Archive for Mart 19th, 2008

Mar
19

KARŞI TARAFA GEÇİŞİN HİKAYESİ

Posted by zixak

Berra Kepekci   

 
 Carol L. Anway, kızı Müslüman olmuş Hıristiyan bir anne. "Bir Başka Dünyanın Kızları" adıyla Türkçe'ye tercüme edilen kitabın yazarı olan Anway, kızının Müslüman olma sürecinde duygu ve düşüncelerini soğuk kanlı bir şekilde gözlemleyip yaşadıklarına olgun bir yaklaşım getirebilen nadir insanlardan biri. Kitap, yazarın bakış açısı ve davranış kalıpları hakkında oldukça önemli bilgiler veriyor. Yazar, kitabın girişinde yazdığı ithaf yazısında çok önemli bir tesbitte bulunuyor: "Amerika Birleşik Devletleri ve Kanada'da yaşayan insanlar olarak bizler, dünya üzerindeki diğer insanların hayatlarını nasıl yaşadıkları konusunda bilgi bombardımanına maruz kalsak da, bir şekilde bunu anlamıyoruz. Kendi ekonomik, dînî veya etnik gruplarımız dâhilinde kendimizi dünyanın sair kesimlerinden ayırma ve diğer kültürler ve fikirlerle tanışma hususunda direnç gösterme eğilimindeyiz. Korkularımızı besleyen, klişeleşmiş kişilikleri ön plana çıkaran ve genellikle de yanıltıcı olan manşetler ve haberlerle şekillendirmeye amadeyiz." Carol L. Anway'in tesbit ettiği bu yanılsamayı aşması hem kendi tecrübelerini bir zenginlik olarak yaşamına katıp hayatını olumlu yönde şekillendirmesine hem de elimizdeki bu eserin ortaya çıkmasına vesile olmuş. Carol L. Anway, kitapta her başlıkta önce kendi tecrübelerini anlatıyor sonra kızı gibi mühtedîlerin hayatlarından kesitler veriyor. Kitapta anlatılan insanların yaşam örnekleri, zihinde adeta bir film şeridi oluşturuyor. Ve sizi onların yaşamlarına  dahil ediyor. Böylece birçok hayat yaşamış gibi kitabı nihayetlendirebiliyorsunuz. Örneğin kitapta işlenen Amerikalı kadınların ihtida tecrübelerinden bir kısmı okuyucuya 14 asır önce Necaşî ile Habeşistan'a hicret eden Müslümanların diyaloglarını ve Necaşî'nin Hz. Meryem ve Hz. İsa'dan bahseden ayetleri dinlediğinde gösterdiği tepkiyi ve bu ayetler sebebiyle İslam oluşunu hatırlatıyor. Yazarın kitabına yazdığı giriş yazısının son cümlesi zaman zaman atladığımız önemli bir yaklaşımı dile getiriyor: "Umarım bu kitap onların bir başka yola bakış açısını ve bağlılığını anlamak üzere çok kısa bir süreliğine dahi olsa karşı tarafa geçmemiz için bir fırsat olur". Muhatabımızı anlamanın tek yolu işte tam da burada saklı "karşı tarafa geçmek". Yazarın mühtedilerin hikayesiyle birlikte okuyucularıyla paylaştığı kendi hikayesinde bunu müşahede etmek mümkün. Carol L. Anway "Fiddler on the Roof" isimli bir filmden çok etkilendiğini ifade ediyor ve kızının ihtidasından önce yaşayacaklarına sanki ruhî bir hazırlık sağladığını düşünüyor. Filmde kızları mühtedî olan Hıristiyan bir ailenin dağılması yazarın duygu ve düşünce dünyasında yankı bulmuş. Ailenin dağılmasının esas sebebinin mühtedî evlatlar değil ebeveynlerin onlara takındığı tutumlar olduğu sonucuna varmış. Ancak bizzat kendisi böyle bir tecrübe yaşayıp kızı İranlı bir gençle evlenerek ihtida edince bu düşünceleriyle yüzleşmek durumunda kalmış. Ya "Fiddler on the Roof" filminde olduğu gibi ailesi dağılacak ya da kendi tabiriyle "karşı tarafa geçerek" kızını anlayacak ve ailesini bir arada tutacaktır.  Kitap Hıristiyan bir anne olan Carol L. Anway'in bu bakış açısıyla kızının İslam olma sürecini olgunlukla karşılayabildiğini ve muhtemel dağılma süreci yerine çok daha renkli bir ailenin oluşmasına zemin hazırladığını anlatıyor bize. Kendisi ve ailesi için çatışmacı bir hayat yerine huzurlu bir hayatı yakalayabilmiş bu yolla Yazar.  "Bir Başka Dünyanın Kızları" kızı Müslüman olmuş Hıristiyan bir annenin Amerikalı kadınların ihtida serüvenlerini anlatırken nasıl "karşı tarafa" geçtiğinin de hikayesidir.
 
Mar
19

ASR-I SAADET İKLİMİNİ SOLUMAK

Posted by zixak

Rabia Dölek   

 
 "Asr-ı Saadet İklimini Solumak" Zehra Korkmaz'ın ikinci kitabı. "Allah Rasulü ve Arkadaşlarıyla Yola Çıkmak" adıyla yayınlanan ilk kitapta bir başlangıç yapmıştı ‘yol'a dair. İkinci kitap ise ‘yolda olmak' üzerine. Türkoloji mezunu yazar, Türkçe'nin tüm nimetlerinden ustalıkla yararlanarak bize hem uzak hem yakın, hem eski hem yeni bir ‘yol'u anlatıyor. Zaman, Asr-ı saadet... Mekan, Bedir, Uhud, çöl, mescit... Bahsi geçenler, Peygamber, ailesi ve arkadaşları... Mesele ise sadece insan olmak, sadece müslüman olmak... Sevgili Peygamberimiz hakkında, Hz. Ebu Bekir, Hz. Ömer ve diğerleri hakkında bildiğimizi sandıklarımız ve hiç bilmediklerimiz bu sayfalarda. Yedi bölümden oluşan kitapta önce ‘selam' var. Sonra zaman, kapı, dua, dil, hâl ve niyet; çözülüyor birer birer. Asr-ı saadette olanları yaşar gibi anlatıyor Zehra Korkmaz ve okuyucuya da yaşatıyor. Öyle bir dil ustalığı var ki, öyle bir samimiyet var ki önce karşınızda oturan birisi direkt size, sadece sizin için anlatıyor gibi. Sonra anlatıcı sesi sizin içinizde, kendinize anlatıyorsunuz, mana iklimini solur gibi. Bazen ayetlerle gelen bir müjdenin muhatabı olup seviniyorsunuz, bazen bir günahkar olup gözyaşı döküyorsunuz. Yazar bunu nasıl başarıyor bilinmez, bu güzel yol hikayesi sadece okuyanın oluveriyor.  "Yol odur ki Hakk'a vara. Yol odur ki gönülden başlaya, gönüllere ulaşa."  Kitapta âyetler, hadisler ve dualar var. Yaşanmış ibretli hikayeler ve yakarışlar var. Asr-ı saadet anıları ve bugünkü insan var. Şiirler ve şiir ahenginde akıp giden latif cümleler var. Asırlar önce, başka topraklarda yaşananların nasıl bizden, nasıl bize ve nasıl da ‘şimdi' oluverdiğini gösterme sarsıcılığı var. Bu kitabı sadece bir kıssalar derlemesi olmaktan çıkaran belki de bu özelliği. Burada okumak, bilgi edinmekten öte bir hâl alıyor. O asrın iklimi, hâlinize sirayet ediyor. Mesela, Ka'b b. Malik (r.a.) cihattan geri kaldığı için pişman olduğunda içiniz yanıyor, o tövbe ettiğinde sizin hatalarınız aklınıza geliyor ve affedildiğinde müjde size de geliyor. Asr-ı saadete gidiyorsunuz ya da o size geliyor, gönüller birleşiyor, muhabbet oluyor. Asırlar önce ya da kilometrelerce ötede, tüm Müslümanlar "tek" oluyor.  "Ey Allah'ın kulları, kardeş olun." Ne kadar kardeşim, kardeşime? Ne kadar yakınım, bana ezelden yakın kılınana? Ne kadar bir ve beraber kalbim; Rabbimin "onların kalplerini birleştirdim" dedikleriyle? Kardeşlerim uzaklarda. Acıları, gözyaşları uzaklara düşüyor. Hafif bir esintiyle sarsılıyor, kopuyor bağlarımız. Sarsılan, kalbimiz. Bizden uzaklara düşen kalbimiz...  Zehra Korkmaz, Asr-ı Saadet İklimini Solumak, Semerkant Yayınları, 2007.
 
Mar
19

KARŞI TARAFA GEÇİŞİN HİKAYESİ

Posted by zixak

Berra Kepekci   

 
 Carol L. Anway, kızı Müslüman olmuş Hıristiyan bir anne. "Bir Başka Dünyanın Kızları" adıyla Türkçe'ye tercüme edilen kitabın yazarı olan Anway, kızının Müslüman olma sürecinde duygu ve düşüncelerini soğuk kanlı bir şekilde gözlemleyip yaşadıklarına olgun bir yaklaşım getirebilen nadir insanlardan biri. Kitap, yazarın bakış açısı ve davranış kalıpları hakkında oldukça önemli bilgiler veriyor. Yazar, kitabın girişinde yazdığı ithaf yazısında çok önemli bir tesbitte bulunuyor: "Amerika Birleşik Devletleri ve Kanada'da yaşayan insanlar olarak bizler, dünya üzerindeki diğer insanların hayatlarını nasıl yaşadıkları konusunda bilgi bombardımanına maruz kalsak da, bir şekilde bunu anlamıyoruz. Kendi ekonomik, dînî veya etnik gruplarımız dâhilinde kendimizi dünyanın sair kesimlerinden ayırma ve diğer kültürler ve fikirlerle tanışma hususunda direnç gösterme eğilimindeyiz. Korkularımızı besleyen, klişeleşmiş kişilikleri ön plana çıkaran ve genellikle de yanıltıcı olan manşetler ve haberlerle şekillendirmeye amadeyiz." Carol L. Anway'in tesbit ettiği bu yanılsamayı aşması hem kendi tecrübelerini bir zenginlik olarak yaşamına katıp hayatını olumlu yönde şekillendirmesine hem de elimizdeki bu eserin ortaya çıkmasına vesile olmuş. Carol L. Anway, kitapta her başlıkta önce kendi tecrübelerini anlatıyor sonra kızı gibi mühtedîlerin hayatlarından kesitler veriyor. Kitapta anlatılan insanların yaşam örnekleri, zihinde adeta bir film şeridi oluşturuyor. Ve sizi onların yaşamlarına  dahil ediyor. Böylece birçok hayat yaşamış gibi kitabı nihayetlendirebiliyorsunuz. Örneğin kitapta işlenen Amerikalı kadınların ihtida tecrübelerinden bir kısmı okuyucuya 14 asır önce Necaşî ile Habeşistan'a hicret eden Müslümanların diyaloglarını ve Necaşî'nin Hz. Meryem ve Hz. İsa'dan bahseden ayetleri dinlediğinde gösterdiği tepkiyi ve bu ayetler sebebiyle İslam oluşunu hatırlatıyor. Yazarın kitabına yazdığı giriş yazısının son cümlesi zaman zaman atladığımız önemli bir yaklaşımı dile getiriyor: "Umarım bu kitap onların bir başka yola bakış açısını ve bağlılığını anlamak üzere çok kısa bir süreliğine dahi olsa karşı tarafa geçmemiz için bir fırsat olur". Muhatabımızı anlamanın tek yolu işte tam da burada saklı "karşı tarafa geçmek". Yazarın mühtedilerin hikayesiyle birlikte okuyucularıyla paylaştığı kendi hikayesinde bunu müşahede etmek mümkün. Carol L. Anway "Fiddler on the Roof" isimli bir filmden çok etkilendiğini ifade ediyor ve kızının ihtidasından önce yaşayacaklarına sanki ruhî bir hazırlık sağladığını düşünüyor. Filmde kızları mühtedî olan Hıristiyan bir ailenin dağılması yazarın duygu ve düşünce dünyasında yankı bulmuş. Ailenin dağılmasının esas sebebinin mühtedî evlatlar değil ebeveynlerin onlara takındığı tutumlar olduğu sonucuna varmış. Ancak bizzat kendisi böyle bir tecrübe yaşayıp kızı İranlı bir gençle evlenerek ihtida edince bu düşünceleriyle yüzleşmek durumunda kalmış. Ya "Fiddler on the Roof" filminde olduğu gibi ailesi dağılacak ya da kendi tabiriyle "karşı tarafa geçerek" kızını anlayacak ve ailesini bir arada tutacaktır.  Kitap Hıristiyan bir anne olan Carol L. Anway'in bu bakış açısıyla kızının İslam olma sürecini olgunlukla karşılayabildiğini ve muhtemel dağılma süreci yerine çok daha renkli bir ailenin oluşmasına zemin hazırladığını anlatıyor bize. Kendisi ve ailesi için çatışmacı bir hayat yerine huzurlu bir hayatı yakalayabilmiş bu yolla Yazar.  "Bir Başka Dünyanın Kızları" kızı Müslüman olmuş Hıristiyan bir annenin Amerikalı kadınların ihtida serüvenlerini anlatırken nasıl "karşı tarafa" geçtiğinin de hikayesidir.
 
Mar
19

MÜHTEDİ’NİN DÜNYASI

Posted by zixak

Ali KÖSE   

 
 Dünyanın belki en anlatılmaz duygularıyla doludur mühtedinin iç dünyası. Ne kadar anlatırsa anlatsın hayat hikayesini, anlatılamamış bir duygu hep vardır ruh dünyasının derinliklerinde. "Gitmek mi zor, kalmak mı zor?" sorusuyla yüzlerce kez boğuşarak gelmiştir yeni dine. "Hangisi daha güç? Yeni bir inancı kabul etmek mi, eskisinden sıyrılmak mı?" sorusu hep geçerlidir, din değiştiren insan için. Yeniye ne kadar sahip çıkarsa çıksın, yeni dinden entelektüel tatmini ne kadar fazla olursa olsun eskiyle duygusal ilişkisinden izler taşır hep... Bir Türk, lanetli ve kerih bir hayvan olarak görür domuzu. Sadece eti haram olan bir hayvan değildir domuz, aynı zamanda iğrenç bir hayvandır, bir Türk için. Alman bir mühtedi için de eti haramdır domuzun. O da inanır domuz etinin haram olduğuna; ama domuz tiksinilmesi gereken bir hayvan değildir onun için; belki de sevimli bir hayvandır. Ama kim bilir, belki de tam tersidir bazen... Eskiye ait olumsuz duygusal izlerdir mühtediyi yeni dine sevk eden. Eskiden sıyrılma duygusudur onu yeni bir yola katan... Belki daha baskın bir duyguya dönüşür bu hal mühtedinin ruh dünyasında. Geçmişe dönüş korkusu bir heyûlâ olur. O kaygı o kadar büyür ki, geçmişte yaşanan travmatik tecrübe hep yenilenir zihinde. Aşırı bir nefret geliştirilir o travmatik tecrübeye karşı. Yusuf İslam'ın tecrübesini hatırlayın bir an. Müslüman olduktan "müzik"ten kendisini tamamen soyutlamıştı yıllarca. "Müzik haramdır" fetvasına kadar yaklaştı. İlahi söylemeyi bile mekruh addetti. Geri dönmekten korkuyordu. Müzik ona Cat Stevens'ı hatırlatıyordu çünkü. Ne zaman ki, o korkuyu yendi, o zaman tekrar müzik yapmaya başladı. Tarihsel bir roman görüntüsü veren, ama zaman zaman "psikolojik roman" özelliği taşıyan Osman Naci Gürmen'in Mühtedi*** adlı romanı da mühtedi psikolojisini aktaran benzer temalar üzerine kurgulanmış. Romanın iki kahramanı var. Birisi Kılıç Ali Paşa diğeri ise onun önce esiri, daha sonra hem evlatlığı hem yoldaşı olan Luka. Her ikisi de mühtedi. Kılıç Ali Paşa, "Kaptan-ı Derya" olma payesini yakalayan bir Osmanlı denizcisi. 15 yaşında Osmanlıya karşı savaşmak için devşirilmek üzere iken, ailesi tarafından ruhban okuluna gönderilen, ama orada Osmanlı denizcilerine esir düşen bir Avrupalı. Luka da benzer bir hikayenin çocuğu. Kılıç Ali Paşa Müslüman olduktan yıllar sonra bile Avrupa'dan teklifler alır tekrar Hıristiyanlığa dönmesi için. Geçmişinden sıyrılamadığı, gizli gizli İncil okuduğu söylentileri yayılır Hıristiyanlar arasında. Bir gün bir elçi çıkagelir, geri dönmesi için. Hazineler, prenslikler, baronluklar teklif edilir kendisine. Gözünü kırpmadan adamı denizin derinliklerine gönderir. Çünkü geriye dönmekten korkmaktadır hâlâ; tıpkı Yusuf İslam gibi. Luka ise mazide yaşadığı bir tecrübeyi sürekli yeniler zihninde. Geçmişe yönelik nefretini bilinçaltına kazımak ister hep. Babası ve ağabeyidir ona bu travmayı yaşatan. Onlardan öç almayı, Kılıç Ali Paşa ile eski memleketini basarak onlara hadlerini bildirmeyi hayal eder hep. Ama çocukluk aşkını unutamaz aynı zamanda. Hep onu bulma hayaliyle kılıç sallar Akdeniz'in sularında. Çocukluk aşkı bir Hıristiyan olmasına rağmen... Osman Necmi Gürmen'in romanı Türk halkının tarih bilincine katkıda bulunacak bir eser. Romana verilen Mühtedi başlığı bile, bir kavramı bir olguyu öğretiyor insanımıza. Barbaros'u, Turgut Reisi, Sokullu'yu bir kez daha hatırlatıyor Osmanlı'nın torunlarına. Uluç Ali Paşa ile Kılıç Ali Paşa'nın aynı kişi olduğunu, Uluç lakabının mühtedilere verildiğini, Hürrem Sultan'ın Roksalan adlı bir Rus kızı olduğunu öğretiyor satır aralarında. Son yıllarda sayıları giderek artan bu romanlar özellikle yeni neslin ilgisini çekiyor. Gençler köklerini keşfediyor, aidiyet duygularını tatmin ediyorlar bu tür eserlerle. Küreselliği her geçen gün daha fazla hisseden gençlerimiz için önemli bir psikoloji tarihe gidip, oradan bugüne gelmek. Bugün dış politikada ayak bağı olarak görülen Kıbrıs'ın dedeleri tarafından nasıl bir çırpıda fethedildiğini öğrenmek büyük gurur veriyor onlara. Romana konu olan 16. yüzyıl, Muhteşem Süleyman'ın yüzyılı. Müslüman olmak, Türk olmak fevkalade bir değer o yılların dünyasında. Mühtedi olmak, cihan hakimiyetini elinde bulunduranların safına geçmek demek... Dar bir sokakta bir Hıristiyan'la bir Müslüman karşılaşsa, Hıristiyan'ın kenara çekilerek Müslüman'a yol verdiği yıllar o yıllar. Aynı zamanda Hıristiyan ve Yahudilerin Müslümanların hoşgörüsüne sığındığı yıllar. Katoliklerin Protestanları diri diri yaktığı, İspanya'dan Yahudileri sürdüğü yıllar. Avrupa'da canını kurtaranların sığındığı limanın adı "Osmanlı" o yıllarda. Osman Necmi Gürmen, Kiliseden Camiye, Kanat Kitap, 2007.
 
Mar
19

PEYGAMBER ŞEHRİ MEDİNE-İ MÜNEVVERE

Posted by zixak

İrfan Küçükköy

 İrfan Küçükköy'ün "Peygamber Şehri Medine-i Münevvere" adlı eseri Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları arasından çıkmış. Hz. Peygamberin ruhaniyetini içinde barındıran aziz bir beldenin, Medine'nin rehberliğini yapan eser, bir siyer kitabı veya "Hac rehberi" olmadığı hatırlatmasıyla okura yalnız  Peygamber şehri Medine'yi değil, aynı zamanda  gündelik hayatın şehri olarak Medine'yi anlatıyor. Kitap, dört bölümden oluşuyor: Mescid-i Nebevi, Peygamber Efendimizin Türbesi Hücre-i Saadet, Medine-i Münevvere'de Mübarek ve Tarihî Mekânlar ve son olarak Günümüzde Medine-i Münevvere. Mescid-i Nebevî'nin inşaından bugüne gelinceye kadar geçirdiği onarım çalışmaları, Hücre-i Saadet'in tasvirinin yanısıra Cennet-ül Bâkî Kabristanı, Uhud Şehidliği, Kuba Mescidi ve diğer mescidler, Curf (Ordu Karargâhı), Ebvâ Köyü, Medreseler, Biat Bahçesi, Gâbe (Medine Ormanı), Seniyyetü'l-Vedâ, sebiller, kütüphaneler, kuyular, çarşılar ve daha bir çok yer ele alınmış kitapta. Tarihi seyir içinde Medine'nin sosyal ve idari yapısı hakkında bilgi verilen kitapta günümüz Medine'sine dâir bilgiler de yer alıyor. Kur'ân-ı Kerîm Matbaası'na dâir anlatılanlar ilginç. Bu matbaanın kuruluş tarihi ve Kur'ân-ı Kerîm basımında kaydedilen gelişmelerden bahsedilerek yayın sayısının ulaştığı yekün zikrediliyor Kaynakçasıyla, harita ve fotoğraflarıyla, zaman zaman da İrfan Küçükköy'ün şiirleriyle zenginleşen "Peygamber Şehri Medine-i Münevvere" adlı eser, Hz. Peygamberin şehrini tanıtmada oldukça başarılı.  
Mar
19

EDEBİYATIN ILIMAN RÜZGARI PEYGAMBER ŞEHRİNDE “Yesrib’de Bahar”

Posted by zixak

H. Hümeyra Şahin

Parmaklarınızı kütüphane raflarında dolaştırın. Dünyada hiç kimsenin hayatının Hz. Peygamber'in hayatı kadar detaylı bir şekilde kayda geçirilmemiş olduğunu göreceksiniz. Siyer geleneği asırlardır en ince ayrıntısına kadar Hz. Peygamberi; doğumu, gençliği, vahyin gelişi, Hicret, Bedir-Uhud-Hendek Savaşları, antlaşmalar ve fetihlerle çerçevelediği bir uslûpla anlatmaya devam ediyor. Olayları bir arkeolog gibi zamanın kuyusundan çıkaran İslam tarihçileri, kronolojiyi merkeze alan bu yaklaşımla Saadet Asrı'nı kendi ilmî disiplinleri çerçevesinde bugüne taşıdılar. Ve bu gelenek türlü şekillerde bugün de yaşamaya devam ediyor. Geçmişi araştırırken "gerçeğe en yakın olan"ı tespit etmeye odaklanan tarihçilerin, objektiflik ilkesini, duygulu anlatımlardan uzak durarak koruduğunu hepimiz biliyoruz. Zira tarih, tarafgirlikten uzak, yalnız hakikati keşfetmeye odaklanan bir ilim dalı. Fakat şu günlerde Peygamberin hayatını bildiğimiz tarih kitaplarından farklı bir uslûpla ele alan orijinal bir kitap raflarımızı süslüyor. Peygamber'in yaşamını, tarihî anlatının düz ve kuru uslûbundan çıkaran ve edebiyatın parlak ışığını bu müstesna yaşama düşürerek, olayları duygularla kuşatıp, bilgiye hayatiyet kazandıran bir kitap; Yesrib'de Bahar... İtalya'nın Müslüman kültürü uzmanlarından biri olan A.Abd el-Walıyy Vincenzo, Yesrib'de Bahar adlı kitabı ile edebiyatın ılıman rüzgarının yönünü Peygamber şehrine doğru çeviriyor.   Kitapta, Hz. Peygamberin biyografilerine dayanılarak, Peygamberin vahiy katibi Zeyd b. Sabit'in bakışıyla İslam'ın ilk kuruluş yılları, Medine'de geçen orijinal bir kurgu ile anlatılıyor. Sekiz yaşındaki Zeyd'in Peygambere dair merakları ile bir serüvene dönüşen hayatı Peygamberin vahiy katibi olma yolundaki heyecanlarıyla hayli merak uyandırıyor. Kitabı ilginç kılan en önemli özellik, romanlarda pek rastlanmayan bir kaynakçanın kitabın sonunda yer alıyor olması. Bu kaynakça, bir tarihî romanın karşılaşabileceği "gerçeğin tahrifi" handikapını bertaraf etmekle kalmıyor, adeta kaynakçada isimleri geçen İbn İshak, Taberî, Buharî, Gazalî, Nevevî gibi bilginlere, muhtemel "edebiyatçı özgürlüğü"ne karşı, yaşadıkları çağın bekçiliğini yapma vazifesi yüklüyor. Fakat zaten yazar da, olaylar ve kişiler arasındaki serbest dolaşımını, İslam tarihinin temel ilkeleriyle hep barışık tutuyor. Kitapta anlatılan olayların akış düzeni Hz. Peygamberin ve İslam'ın ilk yıllarına dair en kapsamlı eserlerden biri olan İbn İshak'ın Siyer (M.S.750)'inden takip edilebiliyor. Ayrıca Peygamberin hayatına dair antik hikayelerin sentezini yapan çağdaş yazar Martin Lings'den ve Medine şehrinin yerleşik yaşantılarına dair canlı örnekler sunan farklı İslam klasiklerinden istifade ediliyor. Doğu ile batı arasındaki bilgi ilişkilerini dikkate alarak eserini kaleme alan Vincenzo'nun, bu çalışma ile dinlerarası diyaloga da bir katkı sağlamak istediği anlaşılıyor. Yesrib'de Bahar'ın dikkate değer bir başka yönü, modern insanın beklenti ve merakları dikkate alınarak yazılması. Günümüz insanının asırlar öncesi bir dönemi daha kolay anlamlandırabilmesini sağlayacak ortak algılar kurguluyor yazar. Nitekim çöl ortamında bir kabilenin çadırda geçen yaşamında tek kişilik özel odaların mevcudiyeti algısı, tarihî realiteden çok edebî kurgunun sunduğu bir imkan olabilir. Yine çok evliliğin yaygın olduğu Arap toplumunda iki kişiye indirgenen bir özel ilişki ve günümüz insanının adeta kendi yaşamından bir kesit sunuluyor hissine kapıldığı günlük telaşlar, romanın geçtiği zamanla bugün arasındaki mesafeyi daraltıyor. Böylece modern insan, İslam'ın geldiği topluma ne getirdiğini, Hz. Peygamberin öğretilerinin bugüne bakan yönünü daha iyi kavrama şansı elde ediyor. Çöl ikliminin haşin tabiatlı insanıyla özdeşleştirdiğimiz kabile reisi prototipinin sert ve keskin imajlarının yumuşatıldığı Yesrib'de Bahar'da, kabile reislerinin sıcak ve nazik diyaloglarıyla karşılaşıyor, bir Yesrib malikanesinde çocuk kahramanların heyecan ve sevinçleriyle hemhal oluyorsunuz. Geniş alınlı, şimşek bakışlı ve bu bakışı çerçeveleyen Arap stili taranmış siyah saçlarıyla Zeyd ile tanışıp, denizi ilk defa görme heyecanına ortak oluyorsunuz.  Bu heyecan Zeyd'in vahiy katibi oluşuyla ayrı bir şekle bürünüyor ve Peygamberin boş bıraktığı Medine'de Zeyd b. Sabit öğrenci yetiştirmeye başlıyor. İleride hiçbir halifenin görüşlerine başvurmadan karar almaya cesaret edemeyeceği, Medine'nin yedi büyük hukukçusunu yetiştiren Zeyd b. Sabit'in rehberliği, bu kitapla bizim de hayatımıza ışık tutuyor. Şüphesiz okuru saran bu atmosferin oluşmasındaki en önemli katkılardan birisi de,  akıcı bir uslûp ve öğretici dipnotlarla kitabı okunur ve hissedilir kılan çevirmenler oluyor.  Yesrib'de Bahar, tarihin sadece savaşlar ve askeri başarılar ekseninde yazılmasının karşısında hüzünlerin, sevinçlerin kendine yer bulduğu ve her türlü insanî sıcaklığı bünyesinde bulunduran olaylar silsilesiyle okurlarını bekliyor. Makro tarihçilikten, mikro tarihçiliğe doğru farklı perspektifler de sunan bu tarz eserlerin emsallerini beklerken, Peygamber şehri Medine artık hayalimizde daha farklı yaşıyor. Ahmad ‘Abd Al Waliyy VINCENZO, Yesrib'de Bahar (orj. adı; IL Libro Disceso Dal Cielo), çev: Feza Özemre - Ahmet Yüksel Özemre, Ufuk Kitap, Temmuz 2007.  

Mar
19

PEYGAMBERİMİZİN BEDEN DİLİ

Posted by zixak

Yrd. Doç. Dr. Mustafa Karataş

 Hz. Peygamberin beden dili ve iletişim tekniklerini, çağımızdaki iletişim ve beden dili verileriyle karşılaştırmak, Peygamberin bu alandaki uygulamalarının da örnek alınabilmesine katkıda bulunmak amacıyla hazırlanmış ilginç bir kitap "Hz. Peygamberin Beden Dili". Yrd. Doç. Dr. Mustafa Karataş'ın kaleme aldığı eser, Hz. Peygamberin beden dilini ve davranış modellerini ele alarak etraflıca değerlendiriyor. Üç bölüm halinde sunulan çalışma, kutsal kitaplardan ve hadislerden yola çıkılarak hazırlanmış. Birinci bölümde, konuyla ilgili modern kaynaklardan yararlanarak, beden dilinin tanımı, kapsamı ve önemi anlatılmış, beden dili türleri detaylı bir şekilde ortaya konulmuştur. İkinci bölümde, bilimin verileri çerçevesinde başta hadis kaynakları olmak üzere ilgili tarih ve siyer eserleri incelenerek Hz. Peygamberin beden diliyle ilgili uygulamaları tespit edilmiştir. Üçüncü bölümde ise, model insan, model alma ve davranış konuları psiko-sosyal açıdan ele alınmış, Hz.Peygamberin yüce ahlakından kaynaklanan davranış modelleri örneklerine yer verilmiştir. "Hz. Peygamberin Beden Dili", okurlara Efendimizin jest ve mimiklerini, konuşurken, bir konuyu anlatırken aldığı hali ve yaşadığı olaylara karşı nasıl bir tutum sergilediğini anlatan güzel bir çalışma.  
Mar
19

HZ. MUHAMMED’İN HAYATI

Posted by zixak

Martin Lings

Seslendiren: Mustafa Demirci Çeviren: Nazife Şişman

 

 

 

  Türkçe'ye tercüme edilen birçok eseriyle tanınan İngiliz yazar Martin Lings'in "Hz. Muhammed'in Hayatı" adlı eseri, İnsan Yayınları tarafından sesli kitap haline getirildi. Nazife Şişman'ın Türkçe'ye tercüme ettiği, Mustafa Demirci'nin seslendirdiği eser, toplam 16 CD'den oluşuyor.  
Mar
19

MEŞHURLARDAN HZ. PEYGAMBER

Posted by zixak

Alem Sana Hayran

 

ADEM ÇEVİK Sütun Yayınları

 Adem Çevik'in kitabında, tarihe mal olmuş isimlerin Peygamber Efendimiz'le ilgili duygu, düşünce ve değerlendirmeleri yer alıyor. Kitabın birinci bölümünde bizim düşünce ve kültür dünyamızdan isimlerin, ikinci bölümünde padişahların, üçüncü bölümünde ise yabancıların Efendimiz'le ilgili düşüncelerine yer veriliyor. Kitapta; Evliya Çelebi'den II. Abdülhamid Han'a, Tolstoy'dan Cemil Meriç'e kadar geniş bir yelpazeden isimlerin görüşleri var.  
Mar
19

ORTA ÇAĞ BATISINDA HZ.MUHAMMED (SAV) ALGISI

Posted by zixak Haşim Koç     Stephan Hotz, Mohammed und seine Lehre in der Darstellung abendländischer Autoren vom späten 11. bis zur Mitte des 12. Jahrhunderts: Aspekte, Quellen und Tendenzen in Kontinuität und Wandel [11. Yüzyılın Sonları ile 12. Yüzyılın Ortalarında Yaşamış Batılı Yazarların Gözünden Muhammed ve Öğretisi: Süregelen ve Değişen Taraflar, Kaynaklar ve Eğilimler] Frankfurt am Main et al.: Peter Lang, 2002. (Studien zur Klassischen Philologie; Bd. 137). ISBN: 3-631-50346-6 Bu kitap, vefatının ardından Hz. Muhammed (sav)’in algılanmasına dair Hristiyanlar tarafından yapılan çalışmalardan biridir. Yazar araştırmasını Hristiyanların Filistin’de ve İspanya’da İslam karşısında birleşik cephe oluşturduğu 11. ve 12. yüzyılda yazılmış metinlere dayandırıyor. O günün koşullarında zamanın yazarları farklı türlerde çok çeşitli metinler ortaya koydular: Embricho von Mainz Hz. Peygamberin hayatıyla ilgili bir şiir yazdı, Vita Mahumeti; Guibert von Nogent ilk Haçlı Seferine ilişkin yazdığı rapora Hz. Peygamber’in hayat hikâyesini de ekledi: Gesta Dei per Francos; ayrıca Walter con Compiégne Otia de Mahomete adlı manzum eserini kaleme aldı. Petrus Alphonsi Hz. Peygamberin hayatı ve öğretisi ile ilgili metninde diyalogları çok bilinen şekliyle kullandı. Petrus Venerabilis ise İslam’a karşıtlığına iki eser ithaf etti:  Summa Totius Haeresis Saracenorum ve Contra Sectam Saracenorum. Bu eserlerin hepsi Latince kaleme alındı. Stephan Hotz, bir taraftan, kaynakların ve sözü edilen kitapların temel eğilimleri ışığında Hz. Peygamberin hayatına ve öğretisine ilişkin farklı tasavvurları ortaya çıkarmayı hedeflerken; öte yandan, 11. ve 12. yüzyılın bu algılarında, kaynaklarında ve eğilimlerinde bulunan devamlılıkları ve kopuklukları da betimlemeye çalışıyor. Hristiyan yazarlar, hızlı yükselişi ve yayılışı sebebiyle ilk zamanlardan itibaren İslam’ı ele alarak, Peygamberin kim olduğunu, getirdiği öğretiyi ve Hristiyan öğretisindeki yerini belirlemeye çalıştılar. Birçok metin bu yeni dini sapkınlık ve Muhammed’in öğretilerini, sapkın sözler olarak tanımladı. Bu ilk dönem yazarlarından etkilenen 11. yüzyılın sonları ile 12. yüzyılın ortalarında yaşamış yazarlar, Katolik Kilisesinden intikam almak peşinde olan sapkın bir Mesihin, Peygamberi bir alet olarak kullandığı iki temel kategori ortaya koydu. Tartışmalı yönleri ve olaylara dayalı iddiaları ele alışlarındaki farklara rağmen bu metinlerin bir ortak noktası vardı: Her biri Peygamberi ve onun öğretisini Hristiyanlık çerçevesinde ele alıp değerlendirdi. Sonuç olarak İslam’ı Hıristiyanlığın sapkın bir şekli olarak algıladılar. Bu düşünceye göre İslam Tanrının birliğini kabul eden ama İsa Mesih’in tanrılığını kabul etmeyen sapkın bir öğretiydi. Bu anlayış yüzünden Muhammed’i dinlerinin inançlarına ters düşen bir sapkın ve yalancı peygamber olarak düşünüyorlardı. Bu düşünceyi ilk olarak beş yüz yıl önce İslam öğretisine karşı çıkan ilk Hıristiyan yazar olan Johannes Damascus ortaya atmıştı. Stephan Hotz, bütün bu kavramların işlendiği kitaba, Embrichos Vita Mahumeti’nin metninin Almanca tercümesini de ekleyerek konuyu örnek bir metinle noktalıyor.