Archive for Åžubat 17th, 2008

Åžub
17

Yeter ki sen “ümmetim� diye kabul et bu asrın günahkarlarını Efendim

Posted by zixak

Sana “gel� demeye yüzümüz yok Efendim. Sen kabul buyur bizi, sen davet et de biz varalım o ravzay-ı pâkine yalınayak. Gerekirse yollarında emekleye emekleye hatta sürünerek, yüzüstü gelelim huzuruna. Sen kabul et ki biz senin uğruna her türlü ezâya, cefâya razıyız.

Sümeyye’ler (r.a) misali bizi de ayaklarımızdan bağlayıp develeri ters istikamete sürsünler. Bedenlerimiz iki parça olsun. Vücudumuz tek parça olarak kapına gelmekten utanıyoruz. Bir değil bin parça olsun bedenlerimiz de yeter ki kabul et bizi. Kabul et ki Bilâl (r.a) gibi bizi de kızgın kumlara yatırsınlar ve diyebilelim Allah’ın huzuruna çıkarken, o gün, senin ve dinin için bütün meşakkatlere katlandık diye. Kabul et ki Habbab bin Eret (r.a) gibi bizi de bir hasıra sarmalasınlar ve sonra da yaksınlar. Senin yolunda feda edilmemiş bir can olarak huzuruna gelmekten utanıyoruz Efendim. Yeter ki sen “ümmetim� diye kabul et bu asrın günahkarlarını Efendim.Bizi de “liva-ül hamd� sancağının altında topla, o dehşetli günde. O gün öyle dehşetli gün ki bütün beşeriyet hatta peygamberler dahi “nefsî, nefsî..� dediği gündür. Sadece senin “ümmetî, ümmetî..� diyeceğin o günde, bizi yani bu acizleri, bu günahkar ümmetini bir halimizle perişan bırakma Efendim. Öyle bir hale düştük ki Efendim, gündüzlerimiz bile siyaha boyandı. Sen kokmayan gülleri büyüttük bahçelerimizde. Senin için olmayan neyimiz varsa hep renksiz, neyimiz varsa hep yağmalandı çaresiz. En kutsal hediyesiydin Yaradan’ın bize. Heyhat ki koruyamadık tam manasıyla seni. Asır, sinede ateş misali oldu.. İman elde kor gibi Efendim. Sevgili diye yılanlar atıldı koynumuza. Ey Güllerin Sultanı! Sana gel demeye yüzümüz yok. Sen davet buyur bize. Biz gelelim alemlere rahmet olan Sen’in nurlu eşiğine. Davet et ki bütün meşakkatler kabulümüzdür. Tek temennimiz bu asrın biz çaresizlerini de “Ey rabbim! Bunlar da benim ümmetimdendir� demendir. Toprak olup aslımıza döneceğimiz günler elbette uzak değildir. Bir tebessüm buyur ki gittiğimiz yerler nurunla aydınlansın Efendim. Amellerimiz bizi cennetin yanına bile götürmez ki sana muhabbetimiz olmadan. Bizi “ümmetim� diye kabul et ki asırlardır hep dünyaya bel bağlamış şu günahkarların artık Sen’in muhabbetinle yürekleri taşsın cihandan, cuş-u huruşa gelsin yüreklerimiz sana olan aşkla. On dört asır evvelinden “Ümmetim yağmur misalidir. Evveli mi ahiri mi hayırlıdır bilinmez� buyurmuştun. Ama Efendim, biz haramlarla günahlarla hemhal olduk daim. İçimiz dışımıza bir çevrilse ne kadar acınacak halde olduğumuz görülecek. Allah ise bu halimiz mahşere sakladı. Bu yüzden başımız önümüzde eğik, bu yüzden sana “Gel Ey Efendim� diyemiyoruz. Çünkü sana gel demekten utanıyoruz Ey Gönüllerin Şehremini. Öyle ise biz gelelim kapına. Kapına gelip Kıtmir’in olalım Sen’in daima. Kabul et nolur. Yoksa başımıza dağlardan daha büyük taşların yağacağı gün yakındır. O gün kaçacak yer olmayacak Efendim. Azığımız olan salih amelleri boynumuzda gerdanlık yapamadık bu dünya zindanında. Kalplerimiz taş kesildi Ey Gönüllerin Sultanı! Ummanlar çekilip kurudu birer birer. Hayat çöl ortasında kaldı çaresiz. Sana “gel� diyemiyoruz Efendim, “doğ gecelerimize� diyemiyoruz sana Sultanım. Ama nolur sen kabul et de senden gayrı neyimiz varsa hepsini geride bırakıp sana gelmek istiyoruz. “Af diliyoruz� kapında. Ey alemlerin Sultanı! Bize yüzünü çevirme nolursun. Efendim! Sana salât olsun.. selamlar olsun.. Bizleri sana ümmet yapana hamdler olsun..   

Åžub
17

***En Sevgili***

Posted by zixak

O'nu yuvasındaki topal karınca, semada ay sevdi. İncinmesin diye ayakları, yollarına döktükleri diken sevdi, gül sevdi, yol sevdi.

 

Bir gün bir şehirden kovuldu, taşlandı. Şehir sevdi, taş sevdi de; şehir şehirliğinden taş taşlığından incindi.

 

O Allah'ın Habibi , O “en sevgili...�

 

Çorak gönüller onu sevdi de gülşene döndü.

 

Her nereye baksa, bakışlar o yöne aktı.

 

Gitti.

 

Gittiği günden beri Mekke yaralı, Mekke dertli.

 

Şimdi dünya bir Mekke.

 

Bekliyor.

 

Çünkü biliyor, O sevdikleriyle, sevenleriyle...

 

En çok kimi seviyoruz?

 Bir gün Hz . Ömer r.a.' ın oğlu Abdullah'ın ayağı kasıldı kaldı. Bir türlü kımıldamıyor, hareket etmiyordu. Oradan geçen Hz . Abdurrahman r.a. sordu:

- Ne oldu, neyin var? Hz . Abdullah r.a.:

 

- Ayağım kasıldı, kımıldatamıyorum, dedi.

 

Hz . Abdurrahman r.a.:

 

- En sevdiğin insanın adını an da iyileşsin.

 

Hz . Abdullah r.a. inler gibi söyledi:

 

- Ya Muhammed!

 

“ Ya Muhammed� dedi, yürüdü...

 

Ashab'dan bir zat, bir gün Efendimiz s.a.v.'e gelerek sordu:

 

- Ya Rasulallah ! Kıyamet ne zaman kopacak?

 

Efendimiz s.a.v. buyurdu:

 

- O günü soruyorsun. Sorduğun, geleceğini bildiğin o gün için ne hazırladın? O zat:

 

- Hiçbir şey... Ama şu var ki, ben Allah ve Rasulu'nü çok seviyorum. Efendimiz s.a.v. buyurdu:

 

- Öyleyse sevdiklerinle berabersin.

 

Ve bir gün öyle bir söz söyledi ki, ashabını hiçbir şey o söz kadar sevindirmemişti. Efendimiz s.a.v.'e dediler:

 

- Ey Allah'ın Rasulü . Bir adam var ki, birisini yaptığı güzel işlerden dolayı çok seviyor. Fakat kendisi onun gibi yapmıyor. Ne buyuruyorsunuz?

 

Allah Rasulü buyurdular:

 

- KiÅŸi sevdiÄŸi ile beraberdir.

 

Ayrılık var mı?

 

Göğün derdi var mı insanda?

 

O'nu bir kere gördü gökyüzü, bir daha görecek mi?

 

Oysa insan sevince, her dem O'nunla , her anı O'nunla olacak.

 

Bir gün, ayrılık ateşiyle şimdiden yananlardan birisi Rasulullah s.a.v.'e geldi:

 

- Ey Allah'ın Rasulü , seni canımdan da, çocuğumdan da, malımdan da çok seviyorum. Evdeyken seni hatırlayınca evde duramıyor, gelip sana bakıyorum. Her nerede olsam seni özlüyorum. Ama beni ve seni düşününce... Sen cennetin en güzel köşesinde peygamberlerle olacaksın. Ben cennete girsem bile seni göremeyeceğim. Üzülüyorum, Ey Allah'ın Rasulü , çok üzülüyorum.

 

Efendimiz s.a.v. mübarek başını eğdi, sustu sustu ... Az sonra Cebrail a.s. geldi. Bir müjdeyle geldi:

 

“Kim Allah'a ve Peygamber'e itaat ederse, işte onlar Allah'ın kendilerine nimetler verdiği peygamberler, sıddîkler , şehitler ve salihlerle beraberdir. Onlar ne iyi arkadaştır!..� (Nisa, 69)

 

Kubbeli ev nerede?

 

Efendimiz s.a.v. ashabından birkaç kişi ile Medine'de dolaşıyordu. Yüksekçe, kubbeli bir ev gördüler. Rasul -i Ekrem s.a.v. evin sahibinin kim olduğunu sordu. Ashab da cevap verdi. Efendimiz s.a.v. sükut etti.

 

Aradan biraz zaman geçmişti. Evin sahibi Rasulullah s.a.v.'in yanına geldi, selam verdi. Efendimiz s.a.v. selamı almadığı gibi o zattan yüz çevirdi. Bu hadise birkaç kez yaşandı.

 

Sahabi , Efendimiz s.a.v.'in kendisine kızmış olduğunu hissediyor, fakat bu kızgınlığın sebebini bir türlü bulamıyordu. Nihayet dertli dertli etrafındakilere:

 

- Rasulullah benden yüz çeviriyor, fakat sebebini bilmiyorum, dedi. Onlar da:

 

- Rasulullah dolaşırken senin oldukça yüksek kubbeli evini gördü, dediler.

 

Sahabi hemen koştu evini yıktı.

 

Bu hadiseden sonra Peygamberimiz s.a.v. bir gün yine şehri dolaşmaya çıkmıştı. Evi göremeyince:

 

- Kubbeli ev ne oldu? diye sordu. Olan biteni anlattılar.

 

- Senin hoşlanmadığını öğrenince yıktı, dediler. Allah'ın Rasulü :

 

- Allah ona rahmet etsin! Zaruret dışındaki her bina sahibi için vebaldir, buyurdu.

 

KeÅŸke o sevinseydi

 

Hz . Ebu Bekir... Yol arkadaşı, mağara arkadaşı, sıddîk ... Elbette kolay değil sıddîk olabilmek, o vasfı taşıyabilmek.

 

Hz . Ebu Bekir r.a. için ne güzel bir gün, ne güzel bir an. Babası Ebu Kuhafe biat etmek için elini Nur'a uzatıyor. Ebu Bekir r.a.' ın bayramı. Kanatlansa, uçsa yeri. Fakat o ağlıyor, ağlıyor, ağlıyor... Ebu Kuhafe şaşkın, ashab şaşkın. Rasulullah s.a.v. soruyor:

 

- Niçin ağlıyorsun? Hz . Ebu Bekir r.a.:

 

- Ey Allah'ın Rasulü , sana biat için uzanan bu el babamın eli değil de, seni bağrına basan, kollayan, senin kolun kanadın olan amcan Ebu Talib'in eli olsaydı, Allah seni sevindirseydi, ben daha çok sevinirdim.

 Allah'ın sevgilisi amcası için üzülürken, Hz . Ebu Bekir babası için sevinemiyordu.

Ya Hz . Ömer?.. Onun sevgisi, muhabbeti?..

 

Bedir harbinde alınan esirler arasında Peygamberimiz s.a.v.'in amcası Abbas da vardı. Ensar'dan müslümanlar onu öldürmek istiyorlardı. Allah'ın Rasulü bunu duydu. Üzüldü, üzüldü... Bütün gece uyuyamadı. Sabah Hz . Ömer r.a.'ı gördü.

Ona:

 

- Bu gece amcam Abbas'ın yüzünden hiç uyuyamadım. Ensar onu öldüreceğini söylüyor, buyurdu.

 

O üzgün, O dertli, O mahzun. Hiç durur mu Hz . Ömer? Hemen Ensar'ın yanına koştu:

 

- Abbas'ı serbest bırakın! Onlar:

 

- Hayır, bırakmayız! Hz . Ömer r.a.:

 

- Rasulullah üzülüyor, bırakmanızı istiyorsa! Onlar:

 

- Rasulullah istiyorsa al götür!

 

Hz . Ömer Abbas'ı teslim aldı. Ona:

 

- Ey Abbas , müslüman ol. Allah'a yemin ederim ki senin İslâm'a girmen, beni babamın müslüman olmasından daha çok sevindirir. Çünkü senin müslüman olman Allah Rasulü'nü çok memnun edecek.

 

Ve Abbas , Mekke'nin fethinde müslüman oldu.

 

O saÄŸ olsun da

 Uhud savaşında Rasulullah'ın şehit olduğu haberi yayılmış, bu haber Medine'ye kadar varmıştı. Bir kor düşmüştü Medine'ye, yanıyor, yanıyordu şehir.

Ensar'dan bir hanım dayanamadı, koştu harp meydanına. Sahabiler hanıma, “baban şehit oldu� diyor, babasını gösteriyorlardı. O, “ Rasulullah � diyordu. Nihayet oğlunu şehitler arasında görüyor, yine “ Rasullullah � diyordu. “O nerede, O nasıl?� Ve Efendimiz'i gördü. İşte sağdı, selametteydi. Rahatladı, huzura erdi:

 

- Anam babam sana feda olsun ey Allah'ın Rasulü ! Sen selamette olduktan sonra hiçbir felaket umurumda değil!..

 

O'nsuz bir alem

 

Efendimiz s.a.v. hastaydı. Şehir hastaydı. Çok sevdiği kızı Fatıma'yı çağırdı, gizlice kulağına bir şeyler söyledi. Fatıma ağlamaya başladı, ağladı, ağladı... Efendimiz s.a.v. yine gizlice bir şeyler söyledi Hz . Fatıma'ya . Bu kez sevindi, güldü.

 

Hz . AiÅŸe r.a. sordu:

 

- Ne dedi sana? Ne dedi de önce ağladın, sonra sevindin, güldün?

 

Hz . Fatıma r.a. şöyle cevap verdi:

 

- Bu hastalığın neticesinde vefat edeceğim, dedi. Ağladım. Ailemden ilk önce bana kavuşacak olan sensin, dedi. Güldüm.

 

Ve Rabbi'ne kavuşmuştu. O gece kimseler uyuyamamıştı. Ehl -i Beyt de Rasulullah s.a.v.'in sedir üzerinde yatan mübarek naaşına bakıyor, avunuyordu. Fakat seher vakti kazma sesleri duyulunca...

 

Tek bir acı düştü gönüllere, tek bir kıvılcım yaktı şehri. Hele Bilâl-i Habeşî...

 

Sonra... Sonra müminler her ne vakit bir belaya uğrasalar, Rasulullah'ın vefatını hatırlayıp, belayı atlayıp geçtiler. Gök kubbe de yerküre de daha büyük bir acı görmedi.

 

Biz nasıl sevelim?

 Rasulullah s.a.v. abdest aldığı zaman Ashab koşarak abdest suyunu alır, yüzlerine, vücutlarına sürerlerdi. Bir defasında Rasulullah s.a.v. sordu:

- Niçin böyle yapıyorsunuz?

 

Sahabiler dediler ki:

 

-Bereket ve hayır umuyoruz.

 

Efendimiz s.a.v. buyurdu:

 

- Kim Allah ve Rasulü'nü seviyor, Allah ve Rasulü'nün sevgilisi olmak istiyorsa, söylediğinde doğru söylesin, emanete ihanet etmesin, komşusunu incitmesin.

 

Kaç asır geçti ey Sevgili?

 

Asırlar perde olmadı, olamaz.

 

Çünkü sen bizi sevdin. Ümmetim dedin, kardeşlerim dedin.

 

Bu devirde seni malından da, canından da, evladından da çok sevenler var. Doğru söylüyor, kimseyi incitmiyorlar. Bizi onlara emanet ettin. Yarın mahşer gününde sen üzülmeyesin diye bize kol kanat geriyorlar.

 

Seni seviyoruz.

 

Seni sevenleri seviyoruz.

 Seni sevenlerin eşiğini seviyoruz.  
Åžub
17

Hayatsın Bize Efendim

Posted by zixak Şimdi, ruhu hüzünden nasırlaşmış, umudu Sen olan bir özlem bekçisi yorgunluğuyla aralıyorum yüreğimi...Mecalimin Sana susadığı demlerdeyim bu akşam Efendim... Bu sabah en habersiz bir çocuk kadar bayram tazeliğinde bakıyorum yaşama... Hem eksik, hem Sen'liyim Efendim...Geçip huzurunda, kuraklık çeken bir toprak gibi ruh açlığını gösterip, Seni her anışta ruhun nasıl aydınlandığını söylemek istiyorum Efendim... Açılmamış dünya perdesinin insanı boğan karanlığını değil, bu karanlıktan ilahi nûr görülebildiğinde, insanın ömrünü nasıl rızaya uygun yaşayabileceğini söylemek Efendim... Ve benliğin hantallığı ilimle kıpırdatıldığında, nasıl hem halis bir kul hem de kulluk tadına dayanarak hayat dolu olunabildiğini söylemek... Gül yüreğinle dinler misin beni Efendim?.."Hâlimiz ezik, hâlimiz düşük, hâlimiz ateşe yaklaşan kelebekler kadar bitik... Ama biz, biz bundan bile habersiziz" demekten öyle çok korkuyorum ki Efendim...Oysa Gül'sün Sen... En Güzel'sin... En Özel'sin... Söylemek varken Sana en gül sözler, en güzel duygular... Sunulması gerekirken Sana en özel yaşayışlar... Yetersizim Efendim, yetersiziz Efendim; mahcupluğumuzu dile getirmekle bile mahcupluk çekiyor bütün kelimeler... Ama bahsedebilmeyi isterdim Sana Efendim; Sana olan aşkımızın yaşantımızı görmede bizi nasıl uyandırdığını... İçimize düşen hayalinde can çekişen bitimliğimizi... Her dünya bitişinde gözümüzde, özümüzle Sen'in hayalinde nasıl arınmış olarak dirildiğimizi ve dirilişlerimizi yenilemeye nasıl ihtiyaç duyduğumuzu Efendim, söylemek isterdim... Ve özlemlerimize biriken Sevgini söylemek... Sevgini Efendim...Sana düşkünlüğümüzü bilmeni isterdim... Şefaatine acizliğimizin çokluğunda nasıl boğulduğumuzu hissettiğimizi... Sonra, Secdelerde göz yaşlarımızla ıslanan seccadelerin hâlimizi anlatışını duyurmak isterdim Sana... Sevgilin'in huzurunda yüreğimizdeki İsminiz'i anabilmek isterdim, yana yana... İkinizi çok sevdiğimizi bilmeni.. Yüreğimizin Sevgilin'in karşısında nasıl da titrediğini, bu yaşamı O'nun adında yaşayabilme gayretimizi... O'nun çizgisinde ilerleme telaşımızı hayatın içinde nasıl sağlam tutmaya çalıştığımızı Efendim, bilmeni isterdim... O'na uymaya ant içmiş can bedelimizi ve bir emire çekilen bin zahmeti...Efendim... Aklımıza kazınmış ayetlere öyle tutunuyoruz ki... Ruhumuza bir Besmelenin ne demek olduğunu izah etmeye çalışıyoruz direterek... Dua dua Rahmete ermeye dileniyoruz... Kulluk tadında hissedilen sevgimizi haykırmaya hazırız Efendim... Bilmeni isterim bunları, bunları söyleyebilmeyi Efendim... Ve daha birçok şeyi... Sevgimiz Sevgilin'in nasibinden Efendim... Kurtuluşumuz olur Sana olan Sevgimiz...Ve 'bayram'... İnsanı ebedî saadete kavuşturacak olan 'bayram' Efendim... Yüzümüze bakman 'bayram'dır bize... Bize 'bayram'lar verir misin Efendim...

 Belkıs TUNÇAY

 Â