeryüzündekilerin hepsi elbette iman ederlerdi. O halde sen, inanmaları için insanları zorluyor musun?”18 İlahi dinlerin ibadet yerleri kutsal olma özelliÄŸine sahiptir. Müslümanlar’ın camileri nasıl korunuyorsa, diÄŸerlerinin ibadet yerleri de öylece koruma altındadır. Nitekim bu hususta Kur’ân-ı Kerim’de şöyle buyrulmaktadır: “EÄŸer Allah, bir kısım insanları diÄŸer bir kısmı ile defetmeseydi, mutlak surette, içlerinde Allah’ın ismi bol bol anılan manastırlar, kiliseler, havralar ve mescidler yıkılır giderdi…“19 Nasıl bir Müslüman’ın camiye gidip inancının gereÄŸini yerine getirme hakkı varsa, bir Hıristiyan’ın kiliseye, bir Yahudi’nin de havra veya sinagoga gidip ibadetini yerine getirme hakkı mevcuttur. Hz. Peygamberin, Medine toplumu içinde bir süre birlikte yaÅŸadığı Yahudiler’in ibadetlerini kısıtlama gibi bir uygulamaya gitmediÄŸi, aynı ÅŸekilde Necranlı Hıristiyanlar’ın inançlarını yerine getirmelerine izin verdiÄŸi de bilinmektedir. Hz. Peygamber hicretten sonra, Medine ÅŸehrinin önemli unsurlarından olan ve kendisinin Medine’ye geliÅŸinden pek memnun olmadıkları anlaşılan Yahudiler’e karşı olumlu ve ılımlı davranmış, onlarla anlaÅŸma arzusu içinde olduÄŸunu hissettirmiÅŸtir. Nitekim onları, aralarında ortak olan bir kelimeye davet etmiÅŸ, namazlarında onların kıblesi olan Beytü’l-Makdis’e yönelmiÅŸ; Müslümanlar’ın, Yahudiler tarafından kesilen hayvanları yemelerine ve iffetli kadınlarıyla evlenmelerine izin vermiÅŸtir. Yahudiler’i İslâm dinine ısındırmak için önünden geçen Yahudi cenazesine saygı gösterip, ayaÄŸa kalkmış ve bunu Ashâbına tavsiye etmiÅŸtir. Yine Hz. Peygamber, müşriklerin girmesini yasakladığı mescide, Ehl-i kitab olan Yahudiler’in girmesine izin vermiÅŸtir. Hz. Peygamberin Yahudiler’e karşı izlediÄŸi olumlu tavırlar sonucu az sayıda da olsa bazı Yahudiler’in Müslüman olduÄŸunu bilmekteyiz. Abdullah b. Selâm, Sa’lebe b. Sa’ye, Esîd b. Sa’ye, Esed b. Ubeyd, Muhayrık, Meymûn b. Yâmin gibi Yahudiler İslâm’ı kabul etmiÅŸlerdir. Yahudiler bu anayasa ile Hz. Peygamber’i devlet baÅŸkanı olarak kabul etmiÅŸlerdi. Ayrıca Medine’ye karşı oluÅŸacak bir dış tehdit ve saldırı karşısında Müslümanlarla birlikte ÅŸehri ortaklaÅŸa savunacaklardı. Medine anayasası tarafların din ve inanç hürriyetini, can ve mal emniyetini saÄŸlıyordu. Ancak Yahudiler tüm bu olumlu ve ılımlı yaklaşımlara raÄŸmen antlaÅŸmalara sadık kalmayarak müşriklerle iÅŸbirliÄŸi yapmışlar ve Müslümanlar’ı arkadan vurmaya çalışmışlardır. Bunun üzerine Hz. Peygamber, onlarla savaÅŸmak ve Medine dışına çıkartmak zorunda kalmıştır. Hz. Peygamber, İslâm devletiyle anlaÅŸmalı tebaanın (zimmî) hakları konusunda son derece titiz davranmıştır. Bu hususta Hz. Peygamber: “Kim bir zimmîyi incitirse, beni incitmiÅŸ olur. Beni inciten kimse de Allah’ı öfkelendirir.” buyurmuÅŸtur. Yine Ebû Davud’dan nakledilen bir hadiste Hz. Peygamberin şöyle dediÄŸi nakledilmektedir: “Kıyamet günü, ben anlaÅŸma yaptığımız zimmîlerden birine zulmeden, haklarına tecavüz eden, ona gücünden fazla sorumluluk yükleyen veya istemediÄŸi halde ona zorla bir iÅŸ yaptıran kimseyi kabul etmeyeceÄŸim.” Rasûlullah ve Râşid halifeler gayr-i müslim vatandaÅŸların haklarının ve imtiyazlarının koruyucusu olmuÅŸlardır. Allah’ın emrine saygı ve yaratıklara merhamet, yaratılanı yaratandan ötürü hoÅŸ görmek İslâm’ın esaslarından birisidir. Hz. Peygamber tüm münasebetlerinde akılcı ve ölçülü olmayı, düşmanlık yerine dostluk ve sevgi baÄŸlarının kurulmasını, öfke, hiddet, intikam veya öç yerine hilmi (huy, tabiat yumuÅŸaklığı), kötülük yerine ihsanı ön plana çıkarmıştır. Tüm dinlerin temelinde iyiliÄŸin bulunduÄŸunu tespit ederek geçmiÅŸ peygamberlere ve bunların kutsal kitaplarına saygı göstermiÅŸtir. Hz. Peygamber, tüm insanlara hüsnü muamele etmek gerektiÄŸini ifade etmiÅŸ ve kendisi de bizzat uygulamalarıyla örnek olmuÅŸtur. Bu hususta onun temel dayanağı Kur’ân-ı Kerim olmuÅŸtur:  ”EÄŸer sen kaba, katı yürekli olsaydın şüphesiz etrafından dağılıp gitmiÅŸlerdi.”20 “Mümin kullarıma söyle, (daima) güzel sözler söylesinler.”21 “Allah’tan baÅŸkasını (Tanrı edinerek) çağıranlara sövmeyin. Zira onlar da haddi aÅŸarak Allah’a söverler.“22 Bir gün Rasûlullah, Ashâbıyla mescidde otururken oraya bir bedevî geldi ve kalkıp mescidin bir köşesine iÅŸemeye baÅŸladı. Ashâb-ı Kirâm öfkeyle baÄŸrışarak adamı engellemek istediler. Fakat Rasûlullah, derhal ashâbına müdahale ederek: “Bırakın adamı, görsün iÅŸini!” buyurdu ve oraya bir kova su getirilip dökülmesini emretti. Sonra bedevîyi çağırıp burasının mescid olduÄŸunu, pisletmenin, kirletmenin doÄŸru olmayacağını anlattı. Mescidlerde Allah’ın zikredildiÄŸini, namaz kılındığını, Kur’ân okunduÄŸunu güzel bir lisanla ve tatlılıkla ifade edip adamı ikna etti. Tespitlerimize göre Hz. Peygamberin hoÅŸgörü göstermediÄŸi hususlar ÅŸunlardır:1-Hz. Peygamber İslâm tebliÄŸini engelleyenlere, İslâm devletine açıktan düşmanlık yapanlara mâni olmuÅŸ, İslâm dinine açıktan düşmanlıklarını ÅŸiirleriyle söyleyen ve müşrikleri Müslümanlar’a karşı kışkırtanlara hoÅŸgörülü olmamıştır. Yahudi ÅŸairi Ka’b b. el-EÅŸref olayı bunun en güzel örneÄŸidir. 2-Suçu sabit olan kimsenin affını isteyenleri reddetmiÅŸ, bu konuda hoÅŸgörülü davranmamıştır. Hz. Peygamber: “Allah’a yemin olsun ki, hırsızlık yapan kızım Fâtıma da olsa onun elini keserdim.” buyurarak bu konudaki hassasiyetini göstermiÅŸtir. 3-Kavmiyetçilik ve asabiyeti yasaklamış, bu hususta müsamahalı olmamıştır. 4-Kul hakkı konusunda son derece titiz davranmış, kul hakkına tecavüzü yasaklamıştır. 5-Kötülüklere engel olma, açıktan haram iÅŸlenmesi vb. noktalarda müsamahalı olmamıştır. Hz. Peygamberin hayatı boyunca insanlığa karşı davranışlarındaki en temel düşüncelerden birisi hoÅŸgörü olmuÅŸtur. O, “Sen Rabbinin yoluna hikmet ve güzel öğütle çağır ve onlarla en güzel ÅŸekilde mücadele et.“23 âyeti ışığında insanlara hoÅŸgörülü yaklaÅŸarak dini tebliÄŸ etmiÅŸtir. Bu davete karşı insanların sert, katı ve kaba olmaları Onu bu ilkeden vazgeçirmemiÅŸtir. Taif seferi sırasında Hz. Peygamber’e karşı yapılan çirkin saldırı karşısında Onun affedici tutumu ve bu kavmin helakine deÄŸil de ıslahına dua etmesi güzel bir örnektir. Hz. Peygamberin hoÅŸgörü anlayışı ve İslâm tarihindeki hoÅŸgörü uygulamalarından modern dünyanın alacağı dersler ve ibretler vardır. Müslümanlar’ı herhangi bir ayırıma tâbi tutmadan hepsini baÄŸnaz, savaşçı ve müsamahasız olarak niteleyenlerin Hz. Peygamberin hayatını, faaliyetlerini ve İslâm tarihini iyi öğrenmeleri ve yorumlamaları gerekmektedir. |