Archive for Aralık 21st, 2007

Ara
21

Tartışmak

Posted by zixak

Essalâtu vesselâmu aleyke Yâ Rasûlallâh...

Ebu’d-Derda, Ebu Ümame, Eska oğlu Vasile ve Enes bin Malik’ten şöyle rivayet edilmiştir: “Biz bir gün dini bir konuda tartışma yaparken, Resulullah (S.A.V) yanımıza geldi. Bize, öyle fena öfkelenmişti ki, böylesine hiç öfkelenmemişti. Sonra biz tartışmamıza devam ettik bunun üzerine Resulullah (S.A.V) şöyle buyurdu: “Yavaş olun Ey Muhammed Ümmeti! Sizden öncekiler sırf bunun yüzünden helak oldular. Bırakın münakaşayı, iyiliği yoktur. Bırakın tartışmayı, zira mü’min tartışmaz. Vazgeçin tartışmadan, çünkü tartışan kişi tamamen ziyandadır. Terkedin münakaşayı, münakaşa edene kıyamet gününde şefaat etmem. Terkedin münakaşayı, zira ben haklı olduğu halde tartışmayı bırakan kimseye cennetin kenarlarında, ortalarında ve yüksek yerlerinde üç köşk verileceğine kefilim. Vazgeçin tartışmadan, çünkü putlara tapmaktan sonra Rabbimin bana ilk yasak ettiği şey tartışmadır.� (Taberani) Mücadele ve münakaşadan kötü ahlaklar meydana gelir, Mücadele kendi arkadaşına galip gelmek amacı ile yapılır. Dostlar arasındaki kin ateşini körükleyen münakaşadır. Münakaşa, karşıdaki insanı cahil yerine koymak, sen bilmezsin, ben bilirim demektir. Münakaşa, dostların azalmasına, hasımların çoğalmasına sebep olur. Münakaşa, kendisinin akıl, fazilet ve ilimde üstünlüğünü ispata çalışmaktır. Bu ise karşıdakini cehalet ve ahmaklıkla itham etmektir.
Ara
21

Beyaz Gülün Hikayesi…

Posted by zixak   Sen gülleri akıttın uğrunda yanan Beş milyonun gönlüne Ya Resul Ben kalbimi yardım Damarlarımdan kanımı akıttım Ey Nebi Güllerin solmasın tertemiz goncaların kana bulanmasın Avuçlarında insanlığa adanmış taptaze bir bahar saklı Selamla dönmekte yine yeryüzünde en yüce sevdalar Nefesini duyacaktım sanki Ya Resul, bir soluk alsan Ellerini tutacaktım sanki Ey Nebi, ellerini bir uzatsan Selamlarını getirmiştim mazlum ve masum kardeşlerimin Önünden geçerken üç saniye üç asır gibi geldi Duydum aldığını getirdiğim selamları, söz yerine geldiNasıl dünya huşu ve edeple geçmekte önünden Ya Resul Sen her zamanki gibi yine mütevazi, yine şefkatlisin Ey Nebi Bir yanına almışsın dünyanın en cömert kalplisini Mağara arkadaşın olmuştu hicret ederken şehirlerin en Medenisine Bir damla yaş süzülmüştü yüzünden Ayak parmağını ısıran yılanın sancısındaMağara arkadaşınla dünyada eleleydin Kabirde de aynı Ya Resul Hemen yanında da yürürken yeri titreten biri vardı Ey Nebi Önce Ömer idi adı, Seni tanımadan evvel Sana cephe almıştı Ve bir gün Ömer müslüman oldu Her şey meydanlarda açıkça söylendi Artık Ömer, Faruk olmuştu hicrette kılıcına sarılmıştıVarsa karısını dul, çocuklarını yetim bırakmayan isteyen İşte gidiyorum, tek başıma hicret ediyorum ben Bir gün elbet döneceğiz doğup yaşadığımız bu topraklara Medine de büyüyüp olgunlaşacak yücelecek bu sevda diyorduGiderken Ali’yi çağırmıştın Bu akşam sen kalacaksın Benim yatağımda sen yatacaksın demiştin O çocukların ilkiydi, yüreği tertemizdi Şimdi o peygamberler peygamberinin vekiliydi Güzelliklerden ruhları uzak kalanlar aldanacaktı Peygamber evine zorla girdiklerinde Senin yerinde Ali’yi bulacaklardı Ne büyük bir devletti Ali için Peygamber yatağında yatmak Ne bulunmaz bir servetti Seni örten yorganda sabahlamak Ve ne paha biçilmez hazineydi Başına koyduğun yastığa baş koymak Yerden bir avuç toprak alıp Savurmuştun kapıdan çıkarken yeryüzüne Dönüp de arkana bile bakmadan Doğduğun topraklara veda ettin. Gidişin güzelliklerle geri dönmenin Çağlar ötesi muştusuydu sanki Hüzünler bile giderken hüzünlendi kahrından Ağladı günlerce arkandan Ya Resul Kederler yasa boğuldu gözyaşlarını döktü Bulutlar kahrından unuttular Rahmet yüklü yağmurlara gebe olduğunuÖlüm bile kendi cenazesine ağlamamıştı Bugüne kadar Görmemişti yeryüzü böyle bir acımasızlığı Bugüne dek Dayanabilir miydi buna insanlardaki bu yürek Elbette dayanacaklardı çünkü sen farklıydın Alemlere rahmettin dostlarına sabretmeyi öğrettin Zulümleri güllerle yok ettin Çileleri sabırla tükettin Ve dönmüştün bir gün dostlarınla hep beraber Büyük bir zaferle kan dökmeden Şehirlerin anası olan canım Mekke’yeBir beyaz gülle gelmiştim huzuruna Çok uzaklardan Ya Resul Buram buram kokun geldi kabrinin önünden geçerken Gülün kokan kokularının üstüne Ey Nebi Tertemiz yüreğinden güller yürüdü üzerime Gül yağdı vadilere, yağdı ormanlara Gül yağdı Mekke’ye, yağdı Medine’ye Gül yağdı Şam’a, yağdı Vatanıma Gül yağdı İstanbul’a, yağdı Bursa’ma Ve güller yağdı ömrümüzün baharına ve yazına Ya Resul Gül koktu tomurcuk tomurcuk her kelime ve her hece Ve bundan böyle hep kokacak Ya Resul Her doğan gündüz ve her gelen gece
Ara
21

Eğer bir gün Peygamber Efendimiz ziyaretinize gelse

Posted by zixak

  

Eğer bir gün Peygamber Efendimiz ziyaretinize gelse, Yalnızca birkaç günlüğüne aniden çalsa kapınızı, Merak ediyorum neler yapacağınızı... Biliyorum ama Böylesine şerefli bir konuğa açacağınızı en güzel odanızı, Ona sunacağınız yemeklerin en iyisi olacağını, Ve inandırmaya çalışacağınızı, Onu evinizde görüyor olmaktan mutluluk duyacağınızı; Gerçekten evinizde ona hizmet etmekten alacağınız hazzı. Fakat söyleyin bana, Efendimizi evinize doğru gelirken gördüğünüzde, Onu kapıda mi karşılayacaksınız? Yoksa onu içeri almadan önce, aceleyle, Bazı dergileri, gazeteleri çarçabuk saklayıp Yerine Kur'an’ı mı koyacaksınız? Peki hala Amerikan filmlerini seyredecek misiniz televizyonda? Yoksa kapatmaya mi koşacaksınız aceleyle, O size kızmadan önce ?Kim bilir ? Belki de ağzınızdan hiç çıkmamış olmasını mı dilerdiniz, Hatırlayamadığınız en son çirkin kelimeyi... Peki ya dünyalık müziğinizi, kasetlerinizi de saklayacak misiniz? Ve bunun yerine ortalığa, Kitaplığınızın raflarında tozlanmış, Hadis kitapları mı çıkaracaksınız ? Hemence içeriye girmesine izin verecek misiniz? Yoksa telaşla ne yapayım diyerek, Sağa sola mi koşturacaksınız ? Merak ediyorum: Eğer Peygamber Efendimiz, Bir kaç günlüğüne sizinle birlikte yasasa, Yapmaya devam edecek misiniz, Her zaman yaptığınız şeyleri ? Ailenizdeki sohbetler eski halini koruyacak mi? Her yemekten sonra sofra duası etmeyi, Yine zor mu bulacaksınız ? Hiç yüzünüzü asmadan, Oflayıp puflamadan, Her vakit namazınızı kılacak misiniz? Ya sabah namazı için, Sıcacık yatağınızdan, Erkenden fırlayacak misiniz? Peki ya yine mırıldanacak misiniz, Her zaman söylediğiniz şarkıları ? Ve okuyacak misiniz, Her zaman okuduğunuz kitapları? Peki bilmesine izin verecek misiniz, Aklinizin ve ruhunuzun beslendiği şeyleri ? Yoksa hiç bilmemesini mi isterdiniz? Şöyle diyelim yada: Gideceğiniz her yere götüre bilecek misiniz Peygamberi de ? Yoksa birkaç günlüğüne değişecek mi planlarınız? Tanıştırmaktan onur duyacak misiniz en yakın arkadaşınızı onunla ? Yoksa hiç karsılaşmamalarını mi umardınız, Peygamberin ziyareti bitene dek birbirleriyle? Simdi söyleyin açık yüreklilikle, Onun kalmasını ister misiniz sizinle? Sonsuza dek, hep birlikte... Yoksa rahat bir nefes mi alacaksınız, Ziyareti bitip gittiğinde ? Gerçekten bilmek ilgi çekici olabilir değil mi? Bilmek ve düşünmek, Eğer bir gün Peygamber Efendimiz ziyaretinize gelse Yapacağımız şeyleri... Eğer bir gün Peygamber Efendimiz ziyaretinize gelse, Yalnızca birkaç günlüğüne aniden çalsa kapınızı, Merak ediyorum neler yapacağınızı ...  [kml_flashembed movie="http://www.youtube.com/v/HKIQSJxekb4" width="425" height="350" wmode="transparent" /]