Archive for Mart, 2008

Mar
24

Âlemlerin rahmet ve uyarıcısı

Posted by zixak

Âlemlerin rahmet ve uyarıcısı
Sual: Peygamber efendimizi öven âyet-i kerimeler hakkında bilgi verir misiniz?
CEVAP
Kur’an-ı kerim baştan sona kadar Resulullah efendimizi övmektedir. Bu konudaki âyet-i kerimelerden bazılarının mealleri şöyledir:

(Biz seni âlemlere rahmet olarak gönderdik.)
[Enbiya 107]

(De ki, ey insanlar, ben, Allah’ın hepiniz için gönderdiği Resulüyüm.) [Araf 158]

(Âlemlere
[Cin ve insanlara ilahi azap ile] korkutucu [uyarıcı] olarak Furkanı [Kur’anı] kuluna [Muhammed aleyhisselama] indiren [Allah’ın şânı] ne yücedir.) [Furkan 1]

(Biz seni bütün insanlara müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik; fakat insanların çoğu bunu bilmez.)
[Sebe 28]

(Rabbinin sana verdiği nimetlerle mecnun değilsin. Senin için bitmeyen, sonsuz mükafat vardır. Elbette sen en büyük ahlak üzeresin.)
[Kalem 2-4]

(Rabbin sana
[çok nimet] verecek, sen de razı olacaksın!) [Duha 5]

(Allah ve melekleri, Resule salevat getiriyor, iman edenler, siz de salevat getirin.) [Ahzab 56]

(Resullerden kimisini kimisine üstün kıldık.)
[Bekara 253]

(Nebilerden bazısını bazısından üstün kıldık.) [İsra 55]

Son iki âyet-i kerime de, peygamberlerden bazısının, diğerinden üstün olduğunu göstermektedir. Bir hadis-i şerifte de, (Beni insanların en iyisi bilmeyen kâfirdir) buyuruluyor. (Hatib)

Allahü teâlâ, bütün peygamberlere (Ya Âdem, Ya Musa, Ya İsa) diyerek ismi ile hitap ederken, Muhammed aleyhisselama, (Ya eyyühennebiyyu, ya eyyüherresul) diye özel hitap ediyor. Bu hitap şekli de Onun diğer peygamberlerden üstün olduğunu göstermektedir.

Fatiha suresinde bildirdiği gibi Allahü teâlâ (Âlemlerin Rabbi)dir. Resulullah da âlemlerden üstün olduğu için, (Rabbüke), (Rabbike) yani (Senin Rabbin) buyuruluyor. (Bekara 30, Saffat 180)

Fetih suresinin, (Bütün dinlerden üstün kılmak üzere, Resulünü hidayet ve hak din ile gönderen Odur) mealindeki 28. âyeti de Resulünün en üstün olduğunu göstermektedir. Resulullah, her peygamberden üstün olduğu gibi, eshabı da diğer eshabdan, ümmeti de diğer ümmetlerden üstündür.

Kur’an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:
(Muhammed [aleyhisselam], Allah’ın peygamberidir, Onunla birlikte bulunanlar [Eshab], kâfirlere karşı şiddetli ve birbirlerine karşı merhametlidir.) [Feth 29]

(Mekke’nin fethinden önce Allah için mal veren ve savaşanlara, fetihten sonra verenlerden ve savaşanlardan daha yüksek derece vardır. Bunların dereceleri eşit değildir. Hepsi için Hüsnayı
[Cenneti] söz veriyorum.) [Hadid 10]

(Allah, hepsine hüsnayı
[Cenneti] vaad etmiÅŸtir!) [Nisa 95]

(Muhacir ve Ensar ile iyilikte onların
[Eshabın] izinden gidenlerden Allah razıdır, onlara Cenneti hazırlamıştır.) [Tevbe 100]

(Siz, insanların iyiliği için ortaya çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz.)
[Al-i İmran 110]

Musa aleyhisselam, bu ümmetin faziletini Tevrat’ta okuyunca, (Bu hayırlı ümmete beni peygamber olarak gönder) diye dua etti. Cenab-ı Hak da, (Onlar Ahmed’in ümmetidir) buyurdu. Hazret-i Musa (Ya Rabbi, Ahmed’in ümmeti için bu kadar nimet ihsan ettin, beni de onun ümmetinden eyle) diye dua etti. Hazret-i Musa gibi büyük bir Peygamberin, bu ümmetten olmayı istemesi, Muhammed aleyhisselamın ve Onun ümmetinin üstünlüğünü göstermektedir. (Tenvir)

İncil’in aslında Muhammed aleyhisselamın vasıfları, üstünlükleri yazılıydı. Bunları bilen İsa aleyhisselam da, Musa aleyhisselam gibi, Muhammed aleyhisselamın ümmetinden olmak için çok yalvardı, dua etti ve bu duası da kabul oldu. Allahü teâlâ, Onu diri olarak göğe yükseltti. Kıyamete yakın tekrar yer yüzüne inecek, Muhammed aleyhisselamın dinine uyacak ve onu yayacaktır.

Bu ümmetin üstünlüğünü bildiren bir hadis-i şerif meali de şöyledir:
(Allahü teâlâ, bu ümmeti şu üç hâlden emin etti:
1- Bu ümmete Peygamberiniz,
[diğer Peygamberlerin kavimlerine yaptıkları gibi] beddua edip de mahvolacak değildir.

2- Kâfirler, [Ne kadar çok olursa olsun] bu ümmeti mahvedecek kadar galebe edemez.

3- Bu ümmet dalâlet üzerinde [sapık bir yolda, sapık bir mezhepte] birleşmez. Allah’ın rahmeti [salih] cemaatle beraberdir. [Salih] Müslümanların çoğunluğuna tâbi olun. Böyle Müslümanların çoğunluğundan ayrılan Cehenneme gider.) [Ebu Davud]

Cennet ehlinin yarısı
Sual:
Hazret-i Âdem’den beri binlerce peygamber, binlerce millet geldi. Onların içinde de iman edenler, Cennete gidecekler vardır. Cennette bizim peygamberimizin ümmeti mi daha çoktur, yoksa diğer peygamberlerinki mi?
CEVAP
Diğer peygamberlere inanan kimse çok az oldu. Hatta birçok peygambere bir kişi bile iman etmedi. Mesela Yahudiler, Hazret-i Musa’ya çok eziyet ettiler. Hazret-i İsa’yı öldürmeye kalktılar. Sonra gelenleri, bin Peygamberi şehid etti. Onun için diğer peygamberlerin iman eden ümmeti az idi. Kıyamete kadar Peygamber efendimize iman edenlerin, diğer peygamberlere iman edenlerin toplamı kadar olduğu bildirilmiştir. Bir hadis-i şerifte buyuruluyor ki:
(Siz, ehl-i Cennetin yarısını teşkil edersiniz. Cennete ise Müslümandan başkası girmez. Siz ise müşriklere göre siyah öküzdeki beyazlık kadar veya kırmızı öküzdeki siyahlık kadarsınız.) [Buhari]

Bu hadis-i şerif de Peygamber efendimizin ümmetinin, diğer peygamberlere iman eden ümmetlerin toplamı kadar olduğunu göstermektedir.

Kâinatın efendisi
Sual:
Peygamber için, niye kâinatın efendisi deniyor, kâinatın efendisi ve tek hâkimi, onu yaratan Allah değil midir? Peygamber de olsa, bir insanı bu kadar yüceltmek uygun mu?
CEVAP
Kâinatın efendisi demek, yaratılmışların en üstünü demektir. Peygamber efendimizi öven, yücelten bizzat Allahü teâlâdır. Üç âyet-i kerime meali şöyledir:

(Biz seni âlemlere rahmet olarak gönderdik.)
[Enbiya 107]

(Senin için bitmeyen, sonsuz mükafat vardır. Elbette sen en büyük ahlak üzeresin.)
[Kalem 2-4]

(Biz seni bütün insanlara müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik; fakat insanların çoğu bunu bilmez.) [Sebe 28]

Hiçbir Müslüman, âlemlere rahmet olarak gönderilen Peygamber efendimizin övülmesinden rahatsız olmaz. Rahatsız olmak Müslüman olmamanın alametidir.

 

Mar
24

Resulullah efendimiz ümmi idi

Posted by zixak

Resulullah efendimiz ümmi idi
Sual: Peygamberimiz, okuma yazma biliyor muydu?
CEVAP
Resulullah efendimizin okuma yazma bilmediÄŸi âyet-i kerimelerle, hadis-i ÅŸeriflerle ve tarihi olaylarla sabittir. Resulullah ümmi idi, yani kitap okumamış, yazı yazmamış, kimseden bir ders görmemiÅŸ idi. Mekke’de doÄŸup, büyüyüp, belli kimseler arasında yetiÅŸip, seyahat etmemiÅŸ iken, Tevrat’ta ve İncil’de ve Yunan ve Roma devirlerinde yazılmış kitaplarda bulunan bilgilerden, hadiselerden haber verdi. İslamiyet’i bildirmek için, Müslümanlara mektuplar yazdırıp yolladı. Hicretin altıncı senesinde Rum, İran ve HabeÅŸ hükümdarlarına ve diÄŸer padiÅŸahlara mektuplar gönderdi. Kur’an-ı kerimi kâtiplerine yazdırdı.

Batılılar, zaten (İslam Peygamberi) ifadesiyle Peygamberimize inanmadıklarını, Onu Peygamber olarak kabul etmediklerini bildiriyorlar. Peygamber efendimizin bu bilgileri, başkalarından öğrendiğini savunabilmeleri için de, Onun okur yazar olduğunu söylüyorlar. Tevrat ve İncil’e ait bilgileri seyahat ettiği yerlerdeki papazlardan öğrendiğini iddia edebilmek için bu iftiraya baş vuruyorlar. Misyonerlere uşaklık eden bazı bid’at ehli de buna inanıyor. Halbuki Peygamber efendimizin ümmi olduğu, yani okur yazar olmadığı pek meşhurdur. Bütün bilgileri vahiy ile Allahü teâlâdan öğrendi.

Kur’an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:
(Sen bundan [Kur’an-ı kerim indirilmeden] önce, bir yazı, bir kitap okumadın, elinle de yazı yazmadın. Böyle olsaydı, bâtıl yoldakiler şüpheye düşerlerdi.) [Ankebut 48] (Müşrikler, Kur’anı baÅŸkasından öğrenmiÅŸ veya önceki semavi kitaplardan almış derlerdi. Yahudiler de, Onun vasfı Tevrat’ta ümmi olarak bildirilmiÅŸtir, bu ise ümmi deÄŸil diye şüpheye düşerlerdi.)

(Yanlarındaki Tevrat ve İncil’de
[ismini ve sıfatını] yazılı buldukları ümmi nebi olan o Resule [Muhammed aleyhisselama, iman edip] tâbi olanlara [çeşitli nimetler vereceğiz]. O resul, onlara iyiyi emreder, onları kötülüklerden alıkoyar, temiz ve hoş şeyleri kendilerine helâl kılar, murdar ve kötü şeyleri de üzerlerine haram kılar, sırtlarından ağır yükleri indirir, üzerlerindeki zincirleri kırar, [Yapılması güç ağır teklifleri kaldırır kolaylarını emreder] işte o vakit ona iman eden, ona kuvvetle saygı gösteren, ona yardımcı olan ve onun peygamberliği ile birlikte indirilen nuru izleyen kimseler var ya, işte onlar saadete, kurtuluşa erenlerdir.) [Araf 157]

(De ki: “Ey insanlar, elbette ben, göklerin ve yerin hükümranı, Ondan baÅŸka ilah bulunmayan, dirilten ve öldüren Allah’ın, hepiniz için gönderdiÄŸi resulüyüm. Allah’a ve Onun ümmi nebi olan Resulüne uyun ki doÄŸru yolu bulasınız.)
[Araf 158]

Allahü teâlânın böyle bildirmesi, ümmî olduğu, [okur yazar olmadığı] halde kendisinin bütün ilimlerin zirvesinde bulunmasından dolayıdır. Resul denmesi Allah’a göre, Nebi denilmesi de kullarına göredir. Yani O, Allah’ın elçisi olmak bakımından, Resul, halka Hakkın emirlerini tebliğ etmesi yönüyle de Nebi’dir. (Beydavi)

Alak suresinin birinci âyetinde ikra = oku buyurulup, üçüncü âyetinde tekrar oku buyurulması, ben okumak bilmem demesinden dolayıdır. (Beydavi)

Sahihi Buhari’de şöyle bildirilmiştir:
Resulullah, peygamberliği bildirilmeden önce sahih rüyalar görürdü. Gördüğü rüyalar gündüz aynen çıkardı. Çoğu geceleri Hira dağındaki mağarada ibadet ile geçirirdi. Ramazan ayında bir gün Hira dağındaki mağarada ibadet ile meşgul iken, bir kimse [Cebrail aleyhisselam] geldi. Elinde ipekten bir örtü vardı. Resulullah efendimiz şöyle buyurmuştur:
(O kimse bana “Oku� dedi. (Ben okuma bilmem) dedim. Elindeki örtüyü başımın üzerine koydu. Başımı ve yüzümü örttü. Sonra o örtüyü başımdan kaldırdı ve “Oku� dedi. Ben yine (Okuma bilmem) dedim. Yine önceki gibi, Alak suresinin (İnsanı bir “alak�tan [döllenmiş yumurtadan] yaratan Rabbinin adıyla oku! Oku, insana bilmediklerini öğreten ve kalemle yazdıran Rabbin en büyük kerem sahibidir) [mealindeki] âyet-i kerimeleri okudu. Ondan işittiklerim kalbime tamamen yerleşti.) [Bundan sonra oku dendiği zaman öğrendiklerini aynen tekrarlamıştır.]

Resulullah efendimiz ile Kureyş arasındaki antlaşmayı Hazret-i Ali yazdı. Antlaşmanın başına Bismillahirrahmanirrahim ve Muhammedün Resulullah yazdı. O sırada henüz iman etmemiş olan Süheyl bin Amr dedi ki:
(Bizim kitabımıza göre ben Rahmanı bilmem, onun yerine Bismike Allahümme yaz. Muhammedün Resulullah yerine de Muhammed bin Abdullah yaz. Eğer biz Onun Peygamberliğini kabul etseydik, zaten Onunla savaşmazdık.)

Eshab-ı kiram ile Süheyl arasında konuşmalar devam ederken, Resulullah efendimiz buyurdu ki:
- Ya Ali, Onu sil, Süheylin dediği gibi yaz.
Hazret-i Ali’nin, edebinden silmeye eli varmadı. Resulullah efendimiz, (Silinecek yeri bana gösterin de orasını sileyim) buyurdu. Gösterdiler ve orasını sildi. (Şevahid-ün nübüvve)

Bu vesikalara rağmen, bid’at ehli bile olsa, Müslüman olan bir kimse, Resulullah okur yazardı diyemez. Kâfirlerin demesinin zaten bir kıymeti yok. Yılanın zehir saçmasına benzer.

 

Mar
24

Resulullahın bütün dedeleri mümindi

Posted by zixak

Resulullahın bütün dedeleri mümindi
Sual: Resulullah efendimiz, Hazret-i İbrahim’in soyundan geldiğine göre, Hazret-i İbrahim’in babası Azer de kâfir olduğuna göre, nasıl olur da, Resulullahın mübarek nuru bir kâfire geçebilir? Peygamberimizin bütün dedeleri mümin değil mi idi?
CEVAP
Resulullah efendimizin anası, babası ve bütün dedelerinin temiz bir mümin olduğu, âyet-i kerime ve hadis-i şeriflerle sabittir. Bunun aksini söylemek, bu husustaki nassları inkâr olur.

Tevbe suresinin 28. âyet-i kerimesinde müşriklerin necis, yani bedenlerinin değil itikadlarının pis olduğu bildiriliyor. Peygamber efendimiz de bütün dedelerinin temiz olduğunu bildiriyor. Şuara suresinde (Vetekallübeke fissacidin) buyuruluyor. Yani mealen, (Sen, yani senin nurun, hep secde edenlerden dolaştırılıp, sana inkılab etmiş, ulaşmıştır) demektir. Ehl-i sünnet âlimleri bu âyet-i kerimeyi tefsir ederken, bütün ana babalarının mümin olduğunu bildirmişlerdir. Mevahib-i ledünniyye kitabının başında, bütün dedelerinin temiz birer mümin olduğunu bildiren hadis-i şerifler nakledildikten sonra buyuruluyor ki:
(İbni Abbas hazretleri buyuruyor ki:
Seni bir Peygamberin neslinden diÄŸer bir Peygamberin nesline naklettim. Yani senin soyun Peygamberler silsilesidir. Bir babanın iki oÄŸlu olsa, peygamberlik hangisinde ise, Resulullah ondan gelmiÅŸ demektir.”)

Hadis-i ÅŸeriflerde buyuruldu ki:
(Her asırdaki insanların en iyilerinden dünyaya getirildim.) [Buhari]

(Allahü teâlâ, Arabistan’daki seçilmişlerden beni seçti. Beni her zamandaki insanların en iyilerinde bulundurdu.)
[Taberani]

(Dedelerimin hiçbiri zina etmedi. En iyi babalardan, temiz analardan geldim. Dedelerimden birinin iki oğlu olsaydı, ben bunların, en iyisinde bulunurdum.)
[Mevahib]

(Hazret-i Âdem’den babama kadar hep nikahlı ana babadan geldim. Ben ecdat olarak sizin en hayırlınızım.)
[Deylemi]

(Soy bakımından da insanların en şereflisiyim. Öğünmek için söylemiyorum.)
[Deylemi]

[Yani, (Hakikati bildiriyorum, hakikati bildirmek vazifemdir, bunları söylemezsem vazifemi yapmamış olurum) demektir.]

Bu hadis-i şerifler ve Şuara suresindeki âyet-i kerime, Peygamber efendimizin bütün dedelerinin temiz bir mümin olduğunu göstermektedir. Kâfirler pis olduğuna göre, Hazret-i İbrahim’in babasının kâfir olması mümkün değildir.

Molla Cami hazretleri buyuruyor ki:
(Muhammed aleyhisselamın zerresini taşıdığı için, Hazret-i Âdem’in alnında nur parlıyordu. Bu zerre, Hazret-i Havva’ya ve ondan Hazret-i Şit’e ve böylece temiz erkeklerden temiz kadınlara ve temiz kadınlardan temiz erkeklere geçti. O nur da, zerre ile birlikte, alınlardan alınlara geçti.) [Şevahid]

Bu nur, kâfire geçmediği gibi, zina gibi bir günah işleyen mümine bile geçmiyordu. Bu bakımdan da Azer, Hazret-i İbrahim’in babası değildi. [Hazret-i İbrahim’in babasının ismi Taruh idi.]

Enam suresinin 74. âyetinde, (İbrahim, babası Azer’e dediÄŸi zaman…) buyuruluyor. Burada Azer kelimesi, baba kelimesinin atf-ı beyanı olduÄŸu Beydavi tefsirinde yazılıdır. Bir kimsenin iki ismi olup, birlikte söylenince, birinin meÅŸhur olmadığı, ikincinin meÅŸhur olduÄŸu anlaşılır. MeÅŸhur olmayan birincisindeki kapalılığı açıklamak için ikincisi söylenir. Bu ikincisine atf-ı beyan denir.

Hazret-i İbrahim iki kimseye baba demektedir. Birisi kendi babası, diğeri de üvey babası ve amcası olan kişidir. İcaz, belagat ve fesahat kaidelerine göre, âyet-i kerimenin manası, (İbrahim, ismi Azer olan babasına dediği zaman) demektir. Böyle olmasaydı, sadece (Azer’e dediği zaman) veya (Babasına dediği zaman) demek yetişirdi. Eğer Azer kendi öz babası olsaydı Babası kelimesi fazla olurdu. Türkçe’de bile (Babam Ali geliyor) denmez, (Babam geliyor) denir.

Kur’an-ı kerimde amcaya baba denilmektedir. Hazret-i İsmail, Hazret-i Yakub’un amcasıdır. Fakat Kur’an-ı kerimde (Amcan İsmail) denmiyor, (Baban İsmail) deniyor. Çocukları, Hazret-i Yakub’a (Babaların İbrahim ve İsmail ve İshak…) diyor. (Bekara 133) Yani, (Baban İbrahim, baban İsmail ve baban İshak) deniyor. Halbuki Hazret-i İsmail, Hazret-i Yakub’un babası deÄŸil, amcasıdır. Tefsirlerde, Kur’an-ı kerimde amcaya baba denildiÄŸi bildirilmektedir. Resulullahın yaÅŸlı köylüye, amcaları olan Ebu Talibe ve Hazret-i Abbas’a baba dediÄŸi, çeÅŸitli muteber kitaplarda yazılıdır.

Yalnız Araplar değil, çeşitli milletlerde, amcaya, üvey babaya, kayınpedere ve yardımsever zatlara baba demek âdettir.

Türkiye’de de, insanlara iyilik eden, onları himayesine alan kimselere mecaz olarak, “Baba adam”, “Fakir babası” dendiÄŸini hepimiz biliriz. YaÅŸlı kimselere de hürmeten “Baba” denir.

YaÅŸlı kadınlara da “AyÅŸe ana”, “Fatma ana” veya “Hacı anne” dendiÄŸi meÅŸhurdur. Böyle söylemekle, yani baba demekle, o kimse bizim babamız olmadığı gibi anne dediÄŸimiz kadın da annemiz olmaz. Bunlar hürmet için söylenir.

Yine yaÅŸlı kimselere, bir akrabalığımız olmadığı halde, “Amca, dede”, yaÅŸlı kadınlara da, “Teyze, nine” deriz. Bunlar bir saygı ifadesidir.

Bu bakımdan Hazret-i Yakub’un öz babası Hazret-i İshak iken, Kur’an-ı kerimde, Hazret-i Yakub’a hitaben (Baban İsmail) buyurulmuştur.

[İmam-ı Süyuti hazretleri, Kitabüd-derc-il-münife kitabında Azer’in Hazret-i İbrahim’in amcası olduğunu vesikalarla ispat etmektedir.]

(Babam ve baban ateÅŸtedir)
hadis-i şerifi için âlimler iki türlü açıklama yapıyorlar:
1- Bu hadis-i şerif, Ebu Lehebin Cehennemde olduğunu bildirmektedir. Çünkü Arablar amcaya da baba derler. (El müstened)

2-
Bu hadis-i şerif, imanlı oldukları bildirilmeden önce, ictihad ile söylenmiş idi. İmanlı oldukları sonradan bildirildi. (Mir’at-i kâinat) [Hazret-i Hatice’nin iki çocuğu için de böyle buyurmuştu. Cehennemde olmadıkları sonradan bildirildi. (Ahvali etfalil-müslimin)]

 

Mar
24

Peygamber efendimizin ırkı

Posted by zixak

Peygamber efendimizin ırkı
Sual: Peygamberimizin ırkı ne idi?
CEVAP
Sevgili Peygamberimiz Muhammed aleyhisselam, Araptır. Arap, güzel demektir. Mesela, lisan-ı Arap, güzel dil demektir. Coğrafyada Arap demek, Arabistan yarımadasında doğup büyüyen ve onların kanından olan kimse demektir. Peygamber efendimizin akrabasını, Arapları sevmek ve saymak ibadettir. Onları her Müslüman sever. Anadolu’ya misafir gelen esmer fellahlar ve zenciler; saygı gösterilsin diye kendilerini, Arap diye tanıttırmış, Anadolu’nun temiz, saf Müslümanları da Araba olan hürmetlerinden dolayı, bunları sevmişlerdir. Çünkü, dinimizde siyah beyaz ayrımı yoktur.

Siyah bir Müslüman beyaz bir kâfirden çok üstün, çok daha kıymetlidir. Siyah olmak, imanın şerefini azaltmaz. Resulullah efendimizin çok sevdiği Hazret-i Üsame ve Bilâl-i Habeşi hazretleri siyah idi. Ebu Leheb ve Ebu Cehil kâfirleri beyaz idi. Allahü teâlâ insanın rengine değil, iman ve takvasına kıymet vermektedir.

Siyahların, esmerlerin kendilerini Arap olarak tanıtmaları, İslam düşmanlarının işlerine yaradı. Bu düşmanlar, siyah insanları, aşağı ve iğrenç olarak tanıttılar, köle olarak kullandılar. Arabı siyah olarak tanıtmaya, böylece Müslümanları Peygamber efendimizden soğutmaya uğraştılar. Siyah resimlere, kara köpeklere, resmin negatif filmine Arap dediler. Arap saçı, Arap sabunu, kara Fatma böceği gibi uydurma isimlerle Arap milletini kötülediler. Aşağıda Peygamber efendimizi öven hadis-i şerifler ayrıca Arap milletinin de üstünlüğünü göstermektedir.

(Allahü teâlâ, beni insanların en iyilerinden vücuda getirdi.)
[Tirmizi]

(Her asırdaki insanların en iyilerinden dünyaya getirildim.) [Buhari]

(Allahü teâlâ, İsmail aleyhisselamın soyundan Kureyşi seçti, Kureyşten de, Haşimoğullarını sevdi. Onlardan da, beni süzüp seçti.)
[Müslim]

(Ensarı müminden başkası sevmez, münafıktan başkası da buğzetmez.)
[Buhari]

Şimdi gerçek Arap çok azalmıştır. Çoğu Asya’ya cihada gitmiş, bir daha dönmemiştir. Arap bu kadar övüldüğü halde, ırkçılık yapanlarının Cehenneme gideceği de bildirildi. Bir hadis-i şerifte, (Arap, ırkçılık yüzünden sorgusuz sualsiz Cehenneme atılır) buyuruldu. (Ebu Ya’la)

Kâfir olan bir Arap, Müslüman Fransızdan üstün olamaz. Böyle bir ırkçılık dinimize aykırıdır. Dinimizde ırkçılık yoktur. Kur’an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:
(Ey insanlar, sizi, bir erkekle bir kadından yarattık. Birbirinizle tanışmanız için milletlere ve kabilelere ayırdık. Allah indinde en üstününüz, takvada en ileri olanınızdır.) [Hucurat- 13]

Hadis-i ÅŸeriflerde buyuruldu ki:
(Rabbiniz bir olduğu gibi, babalarınız, dininiz ve Peygamberiniz de birdir. Arabın Aceme, [Arap olmayana] Acemin Araba üstünlüğü olmadığı gibi, kırmızının karaya, karanın kırmızıya üstünlüğü yoktur. Hiçbir milletin diğerine üstünlüğü yoktur. Üstünlük ancak takva iledir.) [İbni Neccar]

(Allahü teâlâ, cahiliyet övünmelerini sizden kaldırdı. Hepiniz Âdem aleyhisselamın evlatlarısınız. Âdem ise topraktan yaratılmıştır.)
[Tirmizi]

(Irkçılık yapan, ırkçılık için savaşan ve ırkçılık uğrunda ölen, bizden değildir.)
[Ebu Davud]

Arap milletinin üstünlüğü
Sual
: Dinimizde ırkçılık yoktur. Ancak, genelde bir millet diğer milletlerden üstün olamaz mı?
CEVAP
Elbette olur. Genelde bazı milletler cömert, bazıları cimri olur, bazıları yiğit bazıları korkak olur. Bazıları çalışkan, bazıları tembel, bazıları kavgacı, bazıları uysal olur. Ama bir millet toptan hep böyle olmaz. Bir babanın bile iki evladı olsa biri iyi, öteki kötü olabilir. Âdem aleyhisselamın oğlunun birisi çok uysal bir mümin idi, öteki ise zalim bir kâfir idi. Resulullah efendimizin amcasının biri mümin, öteki kızıl kâfir idi. Buna rağmen Arap milleti genelde üstün vasıflara haizdir. Bu soylu Arap milletinin Arabistan’da kalmadığı din kitaplarında yazılıdır. Seadet-i Ebediyye kitabında diyor ki:
(Bugün, Arabistan’da, Mekke-i mükerreme ve Medine-i münevverede bulunanlar, asırlar boyunca, Afrika’dan, Asya’dan ve diğer yerlerden gelip yerleşen yabancıların soyundandır. Sultan ikinci Abdülhamid hanın amirallerinden Eyyub Sabri paşa, beş ciltlik Türkçe (Mirat-ül-Haremeyn) kitabında, koca Mekke şehrinde, iki Arap evinin kalmış olduğunu yazmaktadır. Bugün ise hiç yoktur.)

Arap, kelime olarak güzel demektir. Zenciler ve fellahlar Arap değildir. Müslüman olan Araplar hakkında bir çok hadis-i şerif vardır. Bazılarının mealleri şöyledir:

(Allahü teâlâ, insanlar içinden seçtiklerini Arabistan’da yerleştirdi. Bu seçilmişlerden de, beni seçti. O halde, Arabistan’da bana bağlı olan Müslümanları seven, benim için sever. Onlara düşmanlık eden, bana düşmanlık etmiş olur.)
[Taberani]

(Şu üç sebepten dolayı Arabı sevin: Ben Arabım. Kur’an Arapçadır ve Cennet ehlinin lisanı da Arapçadır.)
[Taberani, Hâkim, İbni Asakir, Abdürrazzak]

(Fakirleri sevin ve onlarla oturup kalkın. Müslüman Arabı da kalbden sevin.)
[Hâkim]

(Arabı ve onların bekasını da sevin. Çünkü onların bekası İslam’da nurdur. Son bulmaları ise İslam’da zulmettir.)
[EbuÅŸÅŸeyh]

(Ebu Bekri ve Ömer’i sevmek sünnet, buğz etmek küfürdür. Ensarı sevmek imandandır, buğz etmek küfürdür. Müslüman Arabı sevmek de imandandır, buğz etmek küfürdür.)
[İ.Neccâr]

(Arabı sevmek iman alameti, buğz ise münafıklık alametidir.)
[Hâkim, Beyheki, Dare Kutni]

(Kureyş’i sevin. Çünkü Allahü teâlâ, onları sevenleri sever.)
[Taberani]

(Arab, yeryüzünde Allahü teâlânın nurudur. Onların yok olması zulmettir. Onlar yok olunca, nur gider, zulmet gelir.)
[Hâkim]

(Dört kabilesi hariç, Arabın hepsi İbrahim oğlu İsmail evladıdır.) [İ.Asakir]

(İnsanların iyisi Arap, Arabın iyisi Kureyş, Kureyş’in iyisi Beni Haşim’dir. Acemin iyisi Fars, Sudanlının iyisi Nube, malın hayırlısı mehirdir.)
[Deylemi]

(Ehli beytimin, Ensarın ve Arabın hakkını tanımayan, ya münafık, veya veledi zina, yahut haram karışmıştır.) [Beyheki, İ.Adiy, El Baverdi]

(Arabın helak olması kıyamet alametidir.)
[Tirmizi, Taberani]

(Bana buğz eden dinden ayrılır.
Müslüman Araba buÄŸz eden bana buÄŸz etmiÅŸ olur.) [Tirmizi, Taberani, İ.Ahmed, Beyheki, Ebu Ya’la, Hâkim]

Sual: Arapların kullandığı yazı, Cennetteki yazı mı?
CEVAP
Evet. Hazret-i Âdem’den beri kullanılan İslam yazısıdır.

 

Mar
24

Peygamber efendimizin faziletleri

Posted by zixak
Peygamber efendimizin faziletleri
Sual: Peygamber efendimizin faziletlerini bildirir misiniz?
CEVAP
Mevahib-i ledünniyye
ve Mirat-i kâinat kitaplarında bildirilen faziletlerinden bazıları şöyledir:Canlılar içinde ilk olarak Muhammed aleyhisselamın ruhu yaratıldı. Hak teâlâ (Her şeyi senin için yarattım, sen olmasaydın, hiçbir şeyi yaratmazdım) buyurdu. Tevrat, İncil ve Zebur’da övülüp müjdelenmiştir.

Âmine validemiz ona hamile olunca, bütün putlar yüzüstü devrildi. Bütün şeytanlar ve sihir yapan büyücüler âciz kalıp, işlerini yapamaz oldular. Doğunca da bütün putlar yıkıldı. Doğduğu gece, Kisra’nın sarayı yıkıldı. Mecusilerin bin yıldan beri yanan ateşi söndü. Save gölünün suyu kurudu.

Safiye Hatun anlatır:
Doğduğu gece 6 alamet gördüm:
1- DoÄŸar doÄŸmaz secde etti.
2- Başını kaldırıp “La ilahe illallah inni Resulullah� dedi.
3- Her taraf aydınlandı.
4- Yıkayacaktım, biz Onu yıkadık diye bir ses işittim.
5- Göbeği kesilmiş ve sünnet edilmiş gördüm.
6- Sırtında nübüvvet mührü vardı. İki küreği ortasında “La ilahe illallah Muhammedün Resulullah� yazılı idi.

Çocuk iken, başı hizasında bir bulut gölge yapardı.

Ona salevat okumak âyet-i kerime ile bildirildi. Kelime-i şehadette, ezanda, ikamette, namazdaki teşehhüdde, birçok dualarda ve Cennette Allahü teâlâ, Onun ismini kendi isminin yanına koymuştur.
Allahü teâlâ, Onu kendisine habib [sevgili] yaptı, herkesten daha çok sevdi.

Kimseden bir şey öğrenmemiş iken, Allahü teâlâ Ona, her ilmi, her üstünlüğü verdi. Her yerde her zaman mübarek kalbi hep Allahü teâlâ ile idi.

Allahü teâlâ, bütün peygamberlere (Ya Âdem, ya Musa, ya İsa) diyerek ismi ile hitap ederken, Ona (Ya eyyühennebiyyu, ya eyyüherresul) diye özel hitap ediyor.

Namazda otururken, (Esselamü aleyke eyyühennebiyyü ve rahmetullahi) okuyarak, Ona selam vermek emrolundu. Namazda, başka bir Peygambere böyle söylemek caiz olmadı.

Her peygamber kendi milletine, o ise her millete gönderilmiştir.

Her peygamber, iftiralara kendisi cevap verdi, fakat ona yapılan iftiralara Allahü teâlâ cevap verdi.

İsmi ile çağırmak, yanında yüksek sesle konuşmak haram idi.

Hazret-i Cebrail 24 bin kere geldi. Başka Peygamberlere çok az geldi.

Mübarek hanımları müminlerin anneleri idi ve onlarla evlenmek başkalarına haram edildi.

Önünden gördüğü gibi, arkasından da görürdü.

Mübarek teri, gül gibi güzel kokardı.

Uzun kimselerin yanında iken, onlardan yüksek görünürdü.

Güneş ve Ay ışığında gölgesi yere düşmezdi.

Üstüne sinek ve başka hiçbir böcek konmazdı.

Çamaşırları, ne kadar çok giyse de hiç kirlenmezdi.

Taş üstüne basınca, izi kalır, kum üstünde iz bırakmazdı.

Sözü çok vecizdi. Az kelime ile çok şey anlatırdı.

Eshabının hepsi, peygamberler hariç, bütün insanlardan üstündür.

Onun ümmeti de bütün ümmetlerin en üstünüdür.

Onun mübarek ismini taşıyan mümin Cennete girer.

Onu ve ehl-i beytini sevmek farzdır.

Hazret-i Azrail, içeri girmek için izin istedi. Başka hiç kimseden izin istemedi.

Kabrinin toprağı, her yerden ve Kâbe’den daha kıymetlidir.

Sual: Peygamber efendimiz, doÄŸduÄŸu zaman da peygamber mi idi?
CEVAP
Peygamberimizin mübarek ruhu peygamber olarak yaratıldı. 40 yaşında, kendisine peygamber olduğu bildirildi.

SavaÅŸ peygamberi
Sual: Peygamberimiz çok savaştığı için (Savaş peygamberi), Kur’an-ı kerimi yaşadığı için de (Yürüyen Kur’an) diyorlar. Buna benzer başka lakaplar da veriyorlar. Böyle söylemek uygun mudur?
CEVAP
Uygun olmaz. Peygamber efendimizin yaptığı her iş için bir lakap takılmaz. Çok namaz kıldığından dolayı, namaz peygamberi denmez. Çok oruç tuttuğu için, oruç peygamberi denmez. Kur’an-ı kerimi uyguladığı için, yürüyen Kur’an denmez.

Kur’an için anti virüs programı, Allah için mimar, sanatçı diyenler de var. Böyle söylemek caiz değildir. İmam-ı Rabbani hazretleri buyuruyor ki:

Allahü teâlânın isimleri tevkifîdir, yani dinin sahibinin bildirmesine bağlıdır. İslamiyet’in söylediği ismi söylemelidir. İslamiyet’in bildirmediği isim, ne kadar iyi, güzel görünse de söylenmez. (2/67)

 

Mar
20

Mevlid (Velâdet Bahri)

Posted by zixak

 HÂFIZ MECİD EFENDİ (MECİD SESİGÜR)    Mevlid-i Åžerîf  Mevlid-i ÅŸerîf, 1351′de doÄŸduÄŸu tahmin edilen Süleyman Çelebi’nin yazmış olduÄŸu Hz. Peygamber’in hayatını safha safha anlatan “Vesîletü’n necât” (KurtuluÅŸ vesîlesi) adını verdiÄŸi manzum bir eserdir. Efendimiz Hz. Muhammed (S.A.V.)’in diÄŸer peygamberlerden farkı olmadığı ÅŸeklindeki ifadelere  içerleyerek, O’na duyulan sevgiyi en güzel ÅŸekilde anlatabileceÄŸi bu eseri yazmıştır. Mevlid-i ÅŸerîf, 1351′de doÄŸduÄŸu tahmin edilen Süleyman Çelebi’nin yazmış olduÄŸu Hz. Peygamber’in hayatını safha safha anlatan “Vesîletü’n necât” (KurtuluÅŸ vesîlesi) adını verdiÄŸi manzum bir eserdir. Efendimiz Hz. Muhammed (S.A.V.)’in diÄŸer peygamberlerden farkı olmadığı ÅŸeklindeki ifadelere  içerleyerek, O’na duyulan sevgiyi en güzel ÅŸekilde anlatabileceÄŸi bu eseri yazmıştır. Mübarek gecelerde, doÄŸumlarda, düğünlerde, çeÅŸitli merasimlerde tevÅŸihlerle ve Kur’an tilâvetleriyle süslenerek mûsikî naÄŸmeleriyle okunması güzel bir âdet olarak yerleÅŸmiÅŸtir. Mevlid-i ÅŸerîf bestelenmiÅŸ ve bestesi de uzun bir müddet okunmuÅŸ olmakla birlikte irticâlen, her defasında farklı güzelliklerde okunması daha câzip olduÄŸundan belli bir süre sonra bu beste unutulmuÅŸtur. Tahminen o beste de icrâ edilen makamlardan oluÅŸmaktaydı. Altı bölümdür. Bölümlere “bahir” adı verilir. Mevlid okuyanlara “mevlidhân” denir. UzunluÄŸundan dolayı ve âhenk deÄŸiÅŸikliÄŸi olması aşısından birkaç mevlidhân tarafından okunur. Mevlid-i Åžerîf’e Kur’ân-ı Kerîm tilâvetiyle baÅŸlanır. Bazı bahirler kendi içinde de bölümlere ayrılmakla birlikte okunması gelenekleÅŸmiÅŸ olan bahirler ÅŸunlardır: Tevhid Bahri: Cenâb-ı Allah’ın varlığını, birliÄŸini, kudretini anlatır. O’nu zikretmenin öneminden bahseder. Sabâ, bestenigâr, ÅŸevkutarab gibi makamlarla icrâ edilir. Öncesinde bu makamlardan tevÅŸih okunur. Nûr Bahri: Cenâb-ı Allah’ın “nur”unun önce Hz. Âdem’e ve sırasıyla diÄŸer peygamberlere en son da Efendimiz  (S.A.V.)’e naklolunmasını anlatır. Hicaz makâmında okunur. Öncesinde hicaz makamıyla karar veren bir Kur’ân-ı Kerîm okunur ve hicaz makamında bir tevÅŸih veyâ ilâhi okunur. Velâdet  Bahri: Efendimiz (S.A.V.)’in doÄŸumunu, doÄŸumundan itibaren geliÅŸen olaÄŸanüstü halleri âdetâ sahneler. Rast makâmıyla okunur.  Öncesinde Efendimiz(S.A.V.)’in doÄŸumuyla alâkalı rast bir tevÅŸih, aralarında da salât ü selamlarla süslenir. Merhaba Bahri: Hz. Peygamber(S.A.V.)’in dünyayı teÅŸrîfini müteakip O’na en güzel ÅŸekilde merhabâ (hoÅŸ geldin) diyen, O’nun ÅŸefâatini dileyen ifâdeler bulunan bir bahirdir. UÅŸÅŸak makâmıyla icrâ edilir. Yine uÅŸÅŸak ve benzeri makamlardan (beyâtî, ısfahan, hüseynî, muhayyer) tevÅŸihlerle süslenir. Mi’râc Bahri: Efendimiz (S.A.V.)’in mi’râc mu’cizesini anlatır. Uzun olmasından dolayı bâzen  iki bölüm halinde iki icracı tarafından okunur.Hüzzam makamıyla icrâ edilir ve öncesinde mi’racdan bahseden hüzzam makâmında bir tevÅŸih okunur. TevÅŸih eviç makamında da olabilir ancak o takdirde mevlidhân bahire girerken makam çeÅŸnisini hüzzam makâmına getirmesi gerekir. Münâcât Bahri: Okunması gelenekleÅŸmiÅŸ olan son bahirdir. Cenâb-ı Allah’a münâcâtı, bağışlanmayı ihtivâ eder. Mi’rac bahrinin sonundan hüzzam makamından alınarak sonuna doÄŸru sabâ ve hüseynî makamlarına geçilerek bu makamla bitirilir. Sonunda yine Kur’ân-ı Kerîm okunur. Duâ edilerek bitirilir. Bütün bahirlerde makam icrâları esnâsında farklı makam geçkileri yapılabilir ve konularla alâkalı kasideler ve salât ü selâmlarla süslenir.  

Mar
20

Ölüm Ötesi Hayat

Posted by zixak

M.Fethullah Gülen

Ölüm Ötesi Hayat, beÅŸerin çılgınlıklarının önünü alacak, onun hezeyanlarını önleyecek, çocukların mukavemetsiz kalplerinde her an saadet parıltılarını yakıp aydınlatacak âhiret hayatına inanmanın kurtarıcılığına ve mutluluÄŸuna dikkat çekiyor. İçimize ötelerin neÅŸvesini nefh eden, anlayış ve bakışlarımıza yepyeni buudlar kazandıran bir kitap… 

Mar
20

Kırk Testi

Posted by zixak

 

M.Fethullah Gülen

 Kırk Testi, İslam’ın doÄŸuÅŸundan beri süregelen bu köklü geleneÄŸin, ilham ve ünsle beslenmiÅŸ irfan çizgilerini iÅŸaretliyor. Onu okurken, yüce bir dimağın bin türlü çileden massettiÄŸi zorlu, ama bir o kadar da manevi keyif verici müşahede, duyuÅŸ ve düşüncelerinden oluÅŸan bir armoni bulacaksınız. Kırık Testi, bu manevi, kalbi ve fikri duyuÅŸların salt felsefesini yapmıyor. İrfanı, vicdanı ve çaÄŸdaÅŸ insanın pörsümüş ruh dünyasını tahrik etmeye çalışıyor. Kırık Testi, insandaki bütün kalbi, vicdanı ve irfanı melekeleri tahrik eden zengin bir sohbet üslubuna sahip… 

Mar
20

Kırık Mızrap

Posted by zixak

M. Fethullah Gülen

 Diriltici nefesin sonsuzluk bestesi.. Onda zaman geçip gitmez, mânâ pörsümez ve “bütün” yekpare sevgiyi bir iffet gibi muhafaza eder. O, her türlü mukayese ve nispetlerin eridiÄŸi, aÅŸk ve sevginin yıldızlı bir uykuya daldığı, sarahatlerin serbest oyunlarını denediÄŸi ve ışığın gölgeler mahbesinde ölümsüzleÅŸtiÄŸi bir vuzuhtur. Düşünce onda tecridin imbiÄŸinden geçerken kristalleÅŸir ve renkle, ışıkla dolu bir âvize haline gelir. İdrak üstü bir incelikle zekâya ve onunla uzvîleÅŸen his ve duyguya ürperti veren bu sese Cibril kendi nefesinin rengini ve kanat çırpıp duran ilhâmın soluklarını katar ve artık o ledün âleminin ÅŸeffaf bir dalı, bir uzantısı olur.

Mar
20

İnancın Gölgesinde

Posted by zixak

M. Fethullah Gülen

 İnancın Gölgesinde, Allah’ın mutlak varlığı ve birliÄŸi, âhiret; melek, ruh, cin ve ÅŸeytan gibi bütün unsurlarıyla melekût veya metafizik âlemi, Peygamberlik ve son Nebi Hz. Muhammed’in (s.a.v) PeygamberliÄŸi, ilahi kitapları ve bu arada Kur’an’ı son olarak ta akılların kendisine zor yol bulduÄŸu kader konusuyla birlikte bütün iman esaslarını akla , mantığa, muhakemeye ve kalbe hitap ederek ortaya koyuyor. Ayrıca fert ve toplum olarak duygu, düşünce, ruh ve aksiyonda diri kalabilmenin yollarını da gösteriyor.Â