Ara
21
21
Tartışmak
Posted by zixak
Essalâtu vesselâmu aleyke Yâ Rasûlallâh...
Ebu’d-Derda, Ebu Ümame, Eska oğlu Vasile ve Enes bin Malik’ten şöyle rivayet edilmiştir: “Biz bir gün dini bir konuda tartışma yaparken, Resulullah (S.A.V) yanımıza geldi. Bize, öyle fena öfkelenmişti ki, böylesine hiç öfkelenmemişti. Sonra biz tartışmamıza devam ettik bunun üzerine Resulullah (S.A.V) şöyle buyurdu: “Yavaş olun Ey Muhammed Ümmeti! Sizden öncekiler sırf bunun yüzünden helak oldular. Bırakın münakaşayı, iyiliği yoktur. Bırakın tartışmayı, zira mü’min tartışmaz. Vazgeçin tartışmadan, çünkü tartışan kişi tamamen ziyandadır. Terkedin münakaşayı, münakaşa edene kıyamet gününde şefaat etmem. Terkedin münakaşayı, zira ben haklı olduğu halde tartışmayı bırakan kimseye cennetin kenarlarında, ortalarında ve yüksek yerlerinde üç köşk verileceğine kefilim. Vazgeçin tartışmadan, çünkü putlara tapmaktan sonra Rabbimin bana ilk yasak ettiği şey tartışmadır.� (Taberani) Mücadele ve münakaşadan kötü ahlaklar meydana gelir, Mücadele kendi arkadaşına galip gelmek amacı ile yapılır. Dostlar arasındaki kin ateşini körükleyen münakaşadır. Münakaşa, karşıdaki insanı cahil yerine koymak, sen bilmezsin, ben bilirim demektir. Münakaşa, dostların azalmasına, hasımların çoğalmasına sebep olur. Münakaşa, kendisinin akıl, fazilet ve ilimde üstünlüğünü ispata çalışmaktır. Bu ise karşıdakini cehalet ve ahmaklıkla itham etmektir.
Posted under Hadis Bahçesi
 Sen gülleri akıttın uğrunda yanan
Beş milyonun gönlüne Ya Resul
Ben kalbimi yardım
Damarlarımdan kanımı akıttım Ey Nebi
Güllerin solmasın tertemiz goncaların kana bulanmasın
Avuçlarında insanlığa adanmış taptaze bir bahar saklı
Selamla dönmekte yine yeryüzünde en yüce sevdalar Nefesini duyacaktım sanki Ya Resul, bir soluk alsan
Ellerini tutacaktım sanki Ey Nebi, ellerini bir uzatsan
Selamlarını getirmiştim mazlum ve masum kardeşlerimin
Önünden geçerken üç saniye üç asır gibi geldi
Duydum aldığını getirdiğim selamları, söz yerine geldiNasıl dünya huşu ve edeple geçmekte önünden Ya Resul
Sen her zamanki gibi yine mütevazi, yine şefkatlisin Ey Nebi
Bir yanına almışsın dünyanın en cömert kalplisini
Mağara arkadaşın olmuştu hicret ederken şehirlerin en Medenisine
Bir damla yaş süzülmüştü yüzünden
Ayak parmağını ısıran yılanın sancısındaMağara arkadaşınla dünyada eleleydin
Kabirde de aynı Ya Resul
Hemen yanında da yürürken yeri titreten biri vardı Ey Nebi
Önce Ömer idi adı, Seni tanımadan evvel Sana cephe almıştı
Ve bir gün Ömer müslüman oldu
Her şey meydanlarda açıkça söylendi
Artık Ömer, Faruk olmuştu hicrette kılıcına sarılmıştıVarsa karısını dul, çocuklarını yetim bırakmayan isteyen
İşte gidiyorum, tek başıma hicret ediyorum ben
Bir gün elbet döneceğiz doğup yaşadığımız bu topraklara
Medine de büyüyüp olgunlaşacak yücelecek bu sevda diyorduGiderken Ali’yi çağırmıştın
Bu akşam sen kalacaksın
Benim yatağımda sen yatacaksın demiştin
O çocukların ilkiydi, yüreği tertemizdi
Åžimdi o peygamberler peygamberinin vekiliydi
Güzelliklerden ruhları uzak kalanlar aldanacaktı
Peygamber evine zorla girdiklerinde
Senin yerinde Ali’yi bulacaklardı
Ne büyük bir devletti Ali için
Peygamber yatağında yatmak
Ne bulunmaz bir servetti
Seni örten yorganda sabahlamak
Ve ne paha biçilmez hazineydi
Başına koyduğun yastığa baş koymak
Yerden bir avuç toprak alıp
Savurmuştun kapıdan çıkarken yeryüzüne
Dönüp de arkana bile bakmadan
DoÄŸduÄŸun topraklara veda ettin.
Gidişin güzelliklerle geri dönmenin
Çağlar ötesi muştusuydu sanki
Hüzünler bile giderken hüzünlendi kahrından
Ağladı günlerce arkandan Ya Resul
Kederler yasa boğuldu gözyaşlarını döktü
Bulutlar kahrından unuttular
Rahmet yüklü yağmurlara gebe olduğunuÖlüm bile kendi cenazesine ağlamamıştı
Bugüne kadar
Görmemişti yeryüzü böyle bir acımasızlığı
Bugüne dek
Dayanabilir miydi buna insanlardaki bu yürek
Elbette dayanacaklardı çünkü sen farklıydın
Alemlere rahmettin dostlarına sabretmeyi öğrettin
Zulümleri güllerle yok ettin
Çileleri sabırla tükettin
Ve dönmüştün bir gün dostlarınla hep beraber
Büyük bir zaferle kan dökmeden
Şehirlerin anası olan canım Mekke’yeBir beyaz gülle gelmiştim huzuruna
Çok uzaklardan Ya Resul
Buram buram kokun geldi kabrinin önünden geçerken
Gülün kokan kokularının üstüne Ey Nebi
Tertemiz yüreğinden güller yürüdü üzerime
Gül yağdı vadilere, yağdı ormanlara
Gül yağdı Mekke’ye, yağdı Medine’ye
Gül yağdı Şam’a, yağdı Vatanıma
Gül yağdı İstanbul’a, yağdı Bursa’ma
Ve güller yağdı ömrümüzün baharına ve yazına Ya Resul
Gül koktu tomurcuk tomurcuk her kelime ve her hece
Ve bundan böyle hep kokacak Ya Resul
Her doğan gündüz ve her gelen gece
Â