Archive for Mart 7th, 2008

Mar
07

Abdurrahman Cezırî, Dört Mezhebe Göre İslâm Fıkhı

Posted by zixak http://uploaded.to/?id=i6wrrj
Mar
07

Divanı Kebir-HZ. Mevlana

Posted by zixak http://rapidshare.com/files/28712667/Divani_Kebirden_Secmeler_cilt_1.pdf http://rapidshare.com/files/28712681/Divani_Kebirden_Secmeler_cilt_2.pdf http://rapidshare.com/files/28712688/Divani_Kebirden_Secmeler_cilt_3.pdf http://rapidshare.com/files/28923864/Divani_Kebirden_Secmeler_cilt_4.pdf
Mar
07

Sızıntı Dergisi Arşivi, 25 Yıllık Dergi(300 Sayı)

Posted by zixak http://rapidshare.com/files/38191050/Sizinti_dergisi_Cilt_1-5.part1.rar http://rapidshare.com/files/38191478/Sizinti_dergisi_Cilt_1-5.part2.rar http://rapidshare.com/files/38191662/Sizinti_dergisi_Cilt_1-5.part3.rar http://rapidshare.com/files/38192067/Sizinti_dergisi_Cilt_6-10.part1.rar http://rapidshare.com/files/38192329/Sizinti_dergisi_Cilt_6-10.part2.rar http://rapidshare.com/files/38192502/Sizinti_dergisi_Cilt_6-10.part3.rar http://rapidshare.com/files/38192717/Sizinti_dergisi_Cilt_11-15.part1.rar http://rapidshare.com/files/38192974/Sizinti_dergisi_Cilt_11-15.part2.rar http://rapidshare.com/files/38193298/Sizinti_dergisi_Cilt_11-15.part3.rar http://rapidshare.com/files/38193410/Sizinti_dergisi_Cilt_11-15.part4.rar http://rapidshare.com/files/38193778/Sizinti_dergisi_Cilt_16-20.part1.rar http://rapidshare.com/files/38194086/Sizinti_dergisi_Cilt_16-20.part2.rar http://rapidshare.com/files/38194274/Sizinti_dergisi_Cilt_16-20.part3.rar http://rapidshare.com/files/38194474/Sizinti_dergisi_Cilt_21-25.part1.rar http://rapidshare.com/files/38194696/Sizinti_dergisi_Cilt_21-25.part2.rar http://rapidshare.com/files/38194963/Sizinti_dergisi_Cilt_21-25.part3.rar http://rapidshare.com/files/38195043/Sizinti_dergisi_Cilt_21-25.part4.rar
Mar
07

Risale-i Nur Külliyatı

Posted by zixak

http://rapidshare.com/files/50231607/risale.zip.html(8389 KB)
Mar
07

Sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v)

Posted by zixak

11 ciltlik e-kitap

http://rapidshare.com/files/6859607/SevgiliPeygamberim.rar.html
Mar
07

Tolstoy’un Yasaklanan Kitabı

Posted by zixak Tosltoy'un hristiyanları etkilemesinden korkulup rus çarlığı tarafından yasaklanan kitap kitabın adı= HZ. Muhammed yazar= Tolstoy http://rapidshare.com/files/30191432/tolstoy_--_www.sanalahiret.com.rar.html
Mar
07

Cevşen

Posted by zixak http://www.why-islam.net/download/cevsen1.zip http://www.why-islam.net/download/cevsen2.zip
Mar
07

VEDA HUTBESİ (Tam Metin)

Posted by zixak

Veda Haccı'nda Hz.Muhammed (sav)'in Yaptığı  Konuşmanın Tam Metni

 

Allah'a hamd olsun. O'nu över, O'na şükrederiz. O'ndan medet umarız. O'ndan bağışlanma dileriz, tevbe ederek O'na ita­ate yöneliriz. Nefislerimizin kötülük telkin­lerinden ve kötü ameller işlemekten Al­lah'a sığınırız. Allah kime doğruyu göste­rirse, kimse onu hak yoldan uzaklaştıra­maz. Kimin de hak yoldan uzaklaşmasına özgürlük tanırsa, kimse ona doğruyu gös­teremez. Tek Allah'tan başka tanrı olma­dığını, ilâhlığında, otoritesinde, mülkün­de, tasarruflarında ortağı bulunmadığını kabul ve tasdik ederim. Muhammed'in O'nun kulu ve Rasûlü olduğunu kabul ve tasdik ederim.1   Ey Allah'ın kulları, size Allah'a sığın­manızı, emirlerine yapışmanızı, günahlar­dan arınmanızı, azabından korunmanızı öğütlerim. Size tekrar tekrar, O'na itaati tavsiye ederim. Sözlerime hayırlı olanla, O'nun izni ve yardımıyla başlıyorum.2 Ey insanlar! Ben sizin hepinize, Al­lah'ın; emirlerini tebliğ ile görevlendirdiği, ilâhî hükümleri icraya, ülkeyi imara, dünya düzenini kurmaya, sağlamaya memur et­tiği tek yetkili Rasûlüyüm. Beni dinleyin, size bazı açıklamalar yapacağım. Bu yıldan sonra, bir daha burada sizinle buluşup buluşmayacağımı bilemiyorum.3 Ey insanlar! Kanlarınız, canlarınız, yaşa­ma hakkınız, mallarınız, namuslarınız, haysiyet ve şerefleriniz, vücut bütünlü­ğünüz Rabbinizle buluşacağınız güne ka­dar bu ayınızda, bu beldenizde, bu günü­nüzün saygıya, korunmaya lâyık olduğu gi­bi, saygıya ve korunmaya lâyıktır, doku­nulmazdır. Ancak İslâm'ın koyduğu so­rumluluk gereği uygulanan gerekçeli kara­ra dayalı cezalar müstesnadır.4 Benim sözlerimi iyi dinleyin ki, izzet ve şerefle huzurlu yaşamaya devam edesiniz. Sakın haksızlık ve zulmetmeyin. Sakın baskı, zulüm ve işkenceye âlet olmayın. Sakın zulme boyun eğmeyin. Haksızlığa rı­za göstermeyin. İyice anlatabildim mi? Allah'ım, Sen de şahit ol.5 Ashabım! Siz Rabbinizin huzuruna vara­caksınız, size işlediğiniz bilinçli amellerin hesabını soracak. İyice tebliğ edebildim mi? Allah'ım, Sen de şahit ol!6  Ey insanlar, Allah'a sığının, emirlerine yapışın, azabından korunun. İnsanların mallarını eksik teslim etmeyin, değerlerini düşürmeyin, bedellerini eksik ödemeyin, mallarını kötülemeyin, haksız rekabet yap­mayın, aldatarak, hile yaparak, fırsat kollayarak, gasp ederek insanların haklarını zayi etmeyin, zayiine sebep olmayın. Ül­kede, yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmakta ve küfürde ileri git­meyin.7  Ashabım! Kimin yanında bir emanet varsa, bu emaneti sahibine versin. Size hediye verene hediye ile karşılık verin. Kefil borçlu gibidir. Borcun ödenmesi gerekir.8  Soyunuzdan sopunuzdan medet umarak benim yanıma yaklaşmayın. İşlediğiniz bi­linçli amelleri vesile ederek yanıma gelin. Ben bütün insanlara da, size de aynı şey­leri söylüyorum.9   Cahiliye döneminin faizli alışverişleri kaldırılmıştır. Yüce Allah, kaldırılan ilk fa­izin,  Abbas b. Abdilmuttalib'inki olmasını emretmiştir. Ancak ana paralarınız sizindir. Ne siz haksızlık edebilirsiniz, ne de haksız­lığa uğratılacaksınız. Allah, faizli alışverişin yapılmayacağını icrası kesin hüküm haline getirdi. Kaldıracağım ilk faiz amcam Ab­bas b. Abdilmuttalib'in faizli alış verişlerindeki faizdir.10  Ey insanlar! Hangi ayda, hangi günde, hangi ülkede olduğunuzu biliyor musu­nuz?11 (İnsanlar, ‘saygıya lâyık korunan bir günde, dokunulmazlığı olan ülkede ve bir ayda', dediler.) Ey insanlar! Kanlarınız, canlarınız, yaşa­ma hakkınız, mallarınız, namuslarınız, haysiyet ve şerefleriniz, vücut bütünlüğü­nüz, Rabbinizle buluşacağınız güne kadar bu ayınızda, bu beldenizde, bu gününüzün saygıya, korunmaya lâyık olduğu gibi, saygıya ve korunmaya lâyıktır, dokunul­mazdır. Ancak İslâm'ın koyduğu sorumlu­luk gereği uygulanan gerekçeli karara da­yalı cezalar müstesnadır.12  Ashabım! Şunu belirteyim ki, Cahiliye dönemindeki bütün kan, su ve mal dava­ları, kıyamet gününe kadar şu ayaklarımın altındadır.13    kıyamet gününe kadar Cahiliye döneminde var olan kan da­vaları kaldırılmıştır, Cahiliye döneminde var olan kan davaları kaldırılmıştır, kaldıracağımız ilk kan davası, Âmir (İyâs) b. Rebîa b. el-Hâris b. Abdülmuttalib'in kan davasıdır. O Sa'd b. Leysoğulları'nda süt anneye verilmiş bir çocuktu. Hüzeyl, onu öldürdü.13 İyice tebliğ edebildim mi? (İnsanlar; ‘elbette tebliğ ettin', dediler) -Allah'ım Sen de şahit ol! Burada bulu­nanlar sözlerimi bulunmayanlara iletsin.14   Kâbe hizmetkârlığı ve hacıların su ihtiya­cını karşılama dışında cahiliye devrinin hü­kümet görevleri kaldırılmıştır.15   Kasten adam öldürmenin cezası, kısas­tır. Kasten öldürmeye benzeyen cinayet, sopa ve taşla öldürmedir. Diyeti, yüz deve­dir. Kim daha fazlasını isterse, o İslâm'ı benimsemeyen Cahiliye dönemini özleyen biridir. En büyük Allah düşmanı, kendisine herhangi bir kastı olmayan birini sebepsiz yere öldürendir, kendisine el kaldırmayana sebepsiz yere vurandır. İyice tebliğ edebildim? Allah'ım, Sen de şahit ol!16 Ey insanlar! Sizi uyarıyorum, herkes yal­nızca kendi işlediği suçtan sorumludur. Suçlu evlâttan dolayı baba sorumlu tutula­maz, suçlu babadan dolayı evlât da sorum­lu tutulamaz.17  Ey insanlar! Şeytan, sizin bu toprakla­rınızda kendisine tapınılmasından ümit kesmiş bulunuyor. Ancak, bunun dışındaki önemsiz gördüğünüz davranışlarda, ara­nızda çıkardığı fitne fesatla sizi birbirinize düşürdüğünde   sözünün   dinlenmesinden hoşnut olacaktır. Dininizde sebat ederek, dininize sahip çıkarak, şeytanın, şeytan tıynetli ahlâksız azgınların, şeytanî düzen­lerin vesvesesinden, daleveresinden kendi­nizi koruyun.18   Ey insanlar, yalan yere Allah'ın adını anarak yemin etmeyin. Yalan yere Allah adına yemin edenin yalanını Allah açığa çıkarır.19 Ey insanlar! Zaman, Allah'ın gökleri ve yeri yarattığı gündeki düzenli sistemine girerek seyrediyor. Ayların sayısı, on ikidir. Dört tanesi, savaşın haram olduğu aylar­dır. Bunlardan üçü birbiri peşinden gelir. Biri tektir. Bunlar Zilkade, Zilhicce, Mu­harrem ve Cumâde'l-âhire ile Şaban ara­sındaki Mudar kabilesinin adını koyduğu ay Recep'tir. Allah'ın, gökleri ve yeri yarattığı gün, Levh-i Mahfuz'da tesbit ettiği kayıtlarda, Allah katında, ayların sayısı on ikidir. On iki aydan dördü savaşın haram olduğu ay­lardır. İşte bu haram aylarla ilgili hüküm, insanlığı, insanî değerleri ve düzeni ayakta tutan dinin, medeniyetin, zamanla değiş­meyen tabii hukuk kurallarını içeren şe­riatın hükmüdür. Bu aylarla ilgili Allah'ın koyduğu yasakları çiğneyerek kendinize, birbirinize zulmetmeyin. İlâhlığında, otoritesinde, mülkünde, ta­sarruflarında, Allah'a ortak koşan müşrik­ler nasıl size karşı topyekün savaşıyorlarsa, siz de onlara karşı topyekün savaşın. Bilin ki, Allah kendisine sığınıp, emirlerine ya­pışarak günahlardan arınıp, azaptan koru­nanlarla,  kulluk ve sorumluluk şuuruyla, haklarına ve özgürlüklerine sahip çıkarak şahsiyetli davranan, dinî ve sosyal görev­lerinin bilincinde olan mü'minlerle, müttakîlerle beraberdir. Saldırmazlığın gelenek haline geldiği, Al­lah'ın savaşı haram kıldığı ayları ertele­yerek, yerlerini değiştirerek, on iki aya ay ilâve ederek, hileli takvim düzenlemek, ke­sinlikle Allah'ın sene ve aylarla ilgili koy­duğu hükmü inkârda ileri gitmektir. Kulluk sözleşmesindeki ortak taahhütlerini, Al­lah'a iman, kulluk ve sorumluluk bilincini şuur altına iterek örtbas edip inkârda ısrar edenlerin, kâfirlerin, bu yüzden hak yol­dan uzaklaşmalarının, dalâleti tercihlerinin önü açılır. Erteleyerek, değiştirerek ilâve ettikleri aydaki savaşları, bir yıl helâl ve meşru, bir yıl haram sayarlar. Allah'ın ha­ram kıldığının sayısına uydursunlar da, Al­lah'ın haram kıldığını helâl ve meşru kılsın­lar, isterler. Onların bilinçli kötü amelleri kendilerine süslenip güzel gösterilmiştir. Allah kulluk sözleşmesindeki ortak taah­hütlerini, Allah'a iman, kulluk ve sorumlu­luk bilincini şuur altına iterek örtbas edip, küfürde, nankörlükte ısrar eden bir kavme doğru yolu gösterme lütfunda bulunmaya­cak, başarı nasip etmeyecektir" (Tevbe, 9/ 36-37). Onlar bir yıl, Safer ayını helâl sayıyorlar, bir yıl Muharrem'i haram sayıyorlardı. Nesî (yıla ekleme), işte budur. Allah'ım, Sen de şahit ol!.20 Ey insanlar! Kadınlarınızın sizler üze­rinde hakları, sizin kadınlarınız üzerinde haklarınız vardır. Sizin onlardaki hakkınız, minderinize sizden başkasını oturtmama­ları, meşru tavsiyelerinizde size karşı çık­mamaları, hoşlanmadığınız kişileri izniniz olmadan eve sokmamaları, kötü söz söyle­memeleri kötü fiil ve davranışta bulunma­malarıdır. Şayet bunları yaparlarsa, Allah onları engellemenize, sıkıştırmanıza yatak­larında tek başlarına bırakmanıza ve hafif­çe, incitmeden vurmanıza izin vermiştir. Bun­lardan vazgeçer ve size itaat ederlerse, meşru, örfe uygun ölçüler içerisinde rızıklarını ve giyimlerini sağlama sorumluluğu­nuz var. Kadınların iyiliğini isteyin, durum­larının iyileşmesi için çaba sarfedin. Çünkü onlar müşterek hayatın gereği kendileri adına bir şey yapma gücüne ve imkânına sahip olmayan, sizinle birlikte yaşamak mecburiyetinde olan hayat arkadaşlarınızdır. Siz onları Allah'ın emaneti olarak aldı­nız. Allah'ın emri ve hükmüyle onlarla iliş­kiyi helâl edindiniz. Eğer haklarını ararlar, sorumluluklarına riayet ederlerse onlara tavır takınmanıza, cezalandırmaya hakkı­nız yoktur. Onların serkeşliğinden ve şid­dete başvurmasından endişe ederseniz, onlara öğüt verin ve yataklarınızı ayırın. Aşırı gitmeden hafifçe vurun. Onların yi­yeceği ve giyimi konusunda cömertçe her türlü iyilik ve ihsanda bulunmanız, onların haklarıdır. Kadınların haklarına riayet ko­nusunda Allah'ın emirlerine yapışın, aza­bından korunun, onların iyiliğini isteyin, durumlarının iyileşmesi için çaba sarfedin. Hanımlarınız, sizlerin izni ve bilgisi olmadıkça, evinizin malî imkânlarını cömertçe harcamasınlar. Sözlerimi iyice anlayarak hatırınızda tutun. İyice tebliğ edebildim mi? Allah'ım, Sen de şahit ol!21  Ey insanlar! Meşru şekilde sahip oldu­ğunuz, üzerlerinde meşru haklarınız ve düzgün insani ilişkileriniz olan köle ve ca­riyelerinize, iş akdiyle bağlı işçilerinize ha­yırla muameleyi size tavsiye ederim. Sof­ranızda bulunanları ölçü alarak onların ka­rınlarını doyurmanızı, giydiklerinizi ölçü alarak onların giyimlerini sağlamanızı tav­siye ederim. Affetmeyi düşünmediğiniz bir suç işledikleri takdirde aranızda aynı cins­ten suç işleyenlere uyguladığınız cezaları ölçü alınız. Onlara işkence etmeyiniz, onları cezalandırmayınız.!.22  Ey insanlar! Sözlerimi iyi dinleyin, iyi muhakeme edin. Bütün ırklara mensup müslümanların, müslümanların kardeşi ol­duğunu bilin. Bütün mü'minler kardeştir. Kimseye, gönül rızası olmadıkça, kardeşi­nin malı helâl değildir. Sakın haksızlık et­mesin, hile yapmasın, hâince davranma­sın. Müslümanın kim olduğunu size anlata­yım mı? Müslümanların, dilinden ve elin­den zarar görmediği kişidir. Mü'minin kim olduğunu size anlatayım mı? İnsanların mallarına ve canlarına za­rarı dokunmuyacağından emin olduğu ki­şidir. Muhacirin kim olduğunu size anlatayım mı? Kötülükleri ve günah işlemeyi terk eden kişidir. Mücahidin kim olduğunu size söyleye­yim mi? Allah'a itaat yolunda nefsiyle mü­cadele eden kişidir. Bu günün dokunulmazlığı gibi, mü'minin mü'mine zarar vermesi haramdır. Etini ye­me mesabesinde olan mü'minin mü'mini gıybeti de haramdır. Namus ve haysiyetine zarar vermesi de haramdır. Mü'minin yü­züne tokat vurmak da mü'mine haramdır. Onu itip kakarak incitmesi de haramdır. İyice tebliğ edebildim mi? Allah'ım, Sen şahit ol!23  Ey insanlar! Yeryüzü Allah ve Rasûlüne aittir. İnsanlar, 'Allah'tan başka ilâh yok­tur' deyip, benim Allah'ın Rasulü olduğu­mu kabul edinceye kadar, insanlarla mü­cadele etmem, savaşmam emredildi. İn­sanlar Kelime-i tevhidi söyleyince, kan­larını canlarını ve mallarını korumuş olur­lar. Ancak İslâm'ın koyduğu sorumluluk gereği uygulanan gerekçeli karara dayalı cezalar müstesnadır. Âhiretteki hesapları ise Allah'a aittir. Kendinize, birbirinize haksızlık etmeyin.!24  Ey mü'minler, benden sonra küfre dön­meyin, birbirinin boynunu vuran kâfirler haline gelmeyin. Size, sımsıkı sarıldığınız sürece asla hak yoldan uzaklaşmayacağınız apaçık dinî, ilmî, idarî, siyasî kuralları içe­ren Allah'ın kitabı Kur'an'ı ve Rasûlünün sünnetini bıraktım. Bunlarla amel ediniz, davranışlarınıza Kur'an ve sünneti yan­sıtınız. Bir de soyumdan yakınlarımı, Ehl-i beytimi bıraktım. İyice tebliğ edebildim mi? Allah'ım, Sen şahit ol!25 Ey insanlar! Rabbiniz birdir, babanız bir­dir. İslâm'da insanlar eşittir. Hepiniz Adem'in çocuklarısınız, Adem de toprak­tan yaratıldı. Allah katında en değerliniz, en çok Allah'a sığınanız, emirlerine yapışa­nınız, günahlardan arınanınız, azabından korunanızdır. Bir Arab'ın, Arap olmaya­na, bir başkasının Arab'a, bir siyahın bir kızılderiliye, bir kızılderilinin bir siyaha, takvanın dışında bir üstünlük sebebi yok­tur. "Ey iman edenler, biz sizi bir erkekle bir kadından, bir asıldan yarattık. Birbirinizle tanışmanız, işlerinizi tedbirle idare etme­niz, karşılıklı olarak, İslâmî kurallarla örtüşen milletlerarası teamüllere uymanız, yardımlaşmanız, kültür ve medeniyet alış­verişinde bulunmanız, birbirinize iyiliği tav­siye etmeniz için, sizi milletler ve kabileler haline getirdik. Allah yanında en değerli­niz, en üstününüz, en çok Allah'a sığınanı­nız, emirlerine yapışanınız, en çok günah­lardan arınıp azaptan korunanız, kulluk ve sorumluluk şuuruyla, haklarına ve özgür­lüklerine sahip çıkarak şahsiyetli davrana­nınız, dinî ve sosyal görevlerinin bilincinde olanınızdır. Allah her şeyi bilir, gizli-açık her şeyden haberdardır." (Hucurat, 49/13)26 Ey insanlar! Görünürdeki organları kesil­miş bir Habeşli bile başınıza getirilse, size Allah'ın kitabındaki hükümleri uyguladığı sürece, dinleyin ve itaat edin. İyice tebliğ edebildim mi? Allah'ım, Sen de şahit ol!27  (İnsanlar, ‘evet' dediler) Burada bulunanlar, sözlerimi bulun­mayanlara iletsinler. Ey insanlar! İyi dinleyin! Bütün peygam­berlerin daveti geçmişte kalmış, görevleri sona ermiştir. Yalnızca benim davetim ve görevim devam etmektedir. Ben insan­ların ihtiyacı sebebiyle Rabbimin katında davetimi, görevimi kıyamet gününe kadar muhafaza ettim. Ben önceki ümmetlere karşı sizin çokluğunuzla övüneceğim. Beni mahcup etmeyin, yüzümü kara çıkarma­yın.28  İyi dinleyin, bir kısım insanlar için elim­den bir şey gelmezken bir kısmını kurtara­cağım. Ya Rabbî ashabım, diyeceğim. Ba­na, ‘Senden sonra din adına neler icat et­tiklerini bilmiyorsun', buyuracak. Ben cen­netteki havuz başında sizi bekleyen öncünüzüm.29   Ey insanlar! Allah, her hak sahibinin hakkını, her vârisin, mirastaki payını belir­lemiştir. Vârise vasiyet yapılamaz. Vasiyet terekenin üçte birini de geçemez. Çocuk meşru eşe aittir. Zina edenin hak sahipliği söz konusu değildir. Hamisinin, âmirinin, ortağının, işvereninin, efendisinin sağladı­ğı imkânlara nankörce davranan, Allah'ın Muhammed'e indirdiği Kur'an'ı inkâr edi­yor demektir. Babasından başkasına men­subiyet öne süren veya efendisinden başkasını veli edinen, Allah'ın, meleklerin ve bütün insanların lanetine uğrasın. Böylesinin ne azabı geri çevrilir, ne ceza yeri­ne fidye alınır.30  Ey insanlar! Dinde aşırılıktan sakının. Sizden öncekileri kesinlikle dinde aşırılık­ları helak etmiştir. Hacdaki amelleri, dav­ranışları benden öğrenin. Bu seneden sonra bir daha haccedip edemeyeceğimi bile­miyorum. Bu öğütlerimi burada bulunan­lar bulunmayanlara ulaştırsın. Öğütlerimin ulaştırıldığı bazı kimseler burada dinleyen­lerden daha iyi anlayarak, daha iyi mu­hafaza edebilirler, nice kimseler uygulaya­rak daha mutlu olabilirler.31   Ey insanlar! Allah sözlerimi işitip de bel­leyene, rahmetini merhametini ihsan et­sin. Allah yüzünü ağartsın. Mânâ yüklü sözlerimi anlamadan ezberleyen birçok in­san var. Derin mânâlar içeren sözlerimi bilen birçok insan, kendisinden daha yük­sek anlayış sahiplerine bu sözlerimi ulaş­tırsın. Üç vasfa, üç davranışa sahip olan; -Samimiyetle Allah rızası için dinî görev­lerini yerine getiren, -Müslüman idarecilere samimi davranan ve itaat eden, -İslâm toplumunun birliğini ve bütünlüğü­nü koruyan mü'minlerin İslâm'a hıyanet etmeyeceğini, kalplerinden İslâm'ı atma­yacağını bilin. Bütün mü'minler gelecek nesilleri, İslâm ile şereflenmemiş insanları İslâm'a davet ederek İslâm'ı tebliğ ve davet görevini yeri­ne getirmelidirler.32  Benim dışımda benden sonra peygam­ber görevlendirilmeyecektir. Sizin dışınız­da ümmet de olmayacaktır. Rabbinizi ilâh tanıyın, candan müslümanlar olarak rabbinize teslim olun, saygıyla rabbinize kulluk ve ibadet edin. Rabbinizin şeriatine boyun eğin, âdabına, erkânına riayet ederek beş vakit namazı aksatmadan aşikâre kılın. Vicdanı, serveti, sosyal bünyeyi arındıran, berekete vesile olan zekâtı verin. Ramazan orucunu tutun. Yöneticilerinize itaat edin ki Rabbinizin cennetine giresiniz.33   Ey insanlar! Yarın beni size soracaklar. Ne dersiniz? Peygamberlik görevimi yeri­ne getirdim mi? Vazifemi yaptım mı? (Orada bulunanlar, ‘evet yemin ederiz ki, tebliğ ettin, bize tavsiyelerde ve öğütlerde bulundun, böylece şehadet ederiz' dediler). -Şahit ol yâ Rabbi, şahit ol yâ Rabbi, şahit ol yâ Rabbi... Size selâm ve selâmet diliyorum, Al­lah'ın rahmet ve bereket ihsanını niyaz ediyorum.34   (Sonra insanlara veda etti. Bunun üzerine insan­lar, ‘bu veda haccı' dediler).  
Mar
07

Son Peygamber’in Mucizeleri

Posted by zixak

Yrd. Doç. Dr. M.Sadık Hamidi-Elif Eryarsoy Aydın

 KUR'AN-I KERİMLafız ve manasındaki yüksek belagatKur'an şiir olmadığı gibi, nesir de, baştan sona kadar kafiyeli seci' de değildir. O başlı başına eşine rastlanmayan ilahî bir metindir. Bu sebeple Araplar emsalini görmedikleri için onun karşısında aciz kalmışlar, aciz kalınca da Kur'an'ın sihir olduğunu iddia etmekten başka bir yol bulamamışlardır. Bugüne kadar gelen bütün şairler, edebiyatçılar, Kur'an'ın nazmı ve manası karşısında aciz ve hayran kalmışlar, tek bir âyetin dahi benzerini söyleyememişlerdir. İcazı ve belagati insan sözüne benzemez. Tek kelimesi çıkarılsa veya bir kelime eklense, lafzındaki o mükemmelliğe ulaşılamaz.  Kur'an'ın icazının iki unsuru vardır, ikisi de vahye dayanır:  nazmı ve manası. Kur'an'ın mucize oluşunun en açık delili yüce belagatidir. Allah bu ilahî kitabında bütün zaman ve mekânları kuşatacak bir şekilde beyan ve fesahat erbabına meydan okumuş, hiç kimse bir cümlesinin benzerini söyleyememiştir. Deneyenler olmuşsa da hepsi aciz kalmıştır. Bu güne kadar aksi isbat edilmediği için bundan sonra olması da mümkün değildir. (Bu hususta meydan okuyan ayetler (el-Bakara,23-24; el-İsra,88; Hud,13-14; Yunus, 38) Meydan okumanın Arapçayı en güzel bir şekilde kullananlara yöneltilmesi dikkat çekicidir. Hz. Muhammed (sav) ümmi idi Hiç kimseden bir şey okumamış, öğrenmemiş, hiç bir şey yazmamıştı. Buna rağmen ondan önce gelmiş peygamberlerin kıssaları, daha önceki ümmet ve kavimlere dair olayların gerçek olarak Kur'an'da anlatılması bir mucizeden başka bir şey değildi. Kureyşliler onun okur-yazar olmadığını biliyorlardı. Daha önceki kavim ve peygamberlere dair tarihi olaylar kıssa ve vak'aları nereden öğrendi? Bu ancak ilahi vahyin ta kendisi idi. "Ey Muhammed! (Bu Kur'an sana indirilmeden önce) Sen daha önce bir kitaptan okumuş ve sağ elinle de onu yazmış değildin. Eğer öyle olsaydı bâtıla uyanlar şüpheye düşerlerdi."  (Ankebut ,48 ) Geçmiş Peygamber ve ümmetlere dair olayları anlatmakla yetinmemiş gelecekte olacak bir çok hususu da haber vermiştir  Bu olaylardan en önemlisi; Ateşe tapan Perslerin mağlup ettikleri Rumlar karşısında çok kısa zamanda mağlup olacaklarını ve Rum Devleti'nin galip geleceğini haber vermesidir ki, o gün için bu haberin çok uzak bir ihtimal olduğu söylenmiştir. Ama Allah'ın (cc) Kur'an'da haber verdiği gibi olmuş, on sene geçmeden Rumlar Persleri mağlup etmiştir: "Elif. Lâm. Mîm. Rumlar, yenildi. Arapların bulunduğu bölgeye en yakın bir yerde onlar, Halbuki onlar, bu yenilgilerinden sonra birkaç yıl içinde galip geleceklerdir."  (Rum, 1-5) Allah Peygamberine Mekke'yi fethedeceğini müjdelemiştir  Rivayet edildiğine göre, Peygamber, Hudeybiye'ye çıkmadan önce rüyasında kendisinin ve ashabının emniyet içinde başlarını tıraş ederek Mekke'ye girdiklerini görmüş, bunu ashabına haber vermişti. Onlar da çok sevinmişlerdi. Nihayet sefere çıkıp, Hudeybiye'de alıkonulup döndükleri zaman bu durum onları çok üzmüştü. Bazı münafıklar da üstü kapalı konuşmalara başlamışlardı. Bunun üzerine fethin müyesser olacağı bildirilerek, bir sene önceki fetih (Hayber fethi) hatırlatılmıştır. "Andolsun ki Allah, elçisinin rüyasını doğru çıkardı. Allah dilerse siz güven içinde başlarınızı tıraş etmiş ve kısaltmış olarak, korkmadan Mescid-i Haram'a gireceksiniz. Allah sizin bilmediğinizi bilir. İşte bundan önce size yakın bir fetih verdi." (el-Feth, 27) Arapların bilmediği bir çok dini inanç, amel ve ahlâki hususları  Kur'an  beyan etmişti Araplar tevhid akidesi, meleklere, gayba, kıyamet  ve hesap  gününe, amellerin karşılığı olan Cennet ve Cehenneme iman etmenin gerektiğini bilmedikleri gibi, teşri ile ilgili hükümleri, helal ve haramı, insanın saadetini temin eden ahlâki kuralları, kardeşlik ve yardımlaşma ruhunu, birr ve takvayı,  aile ve insanlara karşı görevleri de bilmiyorlardı. İnsan hayatı için çok önemli olan bu kuralları anlatan âyet-i kerimeleri Hz. Peygamber insanlara okuyarak tebliğ ediyordu. Kendisi Ümmi idi. Hukuk, sosyoloji, psikoloji  tahsil etmediği gibi,  felsefe, ahlak ve gayba dair de bir şeyin eğitimini almamıştı. O halde bu İlahi hazineden kendisine vahyedilen nübüvvetten başka bir şey değildi. Kur'an'ın bir çok âyetinde ilmî hakikatler açık olarak ifade edilmiştir.  Kainat, gök, yer, yıldızlar, gezegenler, gece ve gündüzün oluşumu, insan yaratılışı ile ilgili cismanî, aklî ve ruhî safhalar, nebat, hayvan ve böceklerle ilgili beyan ve açıklamalarla, bulutlar yağmur, fırtınalar, dağlar, ağaçlar nehirler, denizler gibi kainatta mevcut olan her şeyin tafsilatlı açık ve net olarak anlatılması asrımızın ilim adamlarını dahi hayrette bırakmıştır. Kur'an nazil olduğunda insanoğlu bunları bilmediği gibi, uzun zaman da anlayamamıştır. Ancak bu asrımızda ilmin çok gelişmesiyle Kur'an'ın ifade ettiği bu hakikatler anlaşılmıştır. Kur'an'ın nüzulundan bu güne kadar on dört asır geçmesine rağmen ne naslarında ve ne de mana ve kast ettiği hususlarda hiçbir tenakuz, kusur ve bozulma görülmemiştir. Kur'an hem ifade bakımından, hem mana ve hüküm bakımından bir bütünlük arz etmektedir. İnsanların söylediği sözler, güzellik ve düzgünlük bakımından daima aynı olmaz. Yazan ve söyleyenin içinde bulunduğu hal ve şartlara göre değişir. Kur'an'ın ifade ve üslubu ise baştan sona emsalsiz bir güzellik ve düzgünlük içindedir. Bu sözlerin ihtiva ettiği mana, hüküm ve haberler de, yaratılış öncesinden ebediyete kadar hemen her şeye temas ettiği halde tam bir tutarlılık, bütünlük, sıhhat ve uyum arz etmektedir. Yalnızca bunları düşünmek ve tesbit etmek bile, Kur'an'ın insan eseri olmadığını, Allah'tan gelmiş bulunduğunu anlamaya yetecektir. "Hâla Kur'an üzerinde gereği gibi düşünmeyecekler mi? Eğer o, Allah'tan başkası tarafından gelmiş olsaydı onda birçok tutarsızlık bulurlardı." (en-Nisa 82) Kur'an'ın pek çok olan icaz yönleri, genel olarak şu iki kısımda toplanarak özetlenebilir: 1- Bütün insanları hedef alan i'câzı: Kur'an'ın o zamana kadar duyulmayan, adı sanı bilinmeyen gaybî hakikatlerden haber vermesi ve bunların aynen çıkması, geçmiş ümmetlerden ve onların kıssalarından bahsetmesi, bütün devirlerde, her yerde ve her millete uygulanabilen genel ve eşsiz bir hukuk sistemi ortaya koyması mucizedir. Çünkü Hz. Muhammed (sav) ümmî idi, okuması yazması yoktu. Onun herhangi bir âlim ve mürşidden ders almadığı, hukuk ve kanun okumadığı tarihen sâbittir. O halde, böyle ümmî bir zâtın, Kur'ân-ı Kerim gibi, Arap belâgat ve fesâhatının zirvesinde olan ilahî hikmetlerle dolu eşsiz bir hukuk sistemini, kendi çabasıyla meydana getirebilmesi mümkün değildir. İşte Kur'ân-ı Kerim'in bu yöndeki icazını ve onun büyük bir mucize olduğunu aklı selim sahibi herkes rahatlıkla kavrayabilir. 2- Kur'ân-ı Kerim'in Araplara yönelik bulunan i'câzı: Bu Kur'ân'ın ilâhî lâfzının, eşsizliğidir. Kur'an'ın hayret verici, insanı büyüleyen yüce bir belagatı ve eşsiz bir fesahatı vardır. Eşsiz bir uslup, geniş ve engin bir manâ hazinesi olan Kur'ân-ı Kerim, asırlardır tekrar tekrar meydan okuduğu halde, Arap edebiyatı, belagat ve fesahat üstadları bu güne kadar Kur'ân'ın bir benzerini yapmaktan âciz kalmışlardır.   AY'IN İKİ PARÇAYA BÖLÜNMESİ Peygamber'in bu büyük hissî mucizesi de Kur'an'la sâbittir: ''Kıyâmet saat(i) yaklaştı, ay (ikiye) bölündü (yarıldı)"  (Kamer,1) Abdullah İbni Mes'ud (ra) rivayet ediyor: Resûlüllah  zamanında ay iki parçaya ayrıldı. Bazı sahih hadislerde nakledildiğine göre; müşriklerden bir grup, bir mucize olarak, ayın iki kısma ayrılmasını, Hz. Muhammed (sav)'den istediler. Hz. Muhammed (sav) de, Rabbine yönelerek niyazda bulundu. Ay, Allah'ın kudret ve izniyle derhal ikiye ayrıldı; bir kısmı Hıra dağı üzerinde, diğer kısmı ise, aşağıda ve tam karşısında görüldü. MİRAÇ Miraç, Peygamberimiz'in büyük mucizelerinden biridir. Kuran-ı Kerim'in İsra ve Necm Sûrelerinde Peygamber'in mucizevi şekilde Mescid-i Aksa'ya yaptığı gece yolculuğu ve Sidretü'l-Münteha'ya (Sidretü'l-Münteha: Yaratılmışların bilgilerinin tükendiği, ötesine geçemediği son sınır) yükselişi bildirilmektedir. İsra Suresi'nin ilk âyetinde Allah, Son Peygamber'in mucizevi yolculuğunu şöyle bildirmektedir: "Bir kısım ayetlerimizi kendisine göstermek için, kulunu bir gece Mescid-i Haram'dan, çevresini bereketlendirdiğimiz Mescid-i Aksa'ya götüren O (Allah) Yücedir. Gerçekten O, işitendir, görendir." (İsra, 1) Allah elçisi Mekke'den Kudüs'teki Mescid-i Aksa'ya götürülmüştür. İbn-i Kesir, Miraç olayıyla ilgili olarak sahabelerden en az yirmi beş kişinin rivayette bulunduğunu, hatta bu sayının kırk beşe kadar çıkabileceğini ifade etmiştir. Hadiste yer alan bilgilere göre Hz. Muhammed (sav), amcasının kızı Ümmühan bint Ebu Talib'in evinde yatarken, Cebrail, Peygamberimiz'e  görünmüş ve onu Burak adlı bineğe bindirerek Mescid-i Aksa'ya götürmüştür. Miraç olayı da burada gerçekleşmiştir. Hadislerde Peygamberimiz'in Miraç esnasında gördükleriyle ilgili çok fazla detay bildirilmektedir. Miraç konusuyla ilgili Kuran'da haber verilen bilgilerden biri de, Peygamber'in  Sidretü'l-Münteha'ya yükselmesidir: "Andolsun, onu bir de diğer inişte görmüştü. Sidretü'l-Münteha'nın yanında. Ki Cennetü'l-Me'va onun yanındadır. Sidreyi örten örtmekte iken, göz kayıp şaşmadı ve (sınırı) aşmadı. Andolsun, o, Rabbinin en büyük ayetlerinden olanı gördü." (Necm, 13-18) SON PEYGAMBER'İN KORUNMASI Peygamberimiz de tüm diğer peygamberler gibi insanlara tebliğ ettiği gerçeklerden dolayı türlü eziyetlere, iftiralara maruz kalmış, alaycı tavırlarla karşılaşmıştır. Birbirinden farklı pek çok iftira ile itham edilmiş ve uzun yıllar iman etmeyenlerin baskısı ve ölüm tehdidi altında yaşamıştır. Aleyhine kurulan bunca tuzağa ve hileye rağmen, son Peygamber Hz. Muhammed (sav)'in hiçbir zarar görmeden mücadelesine devam etmesi elbetteki O'nun en önemli mucizelerinden birisidir. ''Allah seni insanlardan koruyacaktır'' âyetiyle de bu vaad edilmiştir. (Maide Suresi, 67) Allah her zaman onu korumuş ve Peygamberimiz tebliğ görevine sonuna kadar devam etmiştir. Mucize niteliğindeki bu gerçek Kuran'da bildirildiği gibi, Peygamber'den  rivayet edilen hadislerde de yer almaktadır. (mağarada müşriklerden korunması, inkâr edenlerin onu öldürememeleri, savaşlarda İslam ordularının çok görünmesi gibi...)  PEYGAMBER'İN DUALARININ KABUL EDİLMESİ Peygamber'in ashabına gösterdiği mucizeler çok fazladır. Bu mucizelerden biri de dualarının kabul olunmasıdır. Hadislerde bu konuyla ilgili olarak birçok haber verilmektedir. Bunlar arasında kıblenin değişmesi için yaptığı dua, yağmur duasının kabul edilmesi, sahabeden dua isteyenlere ettiği duaların kabulü zikredilebilir.   KAYNAKLARDA ZİKREDİLEN MUCİZELERDEN BAZILARI - Hz. Muhammed'in (sav) Parmakları Arasından Suların Akması Ve Çoğalması: Abdullah b. Mes'ud (ra) rivayet ediyor: "Ondan görülen harika halleri biz bereket olarak telakki ederken siz O'nu korkutucu olarak görüyorsunuz. Bir seferde Rasulüllah  ile beraberdik, suyumuz azaldı. "Bana az bir su bulun" dediler. İçinde çok az su bulunan bir kap buldular. Elini suyun içine koydu ve şöyle buyurdu: "Mübarek suya gelin, bereket Allah'tandır". Suyun Rasul-i Ekrem'in parmakları arasından fışkırdığını gördüm." (Fethul-Bari, 3579) - Cabir'in Yemeği: Cabir b. Abdil­lah'tan (ra): ''Hendek kazılırken Rasûlullah ile beraber çalışıyorduk. Evde, semiz olmayan küçük bir oğlak vardı. Kendi kendime bunu Rasûlullah'a  pişirsem dedim. Hanıma hazırlık yap dedim: O da el değirmeniyle biraz arpa öğütüp ekmek pişirdi. Oğlağı da kestim, Rasûl-i Ekrem için pişirdik. Gündüz çalışır gece olunca evlerimize dönerdik. Akşam olup Rasûlullah hendeğin yanından ayrılmak isteyince ona yaklaşarak, ''ey Allah'ın elçisi bir oğlağımız vardı, Onu sizin için kesip pişirdik. Biraz da arpa ekmeği ha­zırladık. Evimize buyurmanızı arzu ediyo­rum'' dedim. Onun yalnız gelme­sini istiyordum. ''Peki'' dedi ve birisine herkesin Cabir b. Abdillah'ın evine gelmesi için çağrıda bulunmasını emretti. Kendi kendime "İnna lillâh ve innâ ileyhi raci'un" dedim. Rasûlullah oradakilerle beraber evime gelip oturdular. Pişirdiğimiz oğlağı önüne koyduk. Bereketli olması için dua ettiler. Bismillah deyip yemeğe başladılar. Ashab'ta sıra ile yemeğe oturdular. Bir gurup yeyip doyduktan sonra kalkıp gidiyor, diğer bir gurup oturup doyuncaya kadar yiyordu. Öyleki; hendekte çalışanların hepsi on­dan yeyip doydular.'' (Sahihi Buhâri, 4/90, 5/138; Sahihi Müslim: 13/216)  -Ümmü Süleym'in Küpü Enes'in (ra) annesinden rivayeti: ''Bir koyunumuz vardı. Yağını toplayıp bir küpe koyuyordum. Nihayet küp doldu. Yanımda hizmetimi gören Zeyneb adındaki  kıza küpü verdim,  bunu Peygamber'e  götür, katık olarak yesinler'' dedim. Kız küpü Peygamber'e götürür, küp boşaltılıp geri verilir. Kızcağız küpü eve getirir. Ümmü Süleym evde olmadığı için küpü duvarda çakılı bir kazığa asar. Ümmü Süleym eve dönünce, küpün asılı oldu­ğunu hatta yağla dolu olup, üstten taşarak damladığını gö­rür. Hizmetçi kıza ''ben sana bu küpü Rasulüllâh'a götür dememiş miydim?'' deyince kız ''Ben küpü götürdüm, bana inanmıyorsan beraber Rasûlüllah'a  gidelim'' der.        Ümmü Süleym kızla beraber gider ve ''Yâ Rasulullâh:  Ben bu kızla sana yağ dolu bir küp göndermiştim'' deyince Allah elçisi ''Evet, kız yağı getirdi'' diye bu­yurur. Ümmü Süleym'in ''Seni Hak Din ve Hidayetle Peygamber olarak gön­deren Allah'a yemin ederim Küp ağzına kadar yağ do­ludur. Hatta üstten yağ damlamaktadır'' sözü üzerine Rasulullâh ''Hayret mi ediyorsun? Al­lah Peygamberine yedirdiği gibi sana da  yedirir.''( Sahihi Buhâri, 4/251 - 5/62; Sahihi Müslim, 17/145; Müsned: 5/204) Tarih boyunca insanlar, iman etmek için kendilerine gönderilen elçilerden mucizeler istemişlerdir. Allah da mucizelerle bazı peygamberlerini desteklemiş, çeşitli mucizeler vermiştir. Son Peygamber Hz. Muhammed (sav)'in mucizeleri de Allah'ın yardımı ve lütfudur. Mucizeler iman edenlerin imanlarını güçlendiren ve inanmayanları da imana davet eden delillerdir.    http://www.sonpeygamber.info
Mar
07

Hz. Muhammed (sav)’in Örnek Kişiliği Bağlamında Daveti

Posted by zixak

Prof. Dr. İbrahim Sarıçam

   
Kur'ân-ı Kerim'de Hz. Peygamber "Allah'ın davetçisi" olarak vasıflandırılıp ona yüklenen görev de "öğür ver", "davet et", "tebliğ et", "ikaz et" gibi emirlerle ifade edilmiştir. Kendisine uyarma (inzâr) ve müjdeleme (tebşir) görevi verilmiş; uyaran (nezir),uyarıcı (münzir) ve müjdeci (mübeşşir, beşîr) olarak nitelendirilmiştir. Bütün insanlara müjdeci ve uyarıcı olarak gönderildiği, dolayısıyla peygamberliğinin evrensel niteliğe sahip olduğu belirtilmiştir. Hz. Peygamber, en yakınlarından başlayan, daha sonra bütün Arap Yarımadası’nı kapsayan, hatta yarımadanın sınırlarını aşan davet faaliyetlerini peygamberlik görevi boyunca sürdürmüş ve bu hususta büyük başarı elde etmiştir. Onun uyguladığı davet metotları tutarlı, mantıklı, sistemli, gerçekçi ve başarıya götürücü özelliğe sahiptir. Bu suretle önce etrafında inançlı bir kitle, daha sonra da; başlattığı davet faaliyetlerini başka ülkelere taşıyacak toplumu oluşturmuştur. Kendisi, Allah'ın elçisi sıfatıyla komşu ülkelerin devlet başkanlarına davet mektupları göndermiştir. Bu faaliyetiyle, sonraki yüzyıllarda hızla gelişecek olan evrensel davet çalışmalarını başlatmıştır.
 

Hz. Peygamber'in davetinin başarıya ulaşmasındaki bazı etkenler

Hz. Peygamber’in davetini başarıya ulaştıran etkenlerin başında, bizzat kendisinin, davet ettiği dine samimiyetle bağlanması ve bu dinin prensiplerini kendi hayatında uygulamış olması gelmektedir. Gerçekten o, İslâm'ın insanlara yüklediği yükümlülüklerin hiçbirinden kendisini hariç tutmamıştır. Farzları önce kendisi uygulamış, yasaklara önce kendisi uymuş ve en yakınlarına tatbik etmiştir. Hz. Peygamber'in davet faaliyetlerinin başarıya ulaşmasının etkenlerinden bir diğeri de ümitsizliğe ve karamsarlığa kapılmaksızın çalışmalarını daima sabır, azim, inanç ve kararlılıkla sürdürmüş olmasıdır. O, davet çalışmalarında sosyal ilişkilerini aralıksız bir şekilde sürdürmüş ve bu ilişkilerden büyük ölçüde istifade etmiştir. Örneğin müslüman olanların yanı sıra, henüz İslâm'a girmemiş bulunan akraba ve çevresiyle ilgisini de ısrarla devam ettirmiştir. Toplum üzerindeki etkilerini göz önüne alarak, kabile başkanlarına özel ilgi göstermiştir. Davetini sunmak üzere toplantılar düzenlemiş, çarşı, pazar, panayır ve ev gibi, insanların toplu olarak bulunduğu her yerde tebliğ faaliyetini sürdürmüştür. İslâm'a davet için hiç kimseyi hakir görmemiştir.  

Hz. Peygamber'in, davet faaliyetlerini yürütürken takip ettiği metot

Hz. Peygamber muhataplarını tanımaya büyük önem verir, onların duygularını, isteklerini ve fert olarak özelliklerini dikkate alır, kendilerine değer verir, ilgi gösterir, yakınlaşmaya gayret ederdi. Muhataplarıyla ortak noktalarda birleşme esasından hareket ederdi. Faaliyetlerinde af, müsamaha, yumuşaklık, şefkat ve merhameti; kin, öfke ve zorbalığa tercih ederdi. Kur'an-ı Kerim'de Hz. Peygamber'in İlâhî bir lütuf sayesinde insanlara yumuşak davrandığı belirtilir; kaba ve katı kalpli olduğu takdirde çevresinden dağılıp gidecekleri uyarısında bulunulur. Hz. Peygamber insanların kusurlarını yüzüne vurmazdı; eleştirilerini isim vermeden yapardı. Çünkü kişinin hatasını yüzüne vurmak, mahcup olmasına ve toplumdan uzaklaşmasına yol açabilir. Muhataplarının farklı tepkilerine karşı daima azim ve ümitle davetine devam etmiştir. Özellikle Mekke döneminde daveti kabul etmeyen kabilelerden kimisi kaba, kimisi kibar, kimisi kaçamak bir şekilde olumsuz cevap vermiştir. Fakat o, sebatla, ümitsizliğe kapılmadan, azimle gayret göstermiş, her fırsatta davetini tekrar etmiştir. Peygamberimiz hiçbir kimseyi İslâm'ı kabule zorlamamıştır. Çünkü onun görevi insanları zorla dine sokmak değil; İslâm'ı tebliğ etmek ve uyarmaktır. İnsanları zorla İslâm'a dahil etmek, arzu edilenin aksine sonuçlar doğurur; İslâm'ın son derece karşı çıktığı ve istemediği münafıklığı yaygın hale getirir, insanları iki yüzlü yapar. Halbuki İslâm samimi olmaya, samimi olarak inanmaya büyük önem verir. Hz. Peygamber'in, davet faaliyetlerini yürütürken takip etmiş olduğu metot insanları güzel öğütle İslâm'a çağırmaktır. Bu esaslar doğrultusunda hareket eden Hz. Peygamber, hiçbir Yahudi, Hristiyan veya başka bir din mensubunu dinini terk edip İslâm'a girmesi için zorlamamıştır. Bilakis onları zorlamaksızın İslâm'a davet etmiş; kabul etmedikleri takdirde kendilerine belli şartlar çerçevesinde din ve vicdan özgürlüğü sağlamıştır. Kur'an-ı Kerim'de insanların iman etmeleri için zorlanamayacağı, hatta Hz. Peygamber'in bu konuda, sorumluluk duygusuyla gücünün yettiğinin ötesinde kendisini zorlamasının bile uygun olmadığı ifade edilmektedir. Peygamberimiz çalışmalarında hiçbir zaman şahsî menfaat arzusu gözetmemiştir. Nitekim Kur'an-ı Kerim'de onun uyarma ve müjdeleme görevinin karşılığı olarak bir ücret istemediği bildirilir. Onun vefatından sonra da Müslümanlar İslâm'a daveti, kendilerinin kaçınılmaz görevlerinden biri olarak kabul etmişlerdir. Burada, bir davetçi olarak Hz. Peygamber'de Allah Teâlâ'nın bulunmasını istediği bir niteliğe daha işaret etmek gerekmektedir. Müddessir Sûresinde "Kalk ve (insanları) inzâr et. Rabbini büyük tanı" hitâbıyla insanları dine davet etmesi emrolunduktan sonra Hz. Peygamber'den "elbisesini temiz tutmasının" emredilmesi, davet açısından konuya bakıldığında son derece dikkat çekicidir. Âyet-i kerîmede geçen ve temizlenmesi istenen "elbise"den maksadın ne olduğunu izah hususunda amel, kalp, nefis, beden, ahlâk, din ve elbise şeklinde, kişinin maddî ve manevî yönünü kapsayan geniş yorumlar yapılmıştır. Bununla birlikte, maksat ne olursa olsun, gerek beden ve kıyafet, gerekse kalp ve ahlâk temizliğinin iletişim açısından önemli olduğu ortadadır. Bu hitaba muhatap olduğunda artık Hz. Muhammed (sav) Allah'ın elçisidir, İslâm'a davetle emrolunmuştur, âyet-i kerîmede maddî ve manevî temizliğe dikkat etmesi vurgulanmıştır.     http://www.sonpeygamber.info